Lyrnessos dediğin yer, öyle bizim buralar gibi neşeli bir bağ bozumu yeri değil; daha ziyade surların, rüzgarın ve biraz da hüzünlü deniz şarkılarının yurdudur. Orada, gökyüzü sakinlerinin en parlaklarından olan Apollon’un tapınağında bir rahip yaşardı. Bu rahibin kızı Briseis ise, güneşin ilk ışıkları vurduğunda sanki bir tanrıça nefesiyle uyanmış gibi taze ve vakur bir kızdı.
Gelgelelim dünya, o tatlı rüzgarların her zaman estiği bir yer değildir. Akhilleus, hani şu namı diğer "hızlı ayaklı" olan hırçın savaşçı, ordularıyla Lyrnessos’un kapılarına dayandığında işler değişti. O gün gökyüzü, kalkanların gürültüsünden utandı mı bilinmez ama Akhilleus, şehri yerle bir ederken önüne çıkan her şeyi aldı götürdü. Bunların arasında en dikkat çekenlerden biri, o güzel rahibin kızı Briseis’ti.
Briseis, bir anda babasının o huzurlu tapınağından koparılıp, büyük bir savaşın ortasındaki çadırların ve kan kokulu kılıçların arasına sürüklendi. İşte bu, hikayenin o insanın kalbini hafifçe burkan düğüm noktasıdır. Babası, yani o şerefli rahip, kızının gidişine ve kentinin yıkılışına öyle derin bir kederle gömüldü ki; geride kalan hiçbir şeyin o kederin ağırlığını kaldıramayacağını düşündü. Ne okyanusun bereketi ne de güneşin sıcaklığı teselli etti onu. En sonunda, o ağır kederi bir pelerin gibi omuzlarına doladı ve bu hayata, kendi elleriyle bir nokta koymayı seçti.
Akhilleus kazandığını sanıyordu elbet; savaşçıların huyu budur, ellerine geçen her parlak şeyi ganimet bilirler. Ama o kederin, o gözü yaşlı vedanın yükü, bir savaşın zaferinden çok daha ağırdır, bunu henüz bilmiyordu. Briseis, işte böyle bir fırtınanın ortasında, hem bir mahkum hem de bir destanın sessiz şahidi olarak tarihin sayfalarına adını kazıdı.
Görüyor musun evlat, insanlar bazen bir krallık kurmak için başkalarının dünyasını başlarına yıkarlar. Biz yaşlılar içinse dünya, şarabın tortusu gibi; dibe çöken her zaman o acı keder olur, üzerinde yüzen ise sadece hatırlanması gereken, bazen hüzünlü bazen de parıltılı hikayeler. Briseis’in hikayesi de işte öyle; bir yanıyla güneş, bir yanıyla gölgeli bir veda.
Bak evlat, kulaklarını bana yaklaştır... Masallarda anlatılmayan, o yaldızlı destanların tozlu sayfaları arasında kaybolup gitmiş bir sır var. Herkes Akhilleus'un öfkesinden, kralların görkemli savaş meydanlarından bahseder ama kimse o tozun altında kalanları, feda edilen sessizleri sormaz.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler: Briseis ve Kırılan Kalpler
Dinle güzel yavrum, Lyrnessos denilen o güzelim şehirde, Apollon’un tapınağında bir kız çocuğu yaşardı: Briseis. Babası, tanrıların dilinden anlayan bir rahibin gururuyla büyütmüştü onu. Ama tarih kitapları ne diyor biliyor musun? Onu sadece bir "ganimet" olarak gördüler. Hani o büyük kahraman dediğimiz Akhilleus var ya, hani şu yenilmez olduğu söylenen... İşte o, bir sabah şehre girdiğinde, Briseis’in dünyasını yerle bir etti.
Biliyor musun evlat, bir kralın hırsı ya da bir savaşçının kibri, birilerinin masumiyetini bir eşya gibi paketleyip götürdüğünde, geride kalan o sessiz evlerde neler yaşanır? Babası Brises... O, kızının koparılıp götürüldüğünü gördüğünde, sadece bir rahip değildi artık; o, sistemin dişlileri arasında ezilen bir babaydı. O büyük otorite, o "kahramanlar" dünyası, bir babanın kızını elinden aldığında aslında onun yaşama sevincini de beraberinde götürdü. Brises için o günden sonra ne güneş aynı parladı ne de tanrıların sesi duyuldu. O, kendi sessizliğinde, biricik kızının yitip gidişine dayanamayıp veda etti hayata.
Bazen biraz şarap, zihnimdeki bu ağır taşları biraz olsun hafifletir ama ne kadar içersem içeyim, tarihin o büyük adamlarının gölgesinde unuttuğu o ince sızıyı asla dindiremem. Akhilleus belki destanlarda parladı ama Briseis, onun kibrinin kurbanı olmuş, ismi tarihin tozlu sayfalarında bir "nesne" olarak kalmış bir ruh. Şimdi söyle bana evlat, sen bir kahramanın zaferine mi inanacaksın, yoksa o zaferin arkasında bırakılan yaralı hayatların sessiz çığlığına mı?
Gerçekler, kralların altın kalkanlarından daha parlaktır ama onları görebilmek için önce o kalkanları yere indirmek gerekir. Dünya, güçlülerin yazdığı bir tiyatro sahnesi değil, zayıfların susturulduğu bir oyun alanıdır. Sakın unutma; Briseis sadece bir isim değil, bir haksızlığın en mahzun yansımasıdır.