Eski bir hikaye mi arıyorsun evlat? Gel şöyle yanıma, otur bakalım. Kulaklarını iyi aç, çünkü bu anlatacaklarım tozlu parşömenlerin arasında değil, bizzat rüzgarın sesinde gizlidir. Şehrimiz İstanbul’dan, yani o kadim Bizantion’dan bahsediyorum.
Bu şehrin kurucusu Byzas, öyle sıradan bir ölümlü değildi. Annesi Keroessa, yüce Zeus ile İo’nun kızıydı; babası ise dalgaların efendisi, denizlerin öfkeli ama kudretli sahibi Poseidon’un ta kendisiydi. Hani o tridentini yere vurduğunda yeri göğü inleten var ya, işte o! İo, kızı Keroessa’yı tam da bu toprakların yakınlarında dünyaya getirmişti. Kaderin cilvesine bak ki, Byzas da dedesinin ve babasının izinden giderek, o masmavi suların kıyısında kendi yuvasını kurmaya karar verdi.
Şehri inşa ederken yalnız değildi elbet. Gökyüzü sakinleri, özellikle de Apollon ile Poseidon ona hayran kalmışlardı. Apollon’un altın ışığı altında, Poseidon’un korumasıyla öyle surlar ördüler ki, o taşlar sanki birbirine sıkıca kenetlenmiş birer sır gibiydi.
Fakat hayat her zaman çiçek bahçesi değildir, bilirsin. Bir gün Trakya Kralı Haimos, büyük bir cüretle gelip şehrin kapılarına dayandı. Byzas, elinde kılıcıyla öyle bir çıktı ki karşısına; ikisi arasında öyle amansız bir çarpışma yaşandı ki, yer sallandı sanırsın. Byzas, Haimos’u perişan edip kendi topraklarına kadar kovaladı.
Ama işte, zafer bazen insanın ayağını yerden keser. Byzas, kralı kovalarken şehir savunmasız kaldı. İskitler, tam bir kurt sürüsü gibi etrafı sardılar. İşte o an, hikayenin en sevdiğim yerine geliyoruz: Kadınların zekası! Byzas’ın eşi Phidaleia, elinde kılıçla savaşmak yerine, doğanın gizli silahlarını kullanmayı seçti. Yanına şehrin tüm kadınlarını aldı, yılanları topladılar ve düşman karargahının ortasına salıverdiler. Düşünsene, her yer kıvrım kıvrım yılan kaynıyor! İskitler neye uğradıklarını şaşırdılar, o yılanlı dehşetten kaçıp kurtulmak için arkalarına bile bakmadan toz oldular.
Gördün mü evlat? Bir şehir sadece taşla, surla kurulmazmış. İçindeki cesaretle, zekayla ve biraz da o gökyüzü sakinlerinin cömertliğiyle nefes alırmış. Hadi şimdi, biraz neşelenelim; şu kadehimdeki üzüm suyunun tadı, o kadim zaferler kadar bereketli... Başka ne anlatmamı istersin?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana kahramanların yaldızlı kalkanlarının ardındaki paslı hakikatten bahsedeceğim. Yanıma yaklaş, şarabın bittiği yerde bilgeliğin başladığı şu gölgeli ağacın altına otur da dinle.
Bizans'ın kurucusu dedikleri o Byzas; tanrılar sofrasının şaşaalı genlerini taşıdığı söylenir. Poseidon’un oğlu, Zeus’un torunu... İnsanlar ona "kurucu" derken aslında neyi kuruyordu, biliyor musun? Bir tahtı, bir mülkiyeti, yani diğerlerini yönetme arzusunu. Hani şu elinde asa tutan büyük adamlar vardır ya, sanki toprak onların iradesiyle şekillenmiş gibi davranırlar. İşte Byzas da o soylu kibrin bir parçasıydı. Apollon ve Poseidon’un yardımıyla yükselen o surlar, sadece düşmanı dışarıda tutmak için değil, aynı zamanda o surların içinde yaşayanların kaderini tek bir adamın kararına hapsetmek için vardı.
Ama dinle ey güzel evlat, asıl mesele başka. O Haimos denen Trakya kralıyla yapılan teke tek savaşlar, o destansı kavgalar... Hepsi birer oyun. Krallar kendi hırsları uğruna toprağı kanla sularken, bedelini her zaman o toprağın sessiz sakinleri öder. Byzas kılıcını savurup kralı kovalamaya gittiğinde, arkasında bıraktığı şehri ve insanları hiç düşünmüş müydü? Yoksa onların kaderi, sadece onun zaferine basılacak birer basamak mıydı?
Ve işte hikayenin en acı ama en gerçek, o sessizlerin sesi olan kısmı... Bizans İskitlerin çemberine girdiğinde, o büyük "kahraman" Byzas ortalıkta yoktu. Şehri kurtaran kimdi biliyor musun? Onun eşi Phidaleia ve yanındaki o isimsiz kadınlar. Elinde kılıç tutan erkekler şehri kaderine terk etmişken, o kadınlar ellerinde kalkan yerine yılanlarla, korkunun kendisini bir silah olarak kullandılar. İskitlerin o soğuk karargahına gönderilen yılanlar, aslında bir sistemin çöküşünü simgeliyordu. Bir şehrin kaderi, tanrı soyundan gelen birinin kılıcında değil, sessizce örgütlenen, sisteme karşı kendi yöntemleriyle direnen kadınların iradesinde saklıydı.
Şimdi anlıyor musun canım evladım? Tarih kitapları Byzas’ın adını yazar ama o surların gerçek koruyucuları olan, ismi unutulmaya terk edilmiş o kadınların sessiz çığlığı, rüzgarda hala yankılanır. Güçlü olana değil, kendi gücünü yoktan var edenlere bak. Zira krallar gelir geçer, ama hakikat, o surların arasına sinen yılanların sinsi ama adil fısıltısında gizlidir.