Otur şöyle yanıma, biraz soluklanalım. Bak, sana Argos’un altın saçlı prensesi Danae’nin hikayesini anlatayım. Öyle kuru kuruya bir tarih dersi değil bu, kaderin ve gökyüzü sakinlerinin cilvelerinden bir tutam.
Her şey Argos Kralı Akrisios’un o meşhur inatçılığıyla başladı. Bir kahin, kralın torununun kendi sonunu getireceğini söyleyince, Akrisios korkudan titreyerek kızı Danae’yi tunçtan bir odaya kapattı. Öyle böyle bir oda değil; gün ışığına hasret, duvarları soğuk metalden bir zindan. Ama kader dediğin, demir kapı, tunç duvar dinler mi? Zeus, o göklerin gürültülü efendisi, kendini altın bir yağmur damlasına dönüştürüp o küçük deliklerden içeri süzülüverdi. İşte o gün Danae’nin dünyası değişti, kucağında küçük Perseus ile buluştu.
Tabii babası Akrisios bunu duyunca çılgına döndü. Korku, insanın gözünü bazen öyle bir kör eder ki evladını bile görmez olur. Danae ve minik oğlu Perseus’u koca bir sandığa koyup, karanlık ve hırçın denizin ortasına, dalgaların vicdanına terk etti. Ama bilmezdi ki; gökyüzü sakinlerinin koruması altındakileri ne okyanuslar yutabilir ne de fırtınalar savurabilir. Dalgalar nazikçe onları Seriphos adasının kıyısına kadar taşıdı.
Orada, iyi yürekli balıkçı Dyktis buldu onları. Danae artık güvenli bir yuvaya kavuşmuştu, ta ki adanın kralı Polydektes o güzelliği görene kadar. Polydektes dediğin adam, elinde güç olunca ne yapacağını şaşıran cinsten bir kibirliydi. Danae’ye sahip olmak için türlü oyunlar kurdu, gariban Perseus’u başından savmak için onu Medusa’nın yılan saçlı dünyasına gönderdi. Hani şu baktığında insanı taşa çeviren varlık, hatırlar mısın?
Oğluna güvenmekte haklıymış Danae. Perseus, o koca yürekli delikanlı, imkansızı başardı. Medusa’nın başıyla geri döndüğünde, Polydektes’in o zalim bakışları, elindeki kesik başı görünce sonsuz bir sessizliğe büründü. O kibirli kral, kendi adasında bir heykele dönüştü, Danae’nin özgürlüğüne giden yolu açtı.
Sonunda ne mi oldu? Perseus tahtı iyiliksever Dyktis’e bıraktı, annesini koluna taktı ve baba ocağı Argos’a geri döndüler. Hayat bazen böyledir evlat; bir gün tunç bir odada kapalı kalırsın, ertesi gün göklerin ve denizlerin sahibi olursun. Önemli olan, hangi fırtınada küreği bırakmayacağını bilmektir. Şimdi, gözlerini kapat da bu hikayenin tatlı rüzgarı zihninde biraz dolaşsın. Şarabın tortusu bile bu hikayenin sonundan daha çabuk unutulur, inan bana.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda sana anlatılmayan, üzerine toz kondurulmuş bir sır var... Gel, şarabın o hafif neşesi zihnimi açarken, sana Danae’nin hikayesinin öteki yüzünü fısıldayayım. Hatırla evlat; kralların sarayları, aslında kendi korkularını hapsettikleri birer zindan gibidir.
Akrisios adında bir kral vardı; hırsları, kendi kanından korkacak kadar büyüktü. Bir kehanet duydu diye, kendi kızı Danae’yi tunçtan bir odaya kapattı. Söyle bana güzel ruhlu çocuk, bir babanın kendi evladını, sırf "gelecekte tahtımı sarsar mı" korkusuyla demir parmaklıklar ardına hapsetmesi adalet midir? O gün o odada, duvarların soğukluğu arasında, bir kadının özgürlüğünün sadece bir kağıt parçası kadar ince olduğu gerçeğiyle tanıştı Danae.
Sonra gökyüzünden bir ışık düştü dediler, Zeus dediler... Ama belki de o tunç duvarları aşan şey, sadece bir tanrının arzusu değil, Danae’nin kaderini eline alma çığlığıydı. Perseus doğduğunda, iktidar sahiplerinin en sevdiği yönteme başvurdu kral: "Onları yok et!" dedi. Bir sandığın içine koyup denizin hırçın dalgalarına terk ettiler onları. Çünkü krallar, kontrol edemedikleri her şeyin denizde kaybolmasını isterler.
Güzel yavrum, bak; denizin fırtınası dindiğinde vardıkları Seriphos’ta bile huzur yoktu. Polydektes adındaki zorba, elinde bir asayla kendini dev aynasında gören o tipik hükmedicilerden biriydi. Danae’yi sadece bir ganimet, Perseus’u ise ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak gördü. İşte o an, Medousa’nın acısı devreye girer. Bir zorbanın hırsı, gencecik bir delikanlıyı, kendi gibi öteki olan bir varlığın, Medousa’nın başını kesmeye zorladı. Güç, her zaman birilerini maşa olarak kullanır.
Ama dinle, benim bilge evladım; hiçbir zorbalık sonsuza dek sürmez. Perseus döndüğünde, Polydektes’in o kaskatı yüreğini, Medousa’nın taşlaşmış bakışlarıyla yüzleştirdi. O gün krallığın tunçtan duvarları, bir kadının sessizliğinin altında çatırdadı. Danae’nin hikayesi bir zafer masalı değil; bir kadının, bir çocuğun ve bir toplumun, tepelerindeki o bencil hırslara karşı nasıl ayakta kaldığının kanıtıdır.
Unutma, bazen tahtı devirmek için sadece bir taşlaşmış gerçek yeterlidir. Şimdi git ve kendi yolunda yürürken, sana 'bu senin iyiliğin için' diyenlerin aslında sadece kendi krallıklarını koruduklarını hatırla. Bilgelik, sorulan sorularda saklıdır.