Gel şöyle yanıma küçük dostum, kulağını yaklaştır da sana çok eski zamanlardan kalma, yıldızların ve rüzgarların bile fısıldadığı bir hikaye anlatayım.
Bir zamanlar, uzaklarda, Samothrake adasında Dardanos adında bir delikanlı yaşarmış. Gökyüzü dostumuzun oğluymuş kendisi. Kardeşi İasion ile o güzel adada hoplayıp zıplarken, ansızın büyük bir fırtına kopmuş, sular yükselmiş. Bizimkiler de bir sala atlayıp kendilerini suların insafına bırakmışlar. Dalgalar onları alıp Anadolu kıyılarına, yani bizim buralara kadar getirmiş.
O zamanlar buralarda Teuker adında bilge bir kral varmış. Teuker, Skamandros irmaginin ve Idaia daginin çocuğudur; toprakla suyun dostluğunu iyi bilir. Dardanos'un cesaretini görünce onu çok sevmiş, kızı Batieia ile evlendirmiş ve ona kendi krallığını bırakmış. Dardanos da boş durmamış, bugünkü Çanakkale taraflarında, o güzelim tepelerde kendine bir şehir kurmuş. İşte o meşhur Troya şehrinin temelleri böyle atılmış.
Dardanos sadece şehir kurmakla kalmamış; dağların, bayırların, doğanın sırlarını taşıyan kutsal adetleri de buralara getirmiş. Hatta Arkadya'dan çok eski, koruyucu bir heykel olan Palladion'u getirip şehrine yerleştirdiği söylenir.
Dardanos'un soyu da kendisi gibi bereketli olmuş. Oğlu Erikhtonios, dünyanın en zengin krallarından biriymiş. Öyle çok atı varmış ki, çayırları doldururlarmış. Hatta kuzey rüzgarı Boreas bile bu atların güzelliğine vurulup, kara yeleli bir aygıra dönüşmüş ve kısrakların yanına katılmış. O atlardan doğan taylar öylesine hafifmiş ki, başakların üstünde koşsalar başakları bile incitmezlermiş.
Bu soydan Tros gelmiş, sonra da İlos ve Assarakos. Aralarında bir de Ganymedes varmış ki, güzelliği dillere destanmış. Gökyüzü dostumuz onu o kadar sevmiş ki, yanına almış; şimdi orada mis gibi içecekler sunar, günlerini neşeyle geçirirmiş.
Sonra Laomedon gelmiş, ondan da Priamos doğmuş. İşte o meşhur Hektor, bu büyük soydan gelir. Aineias da, "Ben bu soydan, bu kandan gelirim" diye hep gururla anlatır.
Gördün mü küçük dostum? Her şey bir sal ile başlamış, sonra devasa bir destana dönüşmüş. Şimdi hadi, git biraz koş da şu atlar gibi rüzgarı yakala, ama sakın başakları ezme ha!
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana kralların, altından tahtlarda oturanların soy ağaçlarından bahsederler; sanki hepsi gökten zembille inmiş birer kahramanmış gibi. Oysa gerçek, bazen bir salın üzerinde, fırtınada savrulan küçük bir çocuğun korkusunda gizlidir.
Dardanos'u duymuşsundur, Troya'nın atası derler ona. Gökyüzü sakinlerinin, yani o kibirli "Güçlüler"in oğlu olduğu söylenir. Ama bir düşün bakalım: Kendi kardeşi İasion öldüğünde ve evi sular altında kaldığında, o görkemli soyunun koruyucuları neredeydi? Dardanos, darmadağın olmuş bir dünyadan, korkuyla ve çaresizlikle kaçıp başka topraklara sığınan bir mülteciydi aslında.
Teuker onu karşıladı, ona kızını ve tahtını verdi. Ama bu bir armağan mıydı, yoksa Dardanos'un o yeni toprakların sistemine eklemlenme çabası mı? Dardanos, sadece yeni bir şehir kurmadı; beraberinde gizemli Kabir'lerin sırlarını ve Kybele'nin kadim sesini getirdi. Ama unutma, bazen sistemin içine sızmak için onlardan bir şeyler çalman gerekir. Arkadya'dan getirilen o Palladion heykeli... Sahi, bir şehri koruması için başka bir yerden çalınan kutsal bir eşya, gerçekten huzur getirir mi? Yoksa sadece daha büyük savaşların tohumlarını mı eker?
Senin o destanlarda okuduğun "kusursuz" krallar, atlarının bolluğuyla övünürlerdi. Erikhtonios'un on bin kısrağı vardı; peki o atlar çayırlarda koşarken, o topraklarda karın tokluğuna çalışan insanlar ne düşünüyordu? Ganymedes'i hatırla... En güzeli olduğu için "Gökyüzü sakinleri" onu kaçırdı. Onlar için Ganymedes, güzelliğiyle göz kamaştıran bir içecek sunucusu, bir oyuncak, bir eşyaydı. Ailesinin acısını, çocuğun korkusunu kimse sormadı; sadece "Tanrılar arasında yaşasın" dediler. İşte Güçlüler böyledir evlat; güzelliği de, hayatı da kendine mal eder.
Dardanos’tan Priamos’a, Hektor’dan Aineias’a uzanan o şanlı kan soyu, aslında büyük hırsların ve sessizce kurban edilenlerin üzerine kuruldu. Bir yudum şarapla dudaklarımı ıslatıp neşeyle gülümserken, şunun farkındayım: Tarih, kazananların ve kralların sesidir. Bizse sessizlerin, okyanusun ötesinde sahipsiz kalanların ve güzelliği çalınanların gerçeklerini arıyoruz.
Sakın unutma; bir gün sana "soylu bir kökenden geliyorsun" diyen olursa, ona Dardanos'un o fırtınalı denizde sığınacak bir kıyı arayan, korku içindeki çocuk halini hatırlat. Çünkü gerçek krallık, taçta değil, vicdanın o uçsuz bucaksız özgürlüğündedir.