Eline bir asa al, yanıma otur şöyle, minik dostum. Bak, birazdan anlatacağım bu hikaye öyle kılıçla kalkanla değil, insanın içindeki o en sarsılmaz şeyle, yani "söz vermekle" ilgili.
Roma’nın o yüksek Palatinus Tepesi’ni bilir misin? Orada, gökyüzü sakinlerinin arasında, pek gösterişli değil ama kalbi kocaman bir tanrıça yaşardı: Bona Fides. Adı üstünde, "İyi Niyet" ya da "Sadakat" demek. Ama öyle hemen geçip giden bir gölge sanma onu; o, insanlık kurulduğundan beri bizimle olan kadim bir ruh.
Romalılar onu nasıl mı hayal ederlerdi? Genç, alımlı bir kız gibi değil, tıpkı benim gibi; yüzünde yaşamın tüm izlerini taşıyan, gözlerinde bilge bir ışıltı olan çok yaşlı bir kocakarı gibi. Çünkü bilirsin, sadakat dediğin şey öyle bir günde çiçek açmaz; yıllar geçtikçe, sınavlar atlatıldıkça kök salar ve derinleşir. Tıpkı şarabın fıçıda bekleyip değer kazanması gibi, o da yaş aldıkça güzelleşirdi.
Bona Fides’in tapınağına gidersen, rahiplerin ellerinin bembeyaz bezlerle sarılı olduğunu görürdün. Neden mi? Çünkü o temiz bezler, verilen sözün lekesizliğini, yalanın ise o saf beyazlığa bulaşan kara bir leke olduğunu anlatırdı. Birine "Söz veriyorum" dediğinde, elini sanki o kutsal kumaşa sürer gibi düşünürlerdi. Hani bazen birine güvenmek istersin ya, işte o an hissettiğin o tatlı huzur, aslında Bona Fides’in sessiz gülümseyişidir.
Bir de Dius Fidius diye bir gökyüzü sakini vardır, bilirsin; yeminlerin bekçisidir o. İşte Bona Fides, onun dişi tarafı, kalbi, yani zarif ama bir o kadar da çelik gibi sert olan vicdanıdır. İnsanlar bir işe girişirken ya da birbirlerine bir vaatte bulunurken, gökyüzüne bakıp ona seslenirlerdi. "Bona Fides şahidim olsun ki, sözümden dönmeyeceğim."
İnsanoğlu bazen sözlerini unutur, bazen rüzgara bırakır ama bu yaşlı tanrıça asla unutmaz. O, yeminlerin sessiz bekçisidir. Kırışık elleriyle tuttuğu o görünmez ip, aslında tüm şehri bir arada tutan şeydi. Çünkü bilirsin evlat, koca imparatorluklar taştan duvarlarla değil, ancak insanların birbirine verdiği o dürüst sözlerle ayakta durabilir.
Şimdi söyle bakalım, sen bugün kime ne söz verdin? Unutma, o yaşlı tanrıçanın gözleri her daim üzerimizde; verdiğin söz, senin namusun kadar beyaz kalmalı. Hadi, şimdi git ve tutabileceğim sözler ver, hayatın tadını öyle çıkar.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, kulaklarını bana ver... Masallarda anlatılmayan, büyüklerin ise tozlu kitapların arkasına sakladığı bir sır var. Hani şu parıltılı mermer saraylarda, yüksek kürsülerde oturanların ağızlarından düşürmediği "sadakat" kelimesi var ya; işte o kelimenin aslında kimin elinde bir zincire dönüştüğünü sana anlatayım.
Palatinus Tepesi'nin soğuk taşları arasında, Bona Fides adında yaşlı bir kadın figürü yaşar. İnsanlar ona "Sözün Tanrıçası" derler. Eskiler onu elleri beyaz bezlerle sarılı, yüzünde bin yıllık yorgunluğu taşıyan, kamburu çıkmış bir kocakarı olarak resmeder. Görüyorsun ya güzel evladım, gerçek bilgelik her zaman pırıl pırıl zırhlar içinde değil, bazen böyle nasırlı ellerde gizlidir.
Peki, neden elleri bağlıdır dersin?
Seninle şu şarabı, sadece neşemizi dengelemek adına bir yudum paylaşıp bu gizemi çözelim: Bona Fides, aslında kralların ve komutanların, halkı kontrol altında tutmak için icat ettiği o ağır antların bekçisidir. O, Dius Fidius denilen o sert otoritenin gölgesidir. Güçlüler, kendi çıkarları uğruna halka antlar içirir, onlara "bana sadık kal" derler. Eğer halk bu söze uymazsa, işte o vakit bu yaşlı kadının beyaz bezleri birer kelepçeye dönüşür.
Sistem, insanların birbirine olan güvenini bir kurala bağlamak ister; çünkü özgür bir insan, hiçbir kağıt parçasına veya yazılı yeminine ihtiyaç duymadan da adil kalabilir. Ama iktidar, insanın kendi vicdanına güvenmek yerine, gökyüzündeki korkutucu bir figüre yemin etmesini ister ki, itaatsizlik suç sayılsın.
Bak zeki çocuğum, Bona Fides'in o derin çizgileri, aslında verilen sözlerin ağırlığı altında ezilen insanların hüznüdür. O, bir tanrıçadan ziyade, insanların kendi boyunlarına geçirdiği bir halat gibidir. Bir gün, bir kralın senin üzerine yemin etmeni istediği o an gelirse, elindeki o beyaz bezlere bak. Ve hatırla; en büyük ant, kendine verdiğin "özgür olma" sözüdür. Kralların tapınaklarında değil, kendi vicdanının ıssız ormanlarında saklı olan o gerçek, seni her türlü zincirden koruyacak tek kalkanındır.
Şimdi uyu bakalım, yarın uyandığında dünyanın sana dikte ettiği değil, senin kendi ellerinle inşa ettiğin doğruları hatırla.