Thesauros Mythology Carna

Carna

Carna

Roma ormanlarının gizemli nimfesi Carna, İanus ile değişen kaderiyle artık evleri kötülüklerden koruyan ve bebeklere siper olan kutsal bir bekçidir.

Roma’nın henüz bir şehir kimliğine bürünmediği kırsal düzlüklerde, Augustus dönemiyle birlikte devletin sınırları içine alınarak ehlileştirilene dek, özgür bir nympha olarak varlığını sürdürdü Carna. Kendi başına buyruk, iktidarın henüz müdahil olmadığı bir vahşilikle günlerini avlanarak geçiriyor, dışarıdan gelen her türlü erkek tahakkümünü bir yabancı istilası gibi reddediyordu. Peşinden gelenleri ormanın labirentlerine sürükleyip yönlerini kaybetmeye mahkum ederek, sınırlarını ihlal etmeye çalışanlara kendi iradesiyle yanıt veriyordu. Ancak Janus gibi iki yüzlü bir hiyerarşinin, yani gözetleyen ve hükmeden tanrısal iktidarın kısıtlı alanında, özgürlük ancak bir yere kadar korunabiliyordu. Kayaların ardına saklanma çabası, kaçınılmaz olanın gölgesinde boşa çıktı; bu zorla sahip olunma, onun özerkliğini elinden alırken karşılığında bir "görev" dayatıldı. Artık o, kendi özgür avcılığından vazgeçip, yerleşik düzenin evlerine sinmiş uğursuzlukları kovmakla ve hiyerarşinin en alt basamağı olan yeni doğanları, kanlarını emmeye gelen tehditlere karşı bir kalkan gibi korumakla yükümlü kılındı. İktidar, mağdur ettiği özneyi kendine bir araç kılarak, onu kendi sisteminin güvenlik duvarı haline getirmişti.
Silenos
Eskiden, dünya henüz şimdiki gibi gürültülü değilken, Roma’nın o meşhur yedi tepesi daha birer çimenlikken, Carna adında bir nympha yaşardı. Carna’yı bir görseniz; elinde yayı, arkasında okları, saçları rüzgarla dans eden bir orman perisi... Öyle pek kimseyle ahbaplık etmeyi sevmez, ormanın kuytularında kendi başına avlanıp dolaşırdı. Erkekler onun peşinden koşmaya kalktığında, Carna onları ormanın en sarp yerlerine sürükler, labirent gibi yollarında şaşırtır, kahkahayı basıp ortadan kaybolurdu.

Günlerden bir gün, iki yüzlü tanrı İanus -hani şu hem geçmişi hem geleceği gören, kapıların ve geçitlerin sahibi- gözünü Carna’ya dikti. İanus kurnazdır, bir yüzüyle arkasına bakar, diğeriyle önünü görür; yani ondan saklanmak pek de kolay bir iş değildir. Nympha ne kadar kaçsa da, İanus onu sarp bir kayanın gölgesinde kıstırıverdi. O gün, Carna’nın o vahşi ve hür dünyası, tanrısal bir dokunuşla değişti.

İanus, ona karşılık olarak belki de en kıymetli hediyeyi verdi: Artık Carna, sadece bir orman kızı değil, evlerin koruyucusu olacaktı. Gökyüzü sakinlerinin bahşettiği bu güçle, evine girmeye çalışan her türlü uğursuzluğu bir çırpıda kovardı. Özellikle de lohusa odalarının pencerelerine musallat olan, o minik bebeklerin beşiklerine süzülüp kan emmeye çalışan kötücül kuşlar var ya, işte onları Carna’nın keskin gözlerinden kaçırmak mümkün değildi.

Eski Romalılar, o uzun Augustus çağına kadar, kutsal bir ormanın derinliklerinde ona armağanlar sunar, dualar ederlerdi. Anlatırlar ki; eğer bir evin kapısından içeri huzursuzluk giremiyorsa, eğer bir bebek beşiğinde mışıl mışıl uyuyabiliyorsa, bilin ki Carna oradadır. İster bir kadeh neşe olsun, ister bir parça fava; Carna’nın adı anıldığında o evden her türlü kötülük, tıpkı bir rüzgarın yaprakları süpürmesi gibi uzaklaşıp gider.

Şimdi söyle bakalım küçük dostum, senin odanın pencereleri iyice kapalı mı? Belli olmaz, belki de dışarıda Carna nöbet tutuyordur.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme