Ay ışığı gümüşten bir pelerin gibi omuzlarımıza serilirken, hadi, biraz kulak verin bana. İnsanlar hep Olimpos’un altın parıltılı tanrılarını anlatır, ama bazen gökyüzü sakinlerinin en vahşi, en gizemli olanları kuzeyin sarp dağlarından, Trakya’nın o hırçın rüzgarlarından çıkıp gelir. İşte Bendis, tam da öyle biridir.
Bendis’i görürseniz, onu bir sarayda tahtta otururken bulamazsınız. O, gür ormanların derinliklerinde, elinde yayı ve sırtında sadakıyla koşan bir avcıdır. Trakya’nın çocukları, bu ay ışığı hanımını öyle severlerdi ki, onun gelişiyle gecenin karanlığının bile bir rehberi olduğunu bilirlerdi. O, sadece gökyüzünde parlayan bir kandil değil; vahşi yaşamın, ormanın ve özgürlüğün koruyucusudur.
Biliyor musunuz, Bendis öyle sevildi ki, bir zamanlar Atina'nın o mermer şehirli insanları bile ona hayran kaldı. Ünlü devlet adamı Perikles'in döneminde, Trakya’nın bu ay ışığı kraliçesi için Atina’nın kapıları ardına kadar açıldı. Şehrin insanları, sanki bir festival coşkusuyla, onun şerefine büyük törenler düzenlemeye başladılar. Düşünsenize, bir yanda düzenli ve disiplinli Atinalılar, diğer yanda Trakya’nın o çılgın, özgür ruhlu ay tanrıçası... İkisi bir araya gelince, şenliklerin tadına doyulmazdı.
O, ormanın derinliklerindeki uğultuda, bir geyiğin sessiz adımında ya da dolunayın en parlak anında saklıdır. Trakya’nın sisli dağlarından Atina’nın kalabalık sokaklarına kadar herkes, onun gümüş ışığının altında kendini güvende hissederdi. Kim bilir, belki bu gece dışarı çıkıp gökyüzüne bakarsanız, Bendis’in yayının gerildiğini ve gecenin o serin rüzgarını başlattığını hissedebilirsiniz.
Hadi şimdi, gözlerinizi kapatın ve o uzak diyarların ay ışığını hayal edin. Biraz gizem, biraz macera... İşte hayatın tadı tam da burada, hikayelerin arasındaki o ince çizgide gizlidir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik dostum, kulaklarını iyice aç; zira sana masalların yaldızlı sayfalarında asla bulamayacağın, tozlu raflarda saklanan o gizli gerçeği fısıldayacağım. Hepimiz birer hikayenin içine doğarız, evlat, ama o hikayeyi kimin yazdığını hiç düşündün mü?
Sana Bendis’ten bahsedeyim. O, Trakya’nın hırçın rüzgarlarında doğan, ayın soğuk ışığı altında yürüyen bir avcıdır. Şehirli krallar, tahtlarında oturan o kibirli adamlar; kendilerine benzemeyeni, kendi sınırlarına sığmayanı hep dışladılar. Bendis, o vahşi ve dizginlenemez özgürlüğün simgesiydi. Atina’nın yüksek duvarları, Perikles gibi "büyük" adamların kurduğu o sözde düzenli şehir, önce Bendis’ten korktu. Çünkü otorite, doğayı ve özgür ruhları kontrol edemediği her an titrer.
Sonra ne mi oldu, küçük yolcum? Otorite, baş edemediği gücü kendine benzetmeye, onu kendi sisteminin bir parçası yapıp evcilleştirmeye çalıştı. Tıpkı bir ağacı saksıya hapsetmek gibi... Bendis’in kutsal ayinlerini Atina sokaklarına taşıyıp, onu kendi törenlerine meze ettiler. Kendi yasalarına boyun eğen bir "tanrıça" figürüne dönüştürerek, onun o asi, orman kokan özgürlüğünü kendi siyasi hırslarının içine hapsettiler.
Görüyor musun, güzel evladım? Güç, her zaman başkasının ışığını çalarak kendi karanlığını aydınlatmaya çalışır. Bendis, belki de o meşalelerle Atina sokaklarında yürürken, kendi ruhunun ormanda bıraktığı izleri özlüyordu. Çünkü gerçek güç, bir tahtın üzerine oturmak değil, o tahtın gereksizliğini fark edip ormanın derinliklerine, yani hakikate dönmektir.
Bir yudum neşeli bir şarap eşliğinde oturup düşündüğünde, şunu anla: Kimse sana "bu doğru, bu yanlış" dediğinde ona körü körüne inanma. Çoğu zaman sistem, kendine tehdit olarak gördüğü değerleri önce yasaklar, sonra da onları bir "süs" gibi kendi vitrinine koyar. Tıpkı Bendis’in başına geldiği gibi.
Şimdi git ve kendi ormanını bul, küçük gezgin. Oraya kimsenin, hiçbir kralın veya sistemin girmesine izin verme. Çünkü gerçek, senin o vahşi, saf kalbinde gizli.