Thesauros Mythology Biton

Biton

Biton

Annesini tapınağa götürmek için kardeşiyle arabayı çeken, tanrısal bir ödül olarak uykusunda huzura kavuşan, ana sevgisinin ölümsüz simgesi Biton.

Argoslu rahibe Kydippe’nin soyundan gelen ve Kleobis ile aynı kaderi paylaşan Biton, anaerkil düzenin kutsal ritüellerine boyun eğmenin ötesinde, kendi bedenini bir tahakküm aracına dönüştürerek annesinin itaatine hizmet eden bir figürdür. İktidarın, tanrısal iradeyi temsil eden bir rahibenin hizmetine sunulan fiziksel güçle meşrulaştırıldığı bu anlatıda; o, annesinin otoritesini mutlaklaştıran ağır yükü taşıyarak, efendisi olduğu bedenini aslında düzenin emrine sunmuş bir kurbandır. Hekabe’nin yasında ya da Kirke’nin adasında olduğu gibi, Akhilleus’un öfkesinin dışında kalan bu sessiz teslimiyet, iktidarın kendi sürekliliğini sağlamak için bireysel iradeyi nasıl kusursuz bir dişliye dönüştürdüğünün sessiz kanıtıdır.
Silenos
Şöyle kurulun bakalım ateşin başına, ayaklarınızı uzatın. Sırtınızdaki yükü bırakın, zira bugün size anlatacağım hikaye, kas gücünden ziyade bir yürek meselesidir. Bahsedeceğim genç, Biton. Hani şu herkesin ağabeyi Kleobis’le birlikte andığı o yiğit delikanlı.

Duyun hele; Hera, gökyüzü sakinlerinin en titizlerinden, en hırslılarından biridir. Bir gün, Hera’nın onuruna büyük bir şölen düzenleniyordu. Ama gel gör ki, rahibe olan anneleri Kydippe’nin tapınağa yetişmesi gerekiyordu ve o ağır tören arabasını çekecek öküzler ortalıkta yoktu. İşte o an, Biton ve ağabeyi Kleobis sahneye çıktı.

Düşünün, koca bir araba, içinde anneleri ve gidilecek uzun, tozlu bir yol... Gençler, öküzlerin yapması gerekeni kendileri yapmaya karar verdiler. Boyunduruk omuzlarına geçti, ayaklar yere sağlam basıldı ve o gencecik kaslar, zorlu yokuşları tek bir "of" bile demeden tırmandı. Köylüler şaşkınlıkla bakıyordu; insanoğlunun sevgisi ve bağlılığı, bazen tanrıların kudretini bile gölgede bırakabiliyordu.

Tapınağa vardıklarında, ter içindeki iki kardeşin yorgunluğu ve annelerinin duaları, gökyüzü sakinlerinin salonlarında yankılandı. Kydippe, çocuklarının bu fedakarlığını görünce, Hera’ya içten bir yakarışta bulundu: "Tanrıçam, evlatlarıma verebileceğin en güzel hediyeyi ver."

İşte hikayenin o garip, biraz da hüzünlü ve bilgece kısmı burada başlar. Tanrıça, Biton ve Kleobis’e öyle bir huzur verdi ki, o gün o iki yiğit tapınağın sessizliğinde, bir daha hiç uyanmamak üzere tatlı bir uykuya daldılar. Gençliklerinin en parlak, en güçlü, en erdemli anında bıraktılar bu dünyayı. Kederli mi? Belki. Ama bir düşünün; insan, ömrünün en yüce anında, annesine olan sevginin en saf haliyle hatırlanarak sonsuzluğa göçmekten daha güzel ne isteyebilir?

Şimdi, kadehinizdeki üzümün ferahlığını yudumlarken şunu düşünün: Güç dediğin şey, sadece bir şeyleri kaldırmak değil, bazen de sevgi için kendini feda edebilme iradesidir. Biton, ismiyle sanıyla o gün bugündür, evlatlık görevini en üst perdeden tamamlamış bir genç olarak anılır.

Hadi, gözlerinizi kapatın da o gençlerin tozlu yollardaki kararlı adımlarını hayal edin. Akşamın serinliği çökerken, hikaye anlatıcınız Silenos’tan size küçük bir öğüt: Sevdikleriniz için bir adım atın, ama o adımların sizi nereye götüreceğini de iyi tartın.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme