Bak şimdi evlat, sana uzaklardan, o karlı dağların ardındaki soğuk kuzeyden esip gelen devasa bir dostumuzu anlatayım. Adı Boreas. O, gökyüzünün en hırçın, en deli dolu yelidir. Şafak vaktinin çocuklarından biri olan bu dostumuz, öyle güçlüdür ki, kanatlarını bir çırptı mı denizdeki dalgaları birbirine katar, gökyüzünü simsiyah bulutlarla kaplar. Ama korkma, bazen gemicilerin yelkenlerine usulca üfleyip onları evlerine, sevdiklerine kavuşturan da yine o olur.
Boreas, Trakya taraflarında yaşayan, gür mü gür sakalları olan ve sırtında dev kanatları bulunan çok eski bir kahramandır. Biraz hırçındır, yerinde duramaz; sanki içinde hiç dinmeyen bir enerji vardır. Bir gün, güneşli bir günde, Atina kralının kızı Oreithya'yı ırmak kenarında oynarken görmüş. Güzelliğine hayran kalmış, dayanamamış; kırmızı kanatlarını açıp bir fırtına gibi gelmiş ve onu nazikçe alıp kendi soğuk, karlı yuvasına götürmüş.
Sadece rüzgar değil, bazen bir ata dönüştüğünü de görürdün eğer o zamanlarda orada olsaydık! Bir keresinde kısrakların yanına gitmiş, öyle hızlı tayları olmuş ki, buğday tarlalarının üzerinden geçerken başaklar yerinden bile kımıldamazmış. Denizin üstünden koştuklarında ise suyun üzerinde tek bir iz bile bırakmazlarmış, düşün ne kadar hafif olduklarını!
Boreas bazen buz gibi nefesiyle dünyayı üşütür, bazen de çocukların uçurtmalarını göklere taşır. Bizim bu deli rüzgar dostumuz işte böyledir; hem vahşi bir kasırga gibi her yeri sarsar, hem de bazen bir şişe içindeki üzüm suyu gibi insanın içini ısıtacak kadar nazikleşebilir. O, gökyüzünün özgürlüğüdür evlat, sakın ona kızma, o sadece esmeyi sever.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Hani şu kuzeyden gelen, pencerelerini zangır zangır titreten o sert rüzgara Poyraz derler ya; işte o, Boreas’tır. Gökyüzü sakinleri onu "kuzeyin efendisi" diye yüceltir, şairler ise onun hızından büyülenmiş gibi dizeler dizer. Ama gel, biz bu şatafatlı hikayelerin ötesine, o "güçlü" denilenlerin gölgesinde saklanan gerçeklere bakalım.
Boreas, kimilerine göre denizde gemileri yürüten bir rehberdir, kimilerine göre ise ortalığı birbirine katan bir kasırga. Ancak unutma, birine "rehber" olan, bir başkasının evini yerle bir eden felakettir. O, Trakya’nın soğuk ve ıssız dağlarında yaşayan, gücünü sadece esmekten alan bir zorbadır. Güçlüler, tıpkı Boreas gibi, kendi arzularını evrenin kanunu sanırlar.
Bir gün Oreithya adında bir genç kız, nehir kıyısında oyunlar oynarken bu kuzey rüzgarının hışmına uğradı. Otorite sahipleri, bir kızı kendi isteği dışında kaçırmayı "aşk" diye adlandırmayı severler. Boreas, sahip olma hırsıyla o kızı yuvasından, arkadaşlarından kopardı ve soğuk Trakya topraklarına hapsetti. Kimse Oreithya'ya ne hissettiğini sormadı; o, sadece güçlü bir rüzgarın oyuncağı haline getirilen bir piyondu. Tıpkı kralların, kendi ihtişamları için başkalarının hayatlarını birer basamak olarak kullanması gibi.
Ve bir de o meşhur taylar meselesi var... Boreas, gücünü ve kontrolünü kanıtlamak için doğayı bile şekillendirmeye çalıştı. Bir at kılığına girip, başkasına ait kısraklardan on iki tay peydahladı. Bu tayların buğday başaklarını bile incitmeden koşması, aslında doğanın bir lütfu değil, otoritenin etrafına dehşet salan bir gösterişidir. O, rüzgar olup her yere ulaşsa da, hiçbir yere ait olamayacak kadar yalnız ve dizginsiz bir ruhtur.
Unutma küçük dostum; birileri sana "rüzgar çok güçlü" dediğinde, o rüzgarın kimi savurduğunu ve kimin özgürlüğünü elinden aldığını sorgula. Bir kadeh şarabı, sadece bu gizli gerçeklerin hatırına, hakikat için, sükunetle yudumluyorum. Çünkü en büyük fırtınalar bile, hakikatin o sessiz ve sarsılmaz gerçeği karşısında dize gelir.