Bak güzel yavrum, bugün sana uzak zamanlardan, yanan şehirlerin ve büyük kahramanların gölgesinde kalmış bir çiçekten, yani Briseis’ten söz edeyim. Asıl adı Hippodameia olan bu güzel kız, aslında çok bilge bir rahibin kızıydı. Başta her şey yolundaydı, kendi halinde mutlu bir yuvası vardı. Ancak o zamanlar denizlerin ötesindeki büyük savaşlar gelip kapısına dayandı. Akhilleus adındaki güçlü ve öfkeli savaşçı, şehrine geldiğinde Briseis’in hayatı bir anda değişiverdi.
O günlerde dünya biraz karışıktı, insanlar büyük kavgalar içindeydi. Akhilleus’un yanındaki çadırda, kalbi kırık bir şekilde beklerken, Akhilleus’un can dostu Patroklos geldi yanına. Patroklos, o güzel yürekli çocuk, Briseis’e tatlı sözler fısıldayıp acısını hafifletmeye çalıştı. Akhilleus da ona değer veriyordu ama büyük krallar arasında çıkan tartışmalar, Briseis’in kaderini tekrar rüzgarda savrulan bir yaprak gibi değiştirdi.
Agamemnon adındaki kral, kendi hırsı yüzünden Akhilleus’un onurunu kırmak istedi ve Briseis’i ondan zorla aldı. Akhilleus o an öyle kızdı ki, neredeyse kılıcına sarılacaktı; hani şu gökyüzü dostumuz Athena gelip elini tutmasa belki de ortalık daha çok karışacaktı. Akhilleus öfkeyle savaşmaktan vazgeçip çadırına kapandı. Herkes onun bu küskünlüğü yüzünden zor anlar yaşadı. Bir ara Agamemnon pişman olup Briseis’i geri göndermeye çalıştı, güzel armağanlar sundu ama Akhilleus’un kalbi o kadar kırıktı ki hiçbirini istemedi.
Zaman aktı, sular durulmadı. Ta ki Akhilleus’un dostu Patroklos gidene kadar... İşte o zaman Briseis, acı dolu bir kalple tekrar Akhilleus’un yanına döndü. İkisi de bu koca dünyada birbirine yoldaş oldu. Savaşın gürültüsü, kılıçların şakırtısı arasında birbirlerini teselli ettiler.
Sonraları anlatılanlara bakılırsa, Briseis esmer, uzun boylu, kaşları sanki bir yay gibi gergin ve gözleri güneşin denizdeki ışıltısı gibi parlak bir kadındı. Akhilleus bu dünyadan göçüp gittiğinde, ona son veda eden, son görevlerini yerine getiren yine o oldu. İşte böyle evlat, bazen hayatın fırtınası seni bilmediğin kıyılara savurur, ama sen o fırtınanın içinde bile kendi değerini, inceliğini korumayı bilirsin; tıpkı Briseis gibi. Şimdi git, düşlerinde o masmavi Ege denizinin sesini dinle, belki oradan sana bir selam getirir.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Hani şu koca koca zırhlı kahramanların, parlayan kılıçların ardında gizlenen, o meşhur destanların sessiz bıraktığı bir isim: Hippodameia. Herkes ona sadece Briseis diyor, sanki bir insanın adı değil de bir ganimetin etiketiymiş gibi.
Akhilleus ve Agamemnon... Biri savaşçıların en öfkelisi, diğeri ise kralların en hırslısı. Onlar için dünya, kendi güçlerini kanıtlayacakları bir oyun tahtasından ibaretti. Peki ya Hippodameia? Onun evi yakıldığında, ailesi kılıçtan geçirildiğinde, o sadece bir piyondu. Sistemin dişlileri arasında ezilen, kendi hayatı üzerinde tek bir söz hakkı bile olmayan o güzel kadın...
Agamemnon, o kibirli kral, sanki bir eşyayı takas eder gibi onu Akhilleus'un çadırından söküp aldı. Neden mi? Sadece Akhilleus'a "Güç bende, ben senden daha üstünüm," diyebilmek için. Onlar birbirlerine kılıç çekerken, birbirlerinin gururuyla oynamak için onu bir kalkan gibi kullandılar. Gökyüzü sakinleri bu sahneyi izlerken, belki de sadece kadehlerini yudumluyorlardı. Ama unutma evlat, bir liderin hırsı, bir başkasının tüm dünyasının kararmasına sebep olur.
Patroklos, o temiz yürekli çocuk, belki ona biraz olsun şefkat göstermişti ama sistemin kuralları çoktan yazılmıştı. Briseis, hayatı boyunca kendisini hiç sormayan adamların kararları arasında savruldu durdu. Akhilleus savaşa gitmeyip küstüğünde o orada bekledi, Patroklos öldüğünde o yas tuttu. Kendi gözyaşlarıyla suladığı acı dolu günlerin sonunda, ona sadece "ganimet" sıfatı kaldı.
Bilgeliğin neşesini tatmış biri olarak sana şunu fısıldayayım: Tarih kitapları en çok bağıranları yazar, ama gerçekler en sessiz kalanların hikayelerinde saklıdır. Bir gün biri sana "O bir kahramandı" derse, hemen Briseis'i hatırla. Çünkü gerçek kahramanlar, kralların savaşı için değil, kendi varlığını korumak için direnenlerdir. Hayatın şarabından bir yudum alırken, unutma; bazen en büyük güç, başkasının kurallarıyla oynamayı reddetmektir.