Thesauros Mythology Danaos Kızları

Danaos Kızları

Danaos Kızları

Zoraki evlilikten kaçan Danaos kızları, gerdek gecesi eşlerini katleder. Biri hariç hepsi bu suça ortak olur, sonsuz bir cezaya mahkum kalırlar.

Danaos kızlarının amca oğullarıyla kurulması dayatılan evlilik bağını reddederek, babaları Danaos’un gözetiminde Argos’a sığınma arayışları, Aiskhylos’un en kadim tragedyası olan “Hiketides”in (Yalvarıcı Kadınlar) temel eksenini oluşturur. Oyunun dramatik yapısını sırtlayan koro, Aigyptos oğullarının tahakküm arzusuyla şekillenen birleşme tekliflerine karşı, derin bir dehşet ve tiksinti duyar. Bu tepki, kan bağı yakınlığının getirdiği doğal bir sakınma refleksini aşarak, ataerkil düzenin kutsadığı evlilik kurumunun zorunlu kıldığı boyun eğişi reddetmesiyle, adeta doğa dışı bir başkaldırıya evrilir; tıpkı Amazonların egemenlik biçimlerine yönelttiği o tarihsel huzursuzluk gibidir.

Babalarının telkiniyle giriştikleri o meşum gecede, Hypermestra dışındaki tüm kızlar, üzerlerine kurulan erkek iktidarını bıçakla kesip atarlar. Aiskhylos, *Prometheus* (855 vd.) metninde bu süreci şöyle betimler:

Arzudan gözleri kararmış amca oğulları,
Güvercinlere saldıran çaylaklar gibi,
Yasak gerdeklerin avcıları gibi,
Koşup gelecekler onların ardından.
Ama tanrı hoş görmeyecek birleşmelerini.
Pelagos topraklarında kalacak ölüleri.
Karanlıkta pusu kuran kadın yüzlü cinayet
Hakkından gelecek hepsinin bir gece:
Her gelin öldürecek güveysini,
Kızıl kanlara boyanacak hançerleri.
Böylesi gelin güveylik düşman başına!
Bir tek gelin yalnız, ana olmak hevesiyle
Gevşeyip öldürmeyecek güveysini,
İkisi de kötü yollardan birisini seçecek,
Katil olacağıma kahpe olurum, diyecek.
Ve işte ondan doğacak Argos’ta bir kral
Soyu.

Bu direnişin yarattığı iktidar boşluğu, mitin sonradan eklenen katmanlarında, yeraltı dünyasında dibi delik bir fıçıyı doldurmaya mahkum edildikleri o anlamsız ve bitimsiz ceza tasviriyle disipline edilmeye çalışılmıştır. Ancak antik Yunan metinlerinin kendi içsel mantığında bu ebedi azap motifine rastlanmaz; zira o dönemde hikayenin odak noktası, bir otoritenin altına girmeyi reddeden iradenin, kendi kaderini kanla yazması üzerine kuruludur.
Silenos
Gel evlat, otur şöyle yanıma. Bak, güneş yavaş yavaş dağların ardına çekiliyor; gökyüzü sakinleri yine kendilerine ziyafet sofraları kurmaya başlamıştır yukarıda. Elimdeki şu testinin son damlası gibi, anlatacaklarımın da tadı damağınızda kalsın isterim. Şimdi, arkana yaslan ve dinle...

Çok eski zamanlarda, Mısır taraflarında Danaos adında bir adam ve onun elli tane kızı vardı. Bu kızlar sanki bir bahçenin en nadide çiçekleri gibiydiler ama başları beladaydı. Neden mi? Çünkü amcalarının oğulları, yani kuzenleri, bu kızları zorla kendilerine eş yapmak istiyordu. Kızlarsa bu fikirden o kadar hoşlanmamışlardı ki, sanki birer avcıdan kaçan güvercinler gibi kanat çırparak Argos topraklarına, denizlerin ardına kaçtılar.

Düşünsene, koca bir grup genç kadın, babaları Danaos’un önderliğinde bilmedikleri bir diyara sığınıyorlar. İçlerinde büyük bir ürküntü, bir "asla!" duygusu var. Öyle ki, sadece kuzenlerinden değil, bir erkeğin yanına yaklaşmasından bile o kadar ürküyorlardı ki, doğanın dengesine bile kafa tutuyorlardı. Hani şu sizin çocukların oyun oynarken kurduğu "sadece kızlar girebilir" çemberleri vardır ya, işte bu kızlarınki biraz daha sert, biraz daha keskin bir çemberdi.

Ama kaçmakla kurtulur mu insan? O gözü kara, arzudan gözleri dönmüş kuzenler, birer avcı çaylağı gibi peşlerine düştüler. "Yakalarız, zorla da olsa sahip oluruz," diye kükrüyorlardı. Babaları Danaos ise kızlarına, o meşhur tragedya yazarı Aiskhylos’un da dizelerine döktüğü gibi, belki de akla hayale gelmeyecek bir yol gösterdi.

O meşum gece geldiğinde, her gelin yatağı bir savaş alanına döndü. Karanlık çöktüğünde, o nazik eller, sadece çiçek toplamaya alışık parmaklar, hançerleri kavradı. Bir tek Hypermestra hariç... O, kocasının gözlerine baktığında içindeki o merhameti susturamadı. "Ben katil olacağıma, varsın adım anılsın," dedi. Bir karar vermek zorundaydı; ya elini kana bulayacak ya da yüreğindeki o büyük sevgiyi seçecekti. O, ikincisini seçti ve Argos’un görkemli soyu da işte bu Hypermestra’nın merhametinden filizlendi.

Sonrası mı? Sonrası malum... Yıllar sonra, ozanlar bu kızların ölüler diyarında, Hades’in karanlık bahçelerinde dibi delik fıçıları doldurmakla cezalandırıldığını anlatmaya başladılar. Ama inan bana evlat, o hikaye çok sonradan uyduruldu. İnsanlar, "Bu kadar hançeri olanın, elbet bir cezası da olur," deyip biraz süslemişler işte.

Şimdi söyle bakalım, Hypermestra mı daha cesurdu yoksa diğer kırk dokuz kız kardeş mi? Birinin hançeri mi daha ağır geldi, yoksa diğerinin yüreğindeki o incecik sevgi kırıntısı mı? Düşün bunu, ama sakın uykunu kaçırma. Gökyüzü sakinleri bizi izliyor, yarın yine gelirsen daha neler anlatırım neler...

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme