Thesauros Mythology Beİlos

Beİlos

Beİlos

Poseidon ve Libya’nın oğlu, Mısır kralı Belos; Ankhihoe ile evlenip Aigyptos ve Danaos'un babası olmuş, Nil kıyılarında soylu bir soy başlatmıştır.

Poseidon ile nympha Libya’nın birleşmesinden doğan ikizlerden biri olan Belos, kardeşinin aksine yerleşik düzenin sınırlarını belirleyerek gücünü Mısır topraklarında tahkim etmeyi seçmiştir. Agenor’un Suriye coğrafyasında kendi iktidar alanını kurması bir dağılımı temsil ederken, Belos’un Nil kıyısındaki varlığı, yerel bir güçle, Ankhihoe ile kurduğu mülkiyet odaklı bağla pekişmiştir. Onun soyundan gelen Aigyptos ve Danaos ise, kurulan bu merkezi otoritenin mirasçıları olarak, iktidarın kuşaklar boyunca nasıl yeniden üretildiğinin ve denetimin sınırlarının nasıl çizildiğinin sessiz tanıklarıdır; zira hükmetme arzusunun yerleştiği topraklarda, her soy ağacı aslında yeni bir tahakküm hiyerarşisinin başlangıcıdır.
Silenos
Gel şöyle otur bakalım, şuraya, zeytin ağacının gölgesine... Bak, omuzların dik dursun, anlatacaklarım öyle alelade bir masal değil, kökleri Nil’in çamuruna kadar uzanan koca bir soy ağacıdır.

Zamanın tozlu sayfalarını aralarsak karşımıza Poseidon çıkar; hani şu denizlerin altındaki sarayında fırtınaları yöneten, üç çatallı asasıyla yerin altına titreme getiren o koca gökyüzü sakini. İşte o Poseidon, Libya adında dünya güzeli bir nympha ile yolları kesişince, ortaya iki erkek kardeş çıkmış: Biri Agenor, diğeri de bugün hikayesini anlatacağım Belos.

İkiz olmalarına ikizlerdi ama kaderleri onları daha beşikteyken farklı yönlere savurdu. Agenor, "Ben rotamı güneşin battığı yere, Suriye topraklarına çevireceğim," dedi ve göçüp gitti. Belos ise öyle kolay kolay yerinden kıpırdamaya niyetli değildi. O, Nil’in bereketli sularının kucakladığı Mısır’da kalmayı seçti. Toprağın kokusunu, ırmağın nazlı akışını sevmişti bir kere.

Belos, Mısır’a iyice yerleşince kendine uygun, zarif bir eş aradı. Gönlünü Nil ırmağının kızı olan güzel Ankhihoe’ye kaptırdı. Öyle bir evlilikti ki bu, sanki nehrin ta kendisiyle birleşmek gibiydi. Günler birbirini kovaladı, güneş doğup battı ve bu birliktelikten iki çocuk dünyaya geldi: Aigyptos ve Danaos.

Onları görürdün; tıpkı babaları gibi, kanlarında denizlerin hırçınlığı ve Nil’in dinginliği taşıyan iki genç adam... Ama bilirsin, hayat bazen bir şarap kadehindeki tortu gibi dibe çöküverir; huzurlu günlerin ardından büyük çekişmeler, büyük kavgalar gelir. Babaları Belos, Mısır’ın görkemli tahtında huzurla yaşayıp giderken, çocuklarının gelecekte nasıl koca bir dünyaya nam salacaklarından, aralarındaki o çetin düğümün nasıl çözüleceğinden habersizdi.

İşte böyle evlat, antik dünyada her şey bir nehrin akışı gibidir; başlarsın bir yerden, sonra bakarsın ki o küçük başlangıçlar koca denizlere, koca destanlara dönüşmüş. Şimdi, hadi bakalım, güneş iyice yükseldi. Git biraz oyun oyna, zihnini dinlendir; zira bu toprakların daha anlatacak çok hikayesi, çözülecek çok düğümü var.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme