Gelin bakalım şöyle, ateşin başına yaklaşın. Ayaklarınızı uzatın, soğuk Girit rüzgarı dışarıda ulusun dursun, biz içeride anlatacaklarımıza bakalım. Size Britomartis’i anlatayım; hani şu Girit’in sarp kayalıklarında rüzgar gibi esen, "atlı bakire" diye bilinen o mağrur kızı.
Britomartis, gökyüzü sakinlerinin dünyasında biraz farklıydı. Güzelliği dillere destandı ama o, sarayların süslü koridorlarından ziyade, Artemis’in yanını, Gortyn’in vahşi ormanlarını severdi. Elinde yayı, yanında sadık köpekleri, üzerinde avcı kıyafetleriyle dağ bayır gezerdi. Bir gün avdan dönmüş, dinlenirken, hiç de hoşlanmayacağı biriyle karşılaştı: Kral Minos.
Minos, hani şu meşhur Girit kralı, kızı görür görmez tutulup kalmış. Ama öyle nezaketle yaklaşmak yerine, bir avcı gibi Britomartis’in peşine düşmüş. Düşünsenize, koskoca kral dokuz ay boyunca kızın peşinde Girit’in ovalarını, sarp dağlarını aşındırıp durmuş. Britomartis ise bir ceylan kadar çevik, bir rüzgar kadar kaçaktı; kralın kibirli adımlarına hiç pabuç bırakmadı.
Nihayet o büyük gün geldi çattı. Girit’in en yüksek uçurumlarından birinin kenarına sıkışmıştı Britomartis. Arka tarafında Minos’un ağır ayak sesleri, ön tarafında ise köpüren, uçsuz bucaksız deniz… Teslim olacağına, özgürlüğünü seçti. Kendini o yüksek kayalıklardan masmavi sulara, Tanrı Poseidon’un kucağına bıraktı.
Kral Minos, avının denizde kaybolup gittiğini sanarak öfkeyle oradan uzaklaşırken, olanlar olmuştu. Britomartis, aşağıda süzülürken bir balıkçı teknesinin ağlarına takıldı. Ağlar onu nazikçe yakaladı ve suyun yüzeyine, gün ışığına çıkardı. İşte o günden sonra ona sadece Britomartis demediler; "ağdan çıkan kız" anlamına gelen Diktynna dediler.
O, Artemis’in ruhunu taşıyan, doğanın vahşi ve dokunulmaz kızlarından biri olarak kaldı. Erkeklerin dünyasından, o karmaşık saray oyunlarından her zaman uzak durdu. Hala bugün bile, Girit’in ıssız dağlarında bir yaprak kımıldasa ya da uzaktan köpek havlamaları duyulsa, birileri Britomartis’in oradan geçip gittiğini fısıldar.
İşte böyle küçükler; bazen kaçmak, zayıflık değil, kendini korumanın en bilge yoludur. Hadi, kadehinizde birazcık olsun, içiniz ısınsın. Bir başka gün de size Artemis’in ormanlarda kime sinirlendiğini anlatırım.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Bugün sana, o büyük kralların ve tanrıların parlak zırhlarının ardındaki çatlaklardan sızan, rüzgarın fısıldadığı bir hikaye anlatacağım. Kadehimdeki birkaç damla şarap kadar berrak bir gerçek bu, ama her kulağa nasip olmaz. Dinle güzel evladım.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler: Britomartis’in Kaçışı
Girit'in yüksek dağlarında, adının Britomartis olduğunu fısıldarlar. Sözlükler ona "atlı bakire" der, geçerler. Oysa o, kendine ait bir hayatı, kendi ayak izlerini bırakmak isteyen bir genç kadındı. Tanrısal bir kan mı taşıyordu? Belki. Ama özgürlüğü, kan bağından daha kıymetliydi.
Kral Minos... Ah, o meşhur yönetici! Tarih kitapları onu kanun koyucu olarak över, değil mi? Oysa kralların hırsları, bir avcı kuşun pençeleri gibidir; sadece sahip olmak isterler. Minos, Britomartis’i kendi arzularının bir parçası olarak gördü. Bir kadının "hayır" cevabının, bir kralın otoritesi karşısında sessizliğe mahkum edilmesi gerektiğini düşündü. Dokuz ay boyunca, o güzelim dağlarda Britomartis’i bir geyik gibi kovaladı. Korku, bir gölge gibi kızı takip etti. Bu, bir kahramanlık destanı değil evladım; bu, gücün sınır tanımadığında masumiyeti nasıl boğduğunun hikayesidir.
Sonunda, uçurumun kenarında o dehşetli an geldiğinde, Britomartis bir seçim yaptı. Minos'un eline geçmektense, hırçın dalgaların kucağına atılmayı tercih etti. Bir kralın sarayındaki altın kafesten, denizin sonsuz ve vahşi özgürlüğü daha güvenliydi. Ve biliyor musun sevgili dostum? Kader, bazen ezilenlere bir çıkış yolu örer. Denizdeki balıkçı ağları, onu ölüme değil, yeni bir isme taşıdı: Diktynna, yani "ağdan çıkan kız".
O günden beri Britomartis, Artemis'in izinden gider; köpekleri ve okuyla dağların yalnızlığını seçer. Erkeklerin dünyasından, kralların otoritesinden ve "sahip olma" arzusundan kaçar. Bugün sana anlattığım bu hikaye, sadece eski bir mit değil; kendi alanını savunan her ruhun, otoriteye "hayır" diyen her kalbin hikayesidir.
Unutma küçük gezgin; bazen en büyük zafer, bir kralın seni yakalamasına izin vermeden, kendi ağlarını kendi ellerinle örmektir. Gerçek, zırhların değil, uçurumlardan atlayanların sesinde gizlidir.