Gel bakayım evlat, otur şöyle yanıma. Ayaklarını uzat, şu zeytin ağacının gölgesi ikimize de yeter. Bugün sana dağların, ormanların ve toprağın kalbinden gelen bir isimden bahsedeceğim: Berekynthia.
Bak şimdi, çoğu insan onu sadece bir isim sanır ama aslında o, Anadolu’nun o kadim topraklarının ta kendisidir. Hani bazen ormana girersin de ağaçlar sana fısıldar, rüzgar saçlarını okşar ya; işte o anlarda Berekynthia’nın izi vardır. Kendisi, o heybetli Kybele’nin –yani o yüce ana tanrıçanın– en özel isimlerinden biridir. Nasıl ki senin adın varsa ama bazen sana "yavrum" ya da "kuzum" diye seslenirlerse, Kybele’ye de toprakların bereketinden bahsederken "Berekynthia" derlerdi.
Bu isim nereden mi gelir? Phrygia denilen o bereketli topraklarda yaşayan, elleri toprağa değdiğinde çiçeği meyveye döndüren Berekynthes adlı bir topluluk vardı. Bu insanlar, dağların ve mağaraların hakimi olan o gökyüzü sakinini, yani Kybele’yi o kadar çok severlerdi ki, ona kendi isimlerini adadılar. Yani anlayacağın evlat, bu isim aslında insan ile toprağın, evlat ile annenin arasındaki o kopmaz bağın adıdır.
Berekynthia dendiğinde aklına sadece taştan ya da topraktan bir heykel gelmesin. O, toprağın altında uyuyan o mucizevi gücün, ilkbaharda çiçekleri patlatan o kadim enerjinin ta kendisidir. Hani bazen bir üzüm salkımına bakarsın da nasıl bu kadar tatlı olabildiğine şaşırırsın ya, işte o tat, o toprağın bereketidir.
Kybele, yani o büyük ana, bazen aslanlı arabasıyla dağları arşınlar, bazen de bir mağaranın serinliğinde dinlenir. O, sadece tanrıların değil, bu dünyadaki her bir karıncanın, her bir filizlenen tohumun da annesidir. İnsanlar ona "Berekynthia" dediklerinde aslında şunu demek isterler: "Ey ana, toprak yine uyandı, yine cömertliğini göster."
Şimdi söyle bakalım, sen hiç bir ağacın gölgesinde oturup toprağın sana bir şeyler anlattığını hissettin mi? İşte o his, Berekynthia’nın ta kendisidir. Hadi, şimdi git de biraz koş bakalım; toprak seni bekler, yorulunca yine gel, sana anlatacak daha çok hikayem var. Ama unutma, bastığın her karış toprak, bir zamanlar efsanelere konu olmuş o büyük bereketin emanetidir.
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan, üzerine toz kondurulmuş bir sır var... Yaklaş da dinle, çünkü bu gerçekler tarihin gürültüsünde kaybolmuş bir fısıltıdır.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Ah benim koca gözlü evladım, kulaklarını tıkadıkları o gürültülü krallar ve zafer hikayeleri, aslında hep bir şeyleri gizlemek içindir. Berekynthia ismini duydun mu hiç? Herkes onu sadece Kybele’nin bir gölgesi, bir sıfatı sanır. Oysa o, Phrygia’nın kayalıklarında, dağların eteklerinde kendi ritmiyle nefes alan o kadim halkın, Berekynthes’lerin gerçek annesiydi.
Bak, yetişkinlerin dünyasında otorite, her şeyi bir kalıba sokmaya bayılır. Bir kraliçe mi, bir tanrıça mı yoksa sadece bir dağ mı? İnsanlar etiketler yapıştırmayı sever; çünkü isim koydukları şeyin üzerindeki hakimiyetlerini ilan ettiklerini sanırlar. Oysa Berekynthia, o kayalıklarda özgürce dolaşan bir halkın ruhuydu. O, sarayların soğuk taşlarında değil, toprağın ham, çatlak ve bereketiyle yoğrulmuş derinliklerinde yaşardı.
Biliyorum, zihnin şimdi "Peki o neden sadece Kybele’nin bir eklentisi olarak anılıyor?" diye soruyor, güzel ruhlu dostum. Çünkü egemen olanlar, her isyankar sesi, her yerel tanrıyı kendi büyük sistemlerinin bir parçası haline getirmek isterler. Tıpkı devasa bir sarayın kendi ihtişamı için çevresindeki köyleri yutması gibi. Berekynthia’nın hikayesi, sistemin, kendine ait olanı nasıl yuttuğunun ve nasıl sessizleştirdiğinin zarif bir hüzünle anlatılan izidir.
Onu sadece bir "takma ad" olarak öğretmeleri, onun o kadim özgürlüğünü kısıtlamak içindir. Oysa o, dağları adımlayanların, elinde şarap kadehiyle değil, toprağın bilgeliğiyle sarhoş olanların ruhuydu. Şimdi, senin gibi genç zihinlerin yapması gereken tek bir şey var: Bir isim sana birileri tarafından verildiğinde, onun arkasındaki o gerçek dağın, o kadim toprakların izini sürmek. Kralların ya da tarih yazanların sana sunduğu o süslü masallara değil, toprağın bizzat kendisine kulak ver.
Unutma, bazen en büyük güç, sisteme dahil olmayı reddedip dağların sessizliğinde kendi şarkısını söyleyebilmektir. Şimdi git, dünyanın sana dayattığı isimlerin ötesine bakmayı dene.