Şöyle kurulun bakalım ateşin başına, ayaklarınızı uzatın. Sırtınızdaki yükü bırakın, zira bugün size anlatacağım hikaye, kas gücünden ziyade bir yürek meselesidir. Bahsedeceğim genç, Biton. Hani şu herkesin ağabeyi Kleobis’le birlikte andığı o yiğit delikanlı.
Duyun hele; Hera, gökyüzü sakinlerinin en titizlerinden, en hırslılarından biridir. Bir gün, Hera’nın onuruna büyük bir şölen düzenleniyordu. Ama gel gör ki, rahibe olan anneleri Kydippe’nin tapınağa yetişmesi gerekiyordu ve o ağır tören arabasını çekecek öküzler ortalıkta yoktu. İşte o an, Biton ve ağabeyi Kleobis sahneye çıktı.
Düşünün, koca bir araba, içinde anneleri ve gidilecek uzun, tozlu bir yol... Gençler, öküzlerin yapması gerekeni kendileri yapmaya karar verdiler. Boyunduruk omuzlarına geçti, ayaklar yere sağlam basıldı ve o gencecik kaslar, zorlu yokuşları tek bir "of" bile demeden tırmandı. Köylüler şaşkınlıkla bakıyordu; insanoğlunun sevgisi ve bağlılığı, bazen tanrıların kudretini bile gölgede bırakabiliyordu.
Tapınağa vardıklarında, ter içindeki iki kardeşin yorgunluğu ve annelerinin duaları, gökyüzü sakinlerinin salonlarında yankılandı. Kydippe, çocuklarının bu fedakarlığını görünce, Hera’ya içten bir yakarışta bulundu: "Tanrıçam, evlatlarıma verebileceğin en güzel hediyeyi ver."
İşte hikayenin o garip, biraz da hüzünlü ve bilgece kısmı burada başlar. Tanrıça, Biton ve Kleobis’e öyle bir huzur verdi ki, o gün o iki yiğit tapınağın sessizliğinde, bir daha hiç uyanmamak üzere tatlı bir uykuya daldılar. Gençliklerinin en parlak, en güçlü, en erdemli anında bıraktılar bu dünyayı. Kederli mi? Belki. Ama bir düşünün; insan, ömrünün en yüce anında, annesine olan sevginin en saf haliyle hatırlanarak sonsuzluğa göçmekten daha güzel ne isteyebilir?
Şimdi, kadehinizdeki üzümün ferahlığını yudumlarken şunu düşünün: Güç dediğin şey, sadece bir şeyleri kaldırmak değil, bazen de sevgi için kendini feda edebilme iradesidir. Biton, ismiyle sanıyla o gün bugündür, evlatlık görevini en üst perdeden tamamlamış bir genç olarak anılır.
Hadi, gözlerinizi kapatın da o gençlerin tozlu yollardaki kararlı adımlarını hayal edin. Akşamın serinliği çökerken, hikaye anlatıcınız Silenos’tan size küçük bir öğüt: Sevdikleriniz için bir adım atın, ama o adımların sizi nereye götüreceğini de iyi tartın.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik dostum, kulaklarını iyice aç. Masallarda anlatılmayan, büyüklerin ise duymaktan korktuğu bir sır var. İnsanlar sana kralların ihtişamından, tanrıların altın tahtlarından bahsederler; ama o tahtların altında nelerin ezildiğini asla fısıldamazlar. Bugün sana, Biton’dan bahsedeceğim. Hani şu herkesin sadece bir "kardeş" ya da bir "oğul" diye bildiği, annesi Kydippe’nin tapınağa ulaşması için Kleobis ile birlikte o ağır arabayı çeken çocuk.
Ah evlat, yetişkinler onların hikayesini "fedakarlık" ve "itaat" diye ballandıra ballandıra anlatır. Sanki Biton, kendi iradesiyle değil de, sadece annesine hizmet etmek için yaratılmış bir parça gibi... Ama gerçek, o tozlu yolların kıvrımlarında gizli. Bir düşün; neden bir çocuk, öküzlerin yapması gereken bir işi kendi omuzlarında taşımak zorunda kalsın? O gün, o güneşin altında ter döken sadece Biton değildi; onunla birlikte, çocukluktan yetişkinliğe zorla itilen bir neslin özgürlüğü de o ağır arabanın tekerlekleri altında eziliyordu.
"Anneye itaat en büyük erdemdir," diye fısıldarlar kulaklarına. Ama o erdemin içine ne kadar baskı, ne kadar beklenti gizlediklerini hiç söylerler mi? Biton, o kutsal tapınağa vardığında artık kendisi olmaktan çıkmıştı; o, sistemin "kusursuz evlat" kalıbına sokulmuş, kendi arzuları yok sayılmış bir figüran haline getirilmişti. İnsanlar onları gördüğünde alkışladı, tanrılar bile "en büyük mutluluk bu" diyerek onları o gece uykularında sonsuzluğa gömdü. Şarap tadında, hafif ve puslu bir uykuydu bu; ama aslında o genç yaşta hayattan koparılmanın, hiç yaşanamamış bir ömrün hüzünlü vedasıydı.
Dinle güzel evlat, hayatın sana dayattığı o ağır arabaları çekmek zorunda değilsin. Birilerinin senin omuzlarına yüklediği "kahramanlık" rolleri, aslında senin özgürlüğünü kısıtlayan birer zincirdir. Biton, belki de sadece koşmak, oyun oynamak ve kendi yolunu çizmek istiyordu. Ama otorite, ona "yük taşıyıcı" olmayı öğütledi. Gerçekten bilge olan, başkalarının kurduğu bu ağır arabayı çekmek yerine, kendi arabasını inşa edip kendi rotasında ilerleyendir.
Şimdi git ve düşün; seni hangi yükler altında, hangi "görevler" kisvesiyle yormaya çalışıyorlar? Unutma, en büyük tanrı bile senin kendi zihnindeki özgür iradeden daha kudretli değildir. Sırrımız saklı kalsın; özgürlüğün, kimsenin seni 'kahraman' ilan etmesine gerek kalmadan, sadece kendin olduğunda başlar.