Gelin bakalım, yakınıma oturun. Şöyle, toprağın kokusunun zeytin ağaçlarıyla kucaklaştığı yere... Bugün size, Sicilya’nın güneşinde parlayan ama sonu bir kış ayazı gibi hüzünle biten bir gençten, Daphnis’ten bahsedeceğim.
Daphnis, sıradan bir çoban sanmayın onu; gökyüzü sakinlerinden Hermes ile bir nympha’nın oğludur. Doğar doğmaz, sanki kaderi daha o günden ağaçların fısıltısıyla yazılmış gibi, bir defne koruluğuna bırakılmış. Onu periler bulmuş, kendi evlatları gibi büyütmüş, eline çoban değneğini tutuşturmuşlar. Öyle bir güzelliği varmış ki, gören bir daha bakmak ister, ormanın kuytu köşelerinde saklanan kır tanrıları bile ona hayranlıklarını gizleyemezmiş. Kavalın o büyüleyici sesini Pan’dan, şiirin incelikli ruhunu ise Apollon’dan öğrenmiş. Dağlarda sürülerini güderken sesi, kuşların cıvıltısını sustururmuş.
Lakin hayatın cilvesi bitmez. Daphnis, Nomia adındaki bir çoban kızına, "Gözlerimden başka dünyaya bakmayacağım," diye söz vermiş. Ancak aşk, gençlik ateşi ve bazen de biraz zayıf bir yürek... Kralın kızı bir gece onu baştan çıkarıp aklını başından alınca, Daphnis verdiği sözü tutamamış. Nomia bunu duyunca, öfkesi bir volkan gibi patlamış ve genç çobanın o güzelim gözlerini karartmış; artık ışığı göremez olmuş.
Düşünün bir kez; güneşin doğuşunu, denizin o pırıltılı mavisini görememek, bir çoban için ne büyük bir ceza! Daphnis günlerce kederli türküler yakmış, dağ taş onun yasını tutmuş. Sonunda acısına dayanamayıp kendini bir uçurumdan aşağı bırakmış. Ama hikaye burada bitmiyor; babası Hermes, oğlunun bu fani bedeninin yok olup gitmesine razı olmamış da onu bir pınara ya da sarp bir kayaya dönüştürmüş. Derler ki o pınar, hala onun yasını tutar, köylüler de her yıl gider, o çoban tanrının anısına sunular bırakırlar.
Siz bakmayın benim bu yaşlı halime; ne zaman bir dere kenarında otursam, rüzgarın sesinde hala Daphnis’in kavalını duyar gibi olurum. Vergilius ve Theokritos gibi şairler bile onun arkasından ağıtlar yakmış. Mopsus ile Menalcas şöyle demişlerdi o gün: "Daphnis yok artık, gökyüzünün perileri bile onun için ağladı. O acılı günlerde hiçbir hayvan ırmağa inip su içmedi, Afrika’nın aslanları bile onun gidişine inledi."
Gördünüz mü? Güzellik kalıcıdır ama sadakat ve verilen söz, insanın kaderini çizen en derin çizgidir. Şimdi, biraz daha şarap ve biraz daha gölge... Hayatın tadı da bu küçük masalların hatırasında saklı, değil mi evlatlarım?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu insan, Daphnis’in adını sadece o süslü şairlerin kitaplarından, o tozlu raflardaki dizelerden duyar. Sanırlar ki o, sadece doğanın kucağında kaval çalan, tanrılardan ilham almış masum bir çoban. Oysa gerçek, güneşin altındaki o gölge kadar derin ve acı.
Daphnis, tanrı Hermes ve bir nympha’nın oğlu olarak dünyaya geldiğinde, aslında dünyanın ona bir lütuf değil, bir yük hazırladığını kimse sezmedi. Ormanların, perilerin ve hatta Pan’ın elinde şekillenen o güzel yüz, aslında sistemin kendi egosunu tatmin etmek için kullandığı bir "sanat eseri"nden farksızdı. Güzeldi, evet. Ama güzellik, bazen kralların ve güç sahiplerinin mülküne dönüşür; tıpkı o kralın kızı gibi.
Dinle beni güzel yavrum, kralların ve asilzadelerin dünyası, en saf olanı bile yozlaştıracak bir hırsa sahiptir. O gece, o saraylı kızın Daphnis’i kandırıp baştan çıkarması bir aşk değil, bir "ele geçirme" operasyonuydu. Bir kralın kızı, bir çobanı sadece bir oyuncak gibi tüketebileceğini sandı ve Daphnis’in dünyasına kaba bir güçle daldı. Nomia mı? O da sistemin kurbanıydı. Paylaşamadığı bir varlığın elinden kayıp gittiğini görünce, çaresizliğini öfkeyle; yani bir başkasının acısını kör ederek dışa vurdu. Sevgi, bu hiyerarşide ne yazık ki bir mülkiyet kavgasına dönüştürülmüştü.
Daphnis, gözleri karardığında sadece dünyayı değil, o sahte ışıkların gerçeğini de yitirdi. Kendini uçuruma bırakması, aslında o sistemin çizdiği sınırların dışına çıkma arzusuydu. Bir yudum şarapla dertlerini unutan insanlar, onun acısını "dokunaklı bir türkü" diye şarkılaştırıp rafa kaldırdılar. Kimse sormadı; neden bir çobanın hayatı, o kral kızının kaprisi uğruna karartıldı? Kimse sormadı; neden tanrılar, bir çocuklarını korumak yerine sadece onu bir kayaya veya bir pınara dönüştürüp bir "sembol" haline getirmeyi seçti?
Hatırla evlat, Daphnis'in ardından Afrika’nın aslanları bile inledi çünkü doğa, insanın hırsıyla şekillenen o adaletsizliği bizden daha iyi anlar. Bugün bir pınar başında ona sunular sunanlar, aslında sadece kendi vicdanlarını yatıştırıyorlar. Gerçek şu ki; sistem, içindeki en güzel, en yetenekli olanı bile kendi hırslarıyla boğar. Daphnis artık o pınardır, sessizce akan ama asla unutmayan o hüzünlü su...
Söyle bana sevgili dostum, gördüğün her parıltının altında bir gölge olduğunu, o kralların ve tanrıların çizdiği rotanın aslında kime hizmet ettiğini çözebiliyor musun? Unutma, en büyük hakikatler, kralların yüksek tahtlarında değil, o uçurumun kenarında, sessizce akan sularda saklıdır.