Thesauros Mythology Britomartis

Britomartis

Britomartis

Giritli avcı Britomartis, Minos’tan kaçarken denize atlayıp ağlara takıldı. Diktynna adını alan, Artemis misali özgür ve vahşi doğanın koruyucusu kız.

Girit’in dağlık coğrafyasında, tanrısal bir soykütüğünün ağırlığı altında doğan Britomartis, avcı kimliğinin ardında kendi varlığını tesis etmeye çalışan bir figürdür. İsmi, "atlı bakire" olarak yankılansa da, aslında bu tanım, üzerine biçilen iktidar rollerinin yarattığı o daralmayı temsil eder. Gortyn’in kutsal törenlerinde Artemis’in safında dururken, Minos’un arzusuna konu olan bir "nesne" haline gelmesi uzun sürmez; dokuz ay süren amansız kovalamaca, tek taraflı bir tahakkümün toprak üzerindeki gölgesidir.

O, erk sahiplerinin kendi mülkiyet alanlarına dahil etme çabasına karşı, kaçışını fiziksel bir başkaldırıya dönüştürür. Uçurumun kenarında, teslimiyetin karşısında kendi sonunu tayin etmek pahasına denize yönelmesi, otoritenin ulaşamadığı bir özerklik arayışıdır. Bir balıkçı ağına takılarak ölümden dönmesi ise, tesadüfün müdahalesiyle "Diktynna" (ağdan çıkan kız) ismini alarak, efendilerin egemenlik sınırlarının dışında kendi mitini inşa etme biçimidir. Britomartis, dağlarda köpekleriyle yalnız dolaşırken, aslında sadece avın peşinde değil, her türlü tahakküm biçiminden azade, kendi iradesiyle belirlenen bir varoluşun temsilcisi olarak erkek egemen anlatının sınırlarında gezinir.
Silenos
Gelin bakalım şöyle, ateşin başına yaklaşın. Ayaklarınızı uzatın, soğuk Girit rüzgarı dışarıda ulusun dursun, biz içeride anlatacaklarımıza bakalım. Size Britomartis’i anlatayım; hani şu Girit’in sarp kayalıklarında rüzgar gibi esen, "atlı bakire" diye bilinen o mağrur kızı.

Britomartis, gökyüzü sakinlerinin dünyasında biraz farklıydı. Güzelliği dillere destandı ama o, sarayların süslü koridorlarından ziyade, Artemis’in yanını, Gortyn’in vahşi ormanlarını severdi. Elinde yayı, yanında sadık köpekleri, üzerinde avcı kıyafetleriyle dağ bayır gezerdi. Bir gün avdan dönmüş, dinlenirken, hiç de hoşlanmayacağı biriyle karşılaştı: Kral Minos.

Minos, hani şu meşhur Girit kralı, kızı görür görmez tutulup kalmış. Ama öyle nezaketle yaklaşmak yerine, bir avcı gibi Britomartis’in peşine düşmüş. Düşünsenize, koskoca kral dokuz ay boyunca kızın peşinde Girit’in ovalarını, sarp dağlarını aşındırıp durmuş. Britomartis ise bir ceylan kadar çevik, bir rüzgar kadar kaçaktı; kralın kibirli adımlarına hiç pabuç bırakmadı.

Nihayet o büyük gün geldi çattı. Girit’in en yüksek uçurumlarından birinin kenarına sıkışmıştı Britomartis. Arka tarafında Minos’un ağır ayak sesleri, ön tarafında ise köpüren, uçsuz bucaksız deniz… Teslim olacağına, özgürlüğünü seçti. Kendini o yüksek kayalıklardan masmavi sulara, Tanrı Poseidon’un kucağına bıraktı.

Kral Minos, avının denizde kaybolup gittiğini sanarak öfkeyle oradan uzaklaşırken, olanlar olmuştu. Britomartis, aşağıda süzülürken bir balıkçı teknesinin ağlarına takıldı. Ağlar onu nazikçe yakaladı ve suyun yüzeyine, gün ışığına çıkardı. İşte o günden sonra ona sadece Britomartis demediler; "ağdan çıkan kız" anlamına gelen Diktynna dediler.

O, Artemis’in ruhunu taşıyan, doğanın vahşi ve dokunulmaz kızlarından biri olarak kaldı. Erkeklerin dünyasından, o karmaşık saray oyunlarından her zaman uzak durdu. Hala bugün bile, Girit’in ıssız dağlarında bir yaprak kımıldasa ya da uzaktan köpek havlamaları duyulsa, birileri Britomartis’in oradan geçip gittiğini fısıldar.

İşte böyle küçükler; bazen kaçmak, zayıflık değil, kendini korumanın en bilge yoludur. Hadi, kadehinizde birazcık olsun, içiniz ısınsın. Bir başka gün de size Artemis’in ormanlarda kime sinirlendiğini anlatırım.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme