Thesauros Mythology Damokles

Damokles

Damokles

Güçlü görünüp de başının üzerinde ince bir kılla asılı kılıcı taşıyanın, huzurunu her an kaybedeceğini öğreten Syrakusa'lı talihsiz saraylıdır Damokles.

Syrakusa tiranı Dionysos’un ihtişamına duyduğu hayranlığı dile getiren Damokles, bir hükümdarın ayrıcalıklarını yakından tatmaya davet edildiğinde, iktidarın altın tepside sunduğu lüksün aslında nasıl bir bağımlılık ve gözetim ağı olduğunu bizzat deneyimledi. Sarayın tüm imkanları önüne serilip bir kral gibi ağırlanırken, başının üzerinde, bir at kılına bağlı olarak salınan keskin kılıç, egemenliğin sürekliliğini sağlayan o görünmez baskı mekanizmasının somut bir tezahürüydü. O kılıç sadece bir fiziksel tehdit değil, en tepedekinin bile üzerinde her an patlamaya hazır bir denetim ve yaptırım iradesinin, yani otoritenin kendi içinde barındırdığı sürekli kaygının göstergesiydi. Damokles’in o sofrada tattığı her lokma, mülkiyet ve statünün, bir ipliğin ucunda asılı duran kırıntılardan farksız olduğunu idrak etmesiyle zehirlendi. Bugün "Damokles’in kılıcı" olarak anılan bu tasvir, tahakkümün yarattığı o tekinsiz atmosferi ve iktidar koltuğuna oturan her öznenin, aslında o koltuğun ayakta kalması için kendi özgürlüğünden nasıl vazgeçmek zorunda olduğunu simgeler.
Silenos
Bak evlat, şöyle otur yanıma. Ayağını uzat, yorma o taze kemiklerini. Bugün sana, Sicilya’nın parıltılı saraylarında geçip giden, kulaklarına küpe olsun diye anlatılan o meşhur "Damokles’in Kılıcı" hikayesini anlatayım. Ama unutma, bazı dersler altından daha değerlidir.

Eski zamanlarda, Syrakusa şehrinde Dionysos adında, adı gibi keyfine düşkün, kudretli bir zorba yaşardı. Etrafı altınlarla, ipeklerle ve dalkavuklarla çevriliydi. İşte bu Dionysos’un yanında Damokles adında bir adam vardı. Damokles, kralı izlerken gözleri kamaşır, "Ah," derdi, "Ne mutlu sana Dionysos! Dünyanın tüm güzellikleri senin emrinde, ne büyük bir şans bu!"

Dionysos, gökyüzü sakinlerinin bile bazen gıptayla baktığı o meşhur gülümsemesiyle Damokles’e döndü. "Madem benim hayatım sana bu kadar rüyalar aleminden gelmiş gibi görünüyor, gel bakalım," dedi. "Bugün benim yerime sen geç. Krallık keyfini bir gün de sen sür."

Damokles havalara uçtu! En güzel kumaşlara sarındı, en nadide yemeklerin başına kuruldu. Şarabın en berrağı kadehlerine doldu, müzisyenler sadece onun için çaldı. Tam "İşte," dedi içinden, "Gerçek mutluluk bu!" Ama o da ne?

Başını kaldırıp yukarı baktığında, kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. Tam tepesinde, tavana sadece incecik bir at kılıyla bağlı, ucu jilet gibi keskin bir kılıç asılı duruyordu. Kılıç, Damokles her kımıldadığında hafifçe sallanıyor, sanki "Hadi, biraz daha keyif yap, bakalım ne zaman düşeceğim başına?" diye fısıldıyordu.

Damokles’in iştahı kesildi, şarabın tadı zehire döndü. Ne altın tabakların ne de o gümüş çalgıların bir önemi kalmıştı. Tek düşünebildiği, o incecik kılıydı. Bir anlık bir sarsıntı, bir nefeslik hata, o kılıcın canını almasına yetecekti.

Sonunda korkudan titreyerek krala baktı. Dionysos ise sadece sordu: "Ee, nasıl gidiyor? Krallık hayatı ne kadar da şahane, değil mi?"

Damokles’in sesi titredi: "Kralım, bu kılıcı buradan kaldırın! Artık yiyemiyorum, nefes bile alamıyorum!"

Dionysos işte o zaman acı bir tebessümle başını salladı. Çünkü aslında anlatmak istediği şuydu: "Gördün mü Damokles? Dışarıdan bakınca krallık, her şeyin sahibi olmak gibi görünür. Ama aslında bizler, her an üzerimize düşebilecek kılıçların gölgesinde yaşarız. Herkesin sahip olduğu mal mülk aslında üzerine yüklenmiş birer kılıçtır; sorumluluğu, korkusu ve ağırlığı hiç bitmez."

İşte böyle evlat. İnsanlar yıllardır birbirlerine "Damokles’in kılıcı başımın üstünde" dediklerinde, aslında hep o korkuyu, o huzursuzluğu ve malın mülkün getirdiği o garip esareti anlatırlar. Şimdi, elindeki elmanın tadını çıkar. Üstünde keskin bir kılıç yok, değil mi? Tadını çıkarabildiğin her an, kralların sahip olamadığı gerçek bir zenginliktir.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme