Gelin bakalım küçük yolcularım, ateşin etrafına iyice sokulun. Bugün size, bulutların üzerinde değil de, tozlu savaş meydanlarının uğultusunda yaşayan öfkeli bir gökyüzü sakininden bahsedeceğim. Adı Bellona. İsminin kökeni, hani şu herkesin kaçtığı, gürültülü ve karmaşık "savaş" kelimesiyle aynı kökten gelir; Latinler ona boşuna "Bellum" dememişler.
Bu Bellona, öyle Olimpos’un altın koltuklarında oturup nektar yudumlayan nazik tanrıçalara hiç benzemez. Yunanlı dostlarımızın bildiği Enyo ile aynı kumaştan biçilmiştir; yani ikisi de birbirinin aynısı, kavgacı ve sert bir ruha sahiptir. Hani bazen babalarınızın anlattığı o büyük kahramanlık hikayelerinde, gökyüzünde bir uğultu duyulur ve kılıçlar kendi kendine kınından çıkmaya başlar ya, işte o an Bellona oradadır.
Sıkı durun, çünkü kendisini bir kez görmeye görseniz, unutmanız pek mümkün olmaz. O, bir savaş arabasının üzerinde, rüzgarı arkasına almış, saçları toz ve dumanla birbirine karışmış halde ilerler. Elinde parlayan, keskin mi keskin bir kılıcı ya da bazen yeri göğü inleten bir kargısı olur. Ama en korkutucusu, elinde tuttuğu o yanan çıradır. O çıra bir kez havaya kalktı mı, ortalık karışır, barışın yerini büyük bir curcuna alır.
Bakışlarını soracak olursanız… İnsanın içini ürperten cinsten. Furia denilen o öfkeli ruhları andıran, bakışlarıyla bile yerinden oynatan bir hali vardır. Genellikle Mars’ın yanında, onun o ağır zırhlı gölgesinde görürüz Bellona’yı. Bazıları onun eşi olduğunu söyler, bazıları ise savaş meydanında yan yana duran iki kadim dost olduklarını. Ama şurası kesin ki, nerede bir kalkan sesi, nerede bir miğfer parıltısı varsa, Bellona oradadır.
Hadi şimdi derin bir nefes alın. Savaşın gürültüsü uzaklarda kalsın, biz burada huzurla ateşin tadını çıkaralım. Çünkü bilirsiniz, ne kadar sert olursa olsun, her fırtına bir gün diner ve yanan çıralar söner. Sizin payınıza düşen ise bu hikayeleri birer masal gibi hafızanızda saklamaktır. Şimdi, başka bir hikayeye geçelim mi, yoksa biraz daha bu öfkeli kadının atlarının nal seslerini mi dinleyelim?
Bak evlat, kulaklarını iyice aç. Bugün sana, şarap kadehimi masaya yavaşça bırakıp, üzerine güneş doğmamış o karanlık köşelerde fısıldanan bir gerçeği anlatacağım. Yetişkinler ona "zafer" derler ama biz, gerçeğin peşindekiler, onun gerçek adını biliyoruz.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Güzel yavrum, tarihin sayfalarında Bellona'yı hep elinde kılıç, bir savaş arabasının üzerinde, kanlı bir çığlık gibi anlatırlar. Ona savaş tanrıçası derler, Mars’ın eşi derler. Peki, hiç düşündün mü; birileri neden sürekli "savaş" diye bağırır? Neden birileri elinde yanan bir çırağıyla, korku saçan gözlerle resmedilir?
İnsanlar, Bellona'nın sadece bir kılıç savurduğunu sanır. Oysa o, aslında kralların, generallerin kendi hırslarını haklı çıkarmak için yarattıkları devasa bir maskeden ibarettir. Enyo ile bir tutarlar onu; tıpkı eski masallardaki gibi, savaşın yıkımını bir kadının öfkeli yüzüne yükleyip, asıl o savaşı başlatanların, o soğuk tahtlarında oturanların günahlarını gizlemeye çalışırlar.
Bak dinle bilge dostum, Furia'lar gibi göründüğüne bakma. O korkutucu bakışları, aslında yeryüzündeki tüm o gereksiz çatışmaların, kaybolan çocuklukların ve yarım kalan hikayelerin sessiz çığlığıdır. İnsanlar, savaşın soğuk metaline "yücelik" atfettikçe Bellona daha da büyür. O, bir tanrıçadan ziyade, adaletsiz sistemlerin en sadık bekçisidir; elindeki kargı, yönetenlerin kibrini korumak içindir.
Gördüğün o savaş arabası, huzurlu bir dünyayı ezip geçerek ilerlerken, üzerinde parıldayan o kılıç aslında hiçbir şeyi çözmez. Sadece daha fazla hüzün eker toprağa. Bellona, öfkeyi yöneten değil, öfkeyle yönetenlerin oyuncağıdır. Güçlülerin, zayıfların sırtından kurduğu bu büyük sahnenin baş oyuncusu yapılmış bir figürdür o.
O yüzden ey evlat, bir gün sana savaşın kaçınılmaz olduğunu, Bellona’nın kutsal öfkesinin bizi koruduğunu söylerlerse; gülümsediğim gibi gülümse. Unutma, en büyük savaşlar, ellerinde kılıç tutanlar değil, bu korkuyu yönetenler tarafından çıkarılır. Sen sen ol, yanan çıranın ışığında sadece korkuyu değil, o çırayı kimin tutuşturduğunu görmeye çalış. Gerçek, o alevin gölgesinde saklıdır.