Gelin bakalım küçük dostlarım, ateşin etrafına şöyle sokulun. Bugün size, şehrin gürültüsünden, pazar yerinin tozundan uzak, sadece kadınların fısıltılarıyla şereflenen gizemli bir gökyüzü sakininden bahsedeceğim. Adı Bona Dea, yani "İyi Tanrıça". Ama isminin sadeliğine aldanmayın, o öyle her önüne gelene kapısını açanlardan değildir.
Hani ormanlarda adımınızı attığınızda dalların hışırtısıyla sizi selamlayan, bazen bir esintiyle yanağınızı okşayan o kadim doğa yok mu? İşte Bona Dea, o doğanın hem şifacı hem de ketum yüzüdür. Kendisi, o meşhur kır tanrısı Faunus’la öyle sık anılır ki, kimileri onun kızı, kimileri ise eşi olduğunu söyler. Ama biz aramızda konuşalım; tanrıların ilişkileri, bazen bir sabah sisi kadar karışıktır, değil mi?
Roma’nın o meşhur yedi tepesinden biri olan Aventinus’u bilir misiniz? İşte oranın tepesinde, taştan bir tapınağı vardır. Ancak öyle elinizi kolunuzu sallayarak giremezsiniz oraya. Kapıları erkeklere sıkı sıkıya kapalıdır. İçeride ne mi olur? Bunu sadece o kutsal mekana giren kadınlar bilir. Bazıları şifalı otların kokusunun tapınağın taş duvarlarına sindiğini, bazıları ise ay ışığı altında kadim şarkıların söylendiğini anlatır.
İşin aslı, Bona Dea şifanın tanrıçasıdır. İnsanların gizli dertlerine, dilden dile dolaşmayan yaralarına merhem olmak onun işidir. Bir kadeh ferahlatıcı meyve suyu ikram eder gibi, hayatın ağır yükünü hafifletir. Ritüellerinde bir sessizlik hakimdir; çünkü en büyük sırlar, yüksek sesle değil, ancak fısıltıyla anlatıldığında değer kazanır.
Yani anlayacağınız, bu dünyada sadece kılıçların şakırtısı ya da meydanların uğultusu yok. Bir de böyle, kapalı kapılar ardında, kadınların bilgeliğiyle korunan ve insanlara şifa dağıtan, sessiz ama kudretli tanrıçalar var. Şimdi söyleyin bakalım, sizce o tapınağın kapısından içeri girseydiniz, ilk olarak neyin kokusunu duyardınız? Kekik mi, yoksa toprağın yağmurdan sonraki o mis kokusu mu?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç. Tarih denilen o koca tozlu kitaplar, kralların ve fatihlerin zafer çığlıklarıyla doludur ama onlar, aslında en derin sırlarımızı hep saklarlar. Sana "Bona Dea" denilen kadim bir ruhtan, bir gölgeden bahsedeceğim. Onu "İyi Tanrıça" diye paketleyip raflara kaldırdılar, sanki bir bibloymuş gibi. Oysa gerçek, Aventinus Tepesi’nin karanlık dehlizlerinde saklıdır.
Faunus, o kırların sesi olan tanrı... Çoğu kişi onu neşeli bir figür sanır ama evlat, güç sahiplerinin etrafındaki ışık, genellikle arkalarındaki uzun gölgeleri gizlemek içindir. Bona Dea, bu sistemin içinde bir kızı mıydı, eşi miydi, yoksa sadece bir "mülk" müydü? İşte sistem, kimlikleri birbirine karıştırarak insanın kendi varoluşuna hükmetmeyi sever. Bir kadının ismini bir erkeğin hanesine yazmak, onu görünmez kılmanın en kolay yoludur.
İnsan evladı, şunu bil ki; Roma’nın o meşhur tapınaklarında, kapılar sadece kadınlara açılırdı. Neden mi? Çünkü dışarıda, erkeklerin hüküm sürdüğü o gürültülü dünyada, kadınların kendi seslerini bulmaları yasaktı. "Bona Dea"nın o gizli ayinleri, aslında bir başkaldırıydı. Krallar, senatörler ve o sözde büyük adamlar, bu kapıların ardında ne olduğunu asla bilemediler, çünkü korkuyorlardı. Kendi kurdukları otoritenin, bir kadının sessizliğinde ya da fısıltısında eriyip gitmesinden korkuyorlardı.
Bir yudum şarabın sıcaklığı gibi, hakikat de önce boğazında yakıcı bir his bırakır, sonra zihnini açar. O tapınaktaki kadınlar, senin dünyanda "masum" diye yaftalananlar, aslında en büyük anarşisttiler. Kendi sığınaklarını kurmuş, Faunus gibi eril güç odaklarının gölgesinden sıyrılıp, sadece kendilerine ait olan o kutsal alanı yaratmışlardı.
Yani küçük dostum, kim sana "Bona Dea sadece iyi ve uslu bir tanrıçadır" derse, ona gülüp geç. O, sistemin dayattığı isimlerin ardındaki isyandır. Kimse, sadece bir başkasının kızı ya da karısı olmak için doğmaz. Gerçek, o tapınağın mermer duvarlarında yankılanan ama dışarıdaki "efendilerin" asla duyamadığı o gizli kahkahalardadır.
Unutma; dünya, sana anlatılanlardan ibaret değil. Sessizliğin, en büyük devrim olduğunu görecek kadar büyüyeceksin.