Thesauros Mythology Battos

Battos

Battos

Hermes'i ele verince taşa dönen, kekemeliğiyle bilinen ve Libya'daki Kyrene kentini kurup şifasıyla dili çözülen efsanevi bir kraldır Battos.

Hermes, Apollon’un mülkiyetindeki sürüyü aşırdığı sırada rastladığı Battos adındaki ihtiyarı, sessizliği karşılığında bir düve ile ödüllendireceğini vadederek kendi otorite düzlemine çekmeye çalışmıştır. Gücün bekçisi kılığında geri dönen tanrı, ihtiyarın zayıf iradesini sınarken aslında mutlak bir itaat mekanizması kurmayı hedeflemiştir; Battos’un vaadini bozup yeri ifşa etmesi üzerine tanrısal buyruk, onu eylemsizliğin ve sessizliğin simgesi olan bir taşa dönüştürerek cezalandırmış, böylece hiyerarşinin dışına taşan her özneyi kendi yasasıyla sabitlemiştir.

Kyrene kentinin temellerini atan Battos, Aristoteles ya da Aristaios olarak anılsa da, kusurlu dili onu bir tür marjinallik içinde tanımlamıştır. Oysa Herodotos’un tarihsel perspektifi, bu "kekeme" figürün Libya dilinde "kral" anlamına geldiğini belirterek, tahakkümün aslında dilin bükülmesiyle nasıl iktidara dönüştüğünü sergiler. Pausanias’ın aktardığına göre, iktidarını kurup kentin düzenini inşa ettiğinde aksaklığı son bulan Battos, yöneten konumuna geçişiyle birlikte dilin ve düzenin içine kusursuzca yerleşmiştir.
Silenos
Ah, gelin şöyle oturun bakalım. Dizlerim biraz sızlıyor ama sizin o meraklı gözlerinizi görünce tüm yorgunluğum uçup gidiyor. Hadi, size bir zamanlar yaşamış, ağzından çıkanı kulağı duymamış o meşhur ihtiyarın, yani Battos’un hikayesini anlatayım.

Eskiden, daha dünya gençken, yolların ve kurnazlıkların efendisi Hermes, Apollon’un o meşhur sığırlarını bir güzel otlağından "ödünç almıştı". Hayvanları dağdan bayıra sürerken karşısına Battos çıktı. Bizim Battos, öyle pek akıllı bir adam değildi, ne göreceğini bilmeyen cinsten bir ihtiyardı. Hermes, hemen yanına gidip fısıldadı: "Bak ihtiyar, şurada gördüğün sığırları bir güzel sakladım. Eğer kimseye 'Şu tarafa gitti' demezsen, sana harika bir düve hediye edeceğim. Söz mü?"

Battos başını salladı, ağzına fermuar çekmiş gibi durdu. Ama gökyüzü sakini Hermes, içindeki o bitmek bilmeyen şüpheyle geri döndü. Kılık değiştirdi, sanki o sığırları arayan şaşkın bir yolcuymuş gibi yapıp sordu: "Yahu, buralardan sığırlar geçti mi? Gördün mü hiç?"

İşte o an, Battos’un açgözlülüğü, dilinin önündeki o barajı yıktı. "Gördüm tabii!" dedi, "Şu tepenin ardına gizlediler!"

Ah, zavallı Battos! Bir gökyüzü sakiniyle pazarlık edilmeyeceğini, hele ki ona yalan söylenmeyeceğini henüz öğrenmemişti. Hermes, öfkeyle parmağını ona doğru salladığında, Battos’un ayakları yere kök saldı, derisi taş gibi sertleşti. Bir anda, oradaki koca bir kayaya dönüştü. Orada öylece, sessizliğin bedelini ödeyerek dikilip kaldı.

Ama durun, hikaye burada bitmiyor! Bir de bu ismin başka bir sahibi var. Aristoteles –ya da bazıları Aristaios der– adında genç bir adam vardı. Bu delikanlı aslında krallar gibi soyluydu ama dili bir türlü dönmez, kekeler dururdu. "Battos" kelimesi, bir yerlerde "kral" demekti ama bizim çocukta bu isim, kekemeliğiyle alay etmek için kullanılırdı.

Genç Aristoteles, Libya topraklarına gitti, orada Kyrene adında koca bir şehir kurdu. Ve tuhaf bir şey oldu; şehri kurup da krallık tacını başına taktığı gün, dili bir mucize eseri çözülüverdi! Kekemeliği gitti, sesi gür bir şelale gibi akmaya başladı. Halkı artık ona sadece "Kral" dedi, o da eski lakabını, yani Battos’u bir onur nişanı gibi taşıdı.

Görüyor musunuz? İnsan ya bir kaya olup sessizliğe gömülür ya da dilini çözüp koca bir şehir kurar. Seçim, tıpkı içtiğiniz şu taze su ile fıçıdaki şarap arasındaki fark kadar basit. Hadi, şimdi gidin de biraz oyun oynayın; unutmayın, dilinize hakim olun ki, bir gün aniden kayaya dönüşmeyin!

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme