Şöyle kurulun bakalım ateşin başına, ayaklarınızı uzatın. Bugün size öyle birinden bahsedeceğim ki, eğer bir gün onunla karşılaşsaydınız, kucaklaşmak için yüz tane kolunuz olsa bile yine de yetmezdi!
Uranos ile toprak ana Gaia’nın, o eski zamanların derinlerinden gelen çocuklarından biri olan Briareus’tan bahsediyorum. Bazıları ona "yüz kollu" der, bazıları "yüz başlı". Kardeşleri Kottos ve Gyes ile birlikte, öyle alelade devlerden değillerdi onlar; hani o, dağların arkasında saklanan ve gökyüzü sakinlerinin bile adını anarken sesini biraz kıstığı devlerden.
Şimdi gözünüzde canlandırın; koskoca bir orduyu tek başına durdurabildiğinizi hayal edin. Bir yanda yüz tane eliniz var, her biri ayrı bir işe koşuyor, her biri ayrı bir gücü temsil ediyor. Bir elinizle göğü desteklerken, diğerleriyle fırtınaların yönünü değiştirebilirsiniz. Kafanızın içinde ise elli farklı zihin… Düşünsenize, biriyle derin bir sohbete dalıp, diğeriyle uzaklardaki denizlerin kokusunu alıp, bir başkasıyla da kuşların şarkılarını notalara dökebilirsiniz! Ama tabii, o kadar kafa ve o kadar kolla baş etmenin de kendine has bir yorgunluğu vardır; hani, bir düğün ziyafetinde herkese aynı anda kadeh kaldırdığınızı bir düşünün, kolunuzun biri mutlaka yorulur, değil mi?
Bazıları onun bu devasa görüntüsünden korkar, "nasıl bir karmaşadır bu" derler. Ama ben Briareus’a baktığımda sadece bir kargaşa görmüyorum. Ben onda, doğanın o dizginlenemez, vahşi ve sınırsız coşkusunu görüyorum. Sanki evren, yaratılışın ilk günlerinde her şeyi bir tek varlıkta toplamaya karar vermiş de, geriye kalan her şeyi Briareus’un bedenine yığmış.
O, mitlerin sessiz ve görkemli nöbetçisidir. Eğer bugün gökyüzü sakinleri birbirine üstünlük taslayıp dünyayı karıştırmıyorsa, bilin ki Briareus gibi kadim güçlerin o devasa elleri hala dengede tutuyordur her şeyi. Kaba kuvvet sanırsınız ama değil; o, var oluşun en karmaşık bilmecelerinden biridir.
Hadi bakalım, şimdi gözlerinizi kapatın. Belki rüyanızda, yüz tane elin size el salladığı o garip ve büyüleyici devin silüetini görürsünüz. Ama dikkat edin, rüyanızda bile olsa ona yetişmek için çok hızlı koşmanız gerekir!
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Yanıma otur, şu şarabın tortusu bardağın dibinde yıldızlar gibi parıldarken, sana gökyüzünün bile korkudan titrediği o devden, Briareus’tan bahsedeyim.
"Yüz kollu, elli başlı..." diye anlatır ozanlar onu, sanki bir canavarmış, sanki sadece kaba kuvvetmiş gibi. Ama evladım, gerçek, kralların yazdığı destanların arasında saklanan o ince çatlakta gizlidir. Uranos ile Gaia’nın oğlu, o heybetli varlık, aslında doğanın hapsolmuş özgürlüğüydü.
Bak güzel evlat, koca bir sistemin, yani Uranos’un o soğuk ve buyurgan otoritesinin, kendi çocuklarından neden korktuğunu hiç düşündün mü? Çünkü Briareus ve kardeşleri Kottos ile Gyes, tek bir kalıba sığdırılamayacak kadar çoktular. Yüz elleri vardı, evet; ama bu eller sadece dövüşmek için miydi sanıyorsun? Belki de o kollar, sistemin kurduğu düzenin dar kıyafetlerini yırtıp atmak için o kadar çok şeye dokunmak, o kadar çok gerçeği kavramak istiyordu ki...
Zavallı Briareus... Otorite, kendi gücünü pekiştirmek için onu karanlık çukurlara attı. Hekatonkheir dediler ona, yani "Yüz Kollular". Gücü sınırsızdı ama özgürlüğü, yönetenlerin korkusuna kurban edildi. O, bir kahraman ya da bir kötü adam değildi; o, sistemin "düzensiz" bulup dışladığı, her köşeye yetişen bir itirazdı.
Biliyor musun küçük bilge, bugün bile o devin hayaleti aramızda dolaşır. Birileri sana "uslu dur, sınırlarını bil" dediğinde, işte o zaman Briareus’un o yüz koluyla dünyayı nasıl kucaklamak istediğini hatırla. Çünkü gerçek güç, başkalarına hükmetmek değil; tüm o ellerle, hakikatin her bir parçasını aynı anda kavrayabilmektir.
Şimdi uyu bakalım, yarın uyandığında kolların sadece eşya taşımak için değil, zincirleri kırmak için de var olduğunu unutma. Sır, o devin ellerinde değil, senin o minik ama dünyayı değiştirebilecek yüreğinde saklı.