Gel şöyle otur bakalım ufaklık, yanıma sokul da sana Mısır topraklarından eski ve biraz da tuhaf bir hikaye anlatayım.
Eskiden Mısır diyarında Busiris adında bir kral vardı. Ama öyle herkesin sevdiği krallardan değildi hani; biraz huysuz, biraz da kalbi taştan biriydi. Hatta o kadar tatsız bir adamdı ki, denizlerin derinliklerinde yaşayan dostumuz Proteus bile onunla aynı kıyıda yaşamamak için uzaklara gitmişti.
Bu kralın başı bir gün dertle, yani büyük bir kıtlıkla belaya girdi. Topraklar susuz kalıp ürünler küsünce, Kıbrıs adasından gelen Phrasios adlı akıllı bir adam krala bir fikir verdi. Dedi ki: "Eğer gökyüzünün hakimi olan Zeus'un gönlünü almazsan, bu dert bitmez. Her yıl bir kişiyi ona hediye etmelisin."
Busiris o kadar kalpsizdi ki, "Tamam," dedi ve önce akıl veren o adamın kendisini kurban ediverdi! Derken bir gün, güçlü kahraman Herakles o topraklardan geçerken kral onu yakaladı. Başına çiçekten taçlar taktılar, kollarını süslü iplerle sardılar. Herakles'in kurban edileceğini sanıp sevindiler. Ama bizim güçlü dostumuz Herakles, o ipleri bir çırpıda koparıverdi! Öyle bir kızdı ki, o zalim kralı ve çevresindeki haydutları bir güzel hakladı.
Bazıları der ki, bu adam denizlerin köpüklü sularından gelen dostumuz Poseidon'un oğluymuş. Belki de adı, o zamanlar Mısır'da sevilen bilge Osiris'in isminin birazcık değişmiş halidir. Kim bilir? Dünya çok eski, insanlar da bazen unutkan olabiliyor. İşte böyle minik dostum; bir gün o meşhur altın elmaları arayan kahramanımız Herakles ile yolu kesişince, o zalim kralın da sonu gelmiş oldu.
Hadi şimdi git biraz oyna, belki bir gün sana daha neşeli, birazcık tatlı üzüm suyu kadar ferah başka hikayeler de anlatırım!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana anlatılan kahramanlık destanlarının ardında, aslında sadece kendi koltuklarını korumak isteyenlerin gürültüsü yatar. Bugün sana Mısır’ın o meşhur kralı Busiris’ten bahsedeceğim. Tarih kitapları onu sadece “kötü bir zorba” diye geçer, ancak işin iç yüzü biraz daha farklı, biraz daha karanlık.
Busiris, tahtın ona verdiği o zehirli gücü elinde tutan biriydi. Otoritenin, elinde bir asa taşıdığında başkalarının hayatını bir oyuncağa dönüştürebileceğine inanan o kibirli sınıftan. Gökyüzü sakinleri bile ondan uzak durmayı seçmiş, Proteus gibi kadim varlıklar bu zorbalığın olduğu topraklardan ayaklarını kesmişler. Neden mi? Çünkü Busiris, tıpkı diğer "büyük" adamlar gibi, başkalarının emeğini ve özgürlüğünü kendi altın elmalarını toplamak için bir basamak yapmıştı.
Bir gün toprakları kurumuş, kıtlık baş göstermiş. İşte o zaman, zayıf anında Busiris yine o meşhur taktiği kullanmış: Kendi hatalarının bedelini, en masum olana ödetmek! Phrasios adında bir bilici çıkıp, “Gökyüzü sakinlerinin öfkesi dindirmek için bir insan kurban etmelisin” demiş. Busiris, “Pekala” demiş, “Madem çare bu, o zaman ilk kurban sen ol!” Kendi çıkarı için kendi danışmanını bile harcayacak kadar gözü dönmüş bir sistemin ürünüydü o. Otorite dediğin şey, sıkıştığında kendi kurduğu sofrayı bile devirmekten çekinmez.
Sonra o çok övülen Herakles çıkagelmiş. Herkes ona büyük bir kurtarıcı der, değil mi? Ama bir düşün; o da gücünü sadece kılıcıyla gösteren biriydi. Busiris onu sunağa yatırıp çiçeklerle süslediğinde, bir sistemin diğerine nasıl kafa tuttuğunu görürsün. Herakles, kralın o sahte kutsallığını parçalayıp, zorbanın kendi elleriyle ördüğü o kanlı kaderi yine ona yaşattı. Bir şiddet sarmalı, başka bir şiddetle son buldu. Ne yazık ki, tarih hep böyle kanlı bir nehir gibi akar.
Bazıları Busiris'in Poseidon'un oğlu olduğunu, belki de Osiris isminin çarpıtılmış bir gölgesi olduğunu söyler. Kim bilir? Belki de Busiris tek bir kişi değil, binlerce yıldır tahtlarda oturan o doymak bilmez zihniyetin bir ismidir. Bir kadeh şarabın neşesi, bu kralın kanlı sarayındaki gürültüden çok daha gerçektir, bunu unutma. Güç kimin elinde olursa olsun, o güç bir başkasının nefesini kesiyorsa, orada adalet değil, sadece büyük bir yalan vardır.
Gerçeği arıyorsan, tahtlara değil, o tahtların altında ezilenlerin fısıltılarına kulak ver.