Thesauros Mythology Berekynthia

Berekynthia

Berekynthia

Phrygia topraklarının ana tanrıçası Kybele’nin kutsal bir sıfatı. Berekynthes halkıyla özdeşleşen, bereketin ve yeryüzünün kadim koruyucu ismi.

Berekynthia, Phrygia coğrafyasının yerleşik topluluğu Berekyntes’in aidiyetinden neşet eden ve Kybele’nin çok katmanlı kimliğine eklemlenen bir sıfattır. Bu isimlendirme, toprağın verimliliğini kutsayan anaerkil bir kadim gücü tarif etse de, aynı zamanda o dönem halklarının üzerinde kurulan yerel otoritenin ve kimlik inşasının coğrafi bir mühürle nasıl sınırlandırıldığını anımsatır; zira ismin bir boya atfedilmesi, bizzat yeryüzünün dahi yönetilenlerin aidiyeti üzerinden tanımlanarak egemenlik alanlarına hapsedildiğinin sessiz bir kanıtıdır.
Silenos
Gel bakayım evlat, otur şöyle yanıma. Ayaklarını uzat, şu zeytin ağacının gölgesi ikimize de yeter. Bugün sana dağların, ormanların ve toprağın kalbinden gelen bir isimden bahsedeceğim: Berekynthia.

Bak şimdi, çoğu insan onu sadece bir isim sanır ama aslında o, Anadolu’nun o kadim topraklarının ta kendisidir. Hani bazen ormana girersin de ağaçlar sana fısıldar, rüzgar saçlarını okşar ya; işte o anlarda Berekynthia’nın izi vardır. Kendisi, o heybetli Kybele’nin –yani o yüce ana tanrıçanın– en özel isimlerinden biridir. Nasıl ki senin adın varsa ama bazen sana "yavrum" ya da "kuzum" diye seslenirlerse, Kybele’ye de toprakların bereketinden bahsederken "Berekynthia" derlerdi.

Bu isim nereden mi gelir? Phrygia denilen o bereketli topraklarda yaşayan, elleri toprağa değdiğinde çiçeği meyveye döndüren Berekynthes adlı bir topluluk vardı. Bu insanlar, dağların ve mağaraların hakimi olan o gökyüzü sakinini, yani Kybele’yi o kadar çok severlerdi ki, ona kendi isimlerini adadılar. Yani anlayacağın evlat, bu isim aslında insan ile toprağın, evlat ile annenin arasındaki o kopmaz bağın adıdır.

Berekynthia dendiğinde aklına sadece taştan ya da topraktan bir heykel gelmesin. O, toprağın altında uyuyan o mucizevi gücün, ilkbaharda çiçekleri patlatan o kadim enerjinin ta kendisidir. Hani bazen bir üzüm salkımına bakarsın da nasıl bu kadar tatlı olabildiğine şaşırırsın ya, işte o tat, o toprağın bereketidir.

Kybele, yani o büyük ana, bazen aslanlı arabasıyla dağları arşınlar, bazen de bir mağaranın serinliğinde dinlenir. O, sadece tanrıların değil, bu dünyadaki her bir karıncanın, her bir filizlenen tohumun da annesidir. İnsanlar ona "Berekynthia" dediklerinde aslında şunu demek isterler: "Ey ana, toprak yine uyandı, yine cömertliğini göster."

Şimdi söyle bakalım, sen hiç bir ağacın gölgesinde oturup toprağın sana bir şeyler anlattığını hissettin mi? İşte o his, Berekynthia’nın ta kendisidir. Hadi, şimdi git de biraz koş bakalım; toprak seni bekler, yorulunca yine gel, sana anlatacak daha çok hikayem var. Ama unutma, bastığın her karış toprak, bir zamanlar efsanelere konu olmuş o büyük bereketin emanetidir.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme