Bak evlat, şöyle otur yanıma. Omuzlarındaki yükü bir kenara bırak, gözlerini kapat ve şu yaşlı Silenos’un fısıltılarına kulak ver. Sana öyle birinden bahsedeceğim ki, ne bir ordusu vardır ne de koca kalkanları; ama yine de dünyanın en güçlü krallarını bile tek bir bakışıyla dize getirebilir.
Ona Romalılar "Cupido" derler, Yunanlılar ise "Eros". Adı aslında tek bir kelimeye çıkar: *Arzu*. Hani o, bir şeyi çok istediğinde karnında uçuşan kelebekler var ya, işte o odur.
Görünüşüne bakıp aldanma sakın; elinde kalkanı olmayan, minik bir çocuk gibi görünür. Sırtında zarif kanatları vardır, sanki rüzgarın ta kendisinden dokunmuş gibi. Ama asıl tehlikeli olan, omzunda taşıdığı o altın işlemeli sadağıdır. İçinde iki tür ok taşır bu afacan. Birincisi altın uçludur; kime değerse, o kişinin kalbine öyle bir ışık düşer ki, dünya bir anda çiçek bahçesine döner. İkincisi ise kurşundandır; o da tam tersi, sevgiyi uzaklara savurur, kalbi buzdan bir zindana kapatır.
Bu gökyüzü sakini bazen çok haylazdır, bazen de bir bilge kadar derin düşüncelere dalar. Kime, ne zaman vuracağını asla bilemezsin. Bir bakmışsın, en sert savaşçının kalbine bir altın ok bırakıvermiş; adam kılıcını yere atıp çiçek toplamaya başlamış. Bazen de koca koca tanrıları peşinden koşturup durur, hepsi bu çocuğun oyuncağına dönüverir.
İnsanlar sanır ki aşk, sadece gökyüzündeki o parıltılı saraylarda yaşanır. Oysa Cupido, çoğu zaman insanların arasında, gizli köşelerde dolaşır. Bir çift gözde, bir gülümsemede ya da aniden paylaşılan bir ekmek diliminde saklıdır. Biraz şarap tadında bir baş dönmesi gibidir; tadını alırsan dünyayı farklı görürsün, ama fazla kaçırırsan da kendini rüzgara kaptırıp gidersin.
İşte böyle küçük dostum. Ne zaman kalbinde beklenmedik bir kıpırtı, uzaklara gitme isteği ya da birine karşı durdurulamaz bir yakınlık hissedersen, bil ki Cupido yakınlarda bir yerlerde, altın kanatlarını çırparak seni izliyordur. Şimdi söyle bakalım, senin kalbinde bugün hangi ok uçuşuyor?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o altın saçlı, kanatlı sevimli çocuğun, o ok ve yay taşıyan Cupido'nun aslında kim olduğunu hiç düşündün mü? Kadehimdeki neşeli şarabın son damlası kadar berrak bir sır bu: İnsanlar ona "aşk tanrısı" dedikçe, aslında bir düzenbazın hırsını kutsadılar.
Dinle güzel yavrum, kralların ve tanrıların saraylarında yazılan o ağır kitaplar, Cupido'yu sadece bir oyunbaz olarak gösterir. Oysa onun oku, özgür bir kalbe saplanan bir itaat nişanıdır. O, insanların iradesini bir kukla gibi yöneten o görünmez bağların mimarıdır. Kendi hırsları uğruna, birini diğerine körü körüne bağlarken, aslında kimsenin sormadığı o soruyu sormana izin vermez: "Peki ya bu kalp, kendi kararıyla mı attı?"
Ah benim bilge ruhlu evladım, bazen büyükler de unutur; o okun ucu aslında sadece bir arzu değil, bir otoritedir. Cupido, sistemin en sinsi bekçisidir; çünkü insanın aklını, duygularının sisli perdesiyle örterek onu zayıf kılar. O, bir kahramanı bir kraliçenin dizlerine diz çöktürdüğünde, bir zafer şarkısı değil, bir özgürlüğün sessiz çığlığı yükselir gökyüzüne.
Sistemin "kader" dediği o büyük yalan, işte bu çocuğun yayından fırlayan ilk okla başlar. İnsanları birbirine zincirlemek, onları yönetmekten daha kolaydır çünkü. Sen sakın unutma; gerçek arzu, birinin yayından çıkmaz. Gerçek arzu, kendi içindeki o asi fırtınada, kimsenin boyunduruğu altına girmeden filizlenendir. Şimdi, o okları elinde tutanların aslında sadece kendi çıkarlarını koruyan birer hükümran olduğunu fark et. Dünya, senin o masum bakışlarının ardındaki gerçeği gördüğün gün değişmeye başlayacak.
Karanlıkta kalanları, sesini duyuramayanları hatırla ve şunu unutma küçük dostum: En büyük özgürlük, bir başkasının yayına hedef olmayı reddetmektir.