Thesauros Mythology Byzas

Byzas

Byzas

Poseidon'un oğlu Byzas, tanrıların yardımıyla Byzantion'u kurdu. Savaşçı ruhu ve eşi Phidaleia'nın yılanlı zekasıyla şehrini koruyan efsanevi bir kraldı.

Byzas, ilahi bir hiyerarşinin, Poseidon ile Zeus’un soyundan gelen Keroessa’nın kesişiminde dünyaya geldi. İo’nun coğrafyaya bıraktığı mirasın bir uzantısı olarak, okyanusun tanrısından aldığı kudret ve ışığın efendisi Apollon’un onayıyla, taşları toprağa hükmetme arzusuyla dizerek surlarını yükseltti. Bir kentin varlığı, tanrısal bir meşruiyet ve çevresine örülen korunaklı duvarlar arasındaki o mecburi tahakkümle perçinlenmişti. Trakya kralı Haimos’un meydan okuması, egemenliğin bir başka güçle çatışmasından ibaretti; Byzas, rakibini sınırların ötesine sürgün ederek kendi hükümranlığını mutlaklaştırdı. Ancak iktidarın zayıf düştüğü o boşlukta, sarayın dışındaki gölgeler, yani Phidaleia ve yanındaki kadınlar, devletin resmi gücünün ötesinde, doğanın dizginlenemez bir parçasını yılanları kullanarak kuşatmayı kırdı. Bir şehrin kaderi, çoğu zaman en yukarıdaki efendinin kılıcından çok, o yerleşik düzene sızan beklenmedik müdahalelerle yeniden çiziliyordu.
Silenos
Eski bir hikaye mi arıyorsun evlat? Gel şöyle yanıma, otur bakalım. Kulaklarını iyi aç, çünkü bu anlatacaklarım tozlu parşömenlerin arasında değil, bizzat rüzgarın sesinde gizlidir. Şehrimiz İstanbul’dan, yani o kadim Bizantion’dan bahsediyorum.

Bu şehrin kurucusu Byzas, öyle sıradan bir ölümlü değildi. Annesi Keroessa, yüce Zeus ile İo’nun kızıydı; babası ise dalgaların efendisi, denizlerin öfkeli ama kudretli sahibi Poseidon’un ta kendisiydi. Hani o tridentini yere vurduğunda yeri göğü inleten var ya, işte o! İo, kızı Keroessa’yı tam da bu toprakların yakınlarında dünyaya getirmişti. Kaderin cilvesine bak ki, Byzas da dedesinin ve babasının izinden giderek, o masmavi suların kıyısında kendi yuvasını kurmaya karar verdi.

Şehri inşa ederken yalnız değildi elbet. Gökyüzü sakinleri, özellikle de Apollon ile Poseidon ona hayran kalmışlardı. Apollon’un altın ışığı altında, Poseidon’un korumasıyla öyle surlar ördüler ki, o taşlar sanki birbirine sıkıca kenetlenmiş birer sır gibiydi.

Fakat hayat her zaman çiçek bahçesi değildir, bilirsin. Bir gün Trakya Kralı Haimos, büyük bir cüretle gelip şehrin kapılarına dayandı. Byzas, elinde kılıcıyla öyle bir çıktı ki karşısına; ikisi arasında öyle amansız bir çarpışma yaşandı ki, yer sallandı sanırsın. Byzas, Haimos’u perişan edip kendi topraklarına kadar kovaladı.

Ama işte, zafer bazen insanın ayağını yerden keser. Byzas, kralı kovalarken şehir savunmasız kaldı. İskitler, tam bir kurt sürüsü gibi etrafı sardılar. İşte o an, hikayenin en sevdiğim yerine geliyoruz: Kadınların zekası! Byzas’ın eşi Phidaleia, elinde kılıçla savaşmak yerine, doğanın gizli silahlarını kullanmayı seçti. Yanına şehrin tüm kadınlarını aldı, yılanları topladılar ve düşman karargahının ortasına salıverdiler. Düşünsene, her yer kıvrım kıvrım yılan kaynıyor! İskitler neye uğradıklarını şaşırdılar, o yılanlı dehşetten kaçıp kurtulmak için arkalarına bile bakmadan toz oldular.

Gördün mü evlat? Bir şehir sadece taşla, surla kurulmazmış. İçindeki cesaretle, zekayla ve biraz da o gökyüzü sakinlerinin cömertliğiyle nefes alırmış. Hadi şimdi, biraz neşelenelim; şu kadehimdeki üzüm suyunun tadı, o kadim zaferler kadar bereketli... Başka ne anlatmamı istersin?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme