Gel bakalım ufaklık, otur şöyle meşe ağacının gölgesine. Bak, ayaklarını uzat, toprak ana seni kucaklasın. Bana öyle masum masum bakma, biliyorum, yine kadim zamanların tozlu sayfalarında ismi geçmiş birini merak ettin. "Batieia kimdir?" diye soruyorsun, öyle mi?
Batieia... İsmi sanki bir pınarın şırıltısı gibi, değil mi? Ama sadece bir isim değil o, bir krallığın temelindeki harçtır aslında. Troya topraklarının, o güneşin altında parlayan surların ilk hikayesidir.
O, Teukros’un kızıydı. Bilirsin, Teukros; hani şu bu topraklara gelip yerleşen, gökyüzü sakinlerinin bahşettiği toprakları adım adım yurt tutan o ihtiyar bilge. İşte Batieia, o toprakların hem kızı hem de talihiydi. Ama öyle saraylarda oturup el işlemesi yapan prenseslere benzemezdi; toprağın kokusunu bilirdi, rüzgarın hangi yönden eseceğini yüzündeki ürpertiden anlardı.
Sonra karşısına Dardanus çıktı. Ah, Dardanus! Samothrake kıyılarından gelen, denizlerin tuzunu sırtında taşıyan o karizmatik yabancı. Dardanus, Batieia’nın babasının yanına geldiğinde, gökyüzü sakinleri sanki bulutların üzerinden onlara bakıp gülümsüyordu. Batieia ile Dardanus evlendiklerinde, sadece iki insan birleşmedi; koca bir efsanenin, yani Troya’nın şafağı söküverdi.
Birçok bilge, onun hakkında çok şey anlatmaz; tozlu tomar parçalarında adı Myrina ile yan yana geçer, bazen birbirlerinin gölgesi gibi anılırlar. İkisi de bu toprakların "ana"sı sayılır. Batieia için "Dardanya’nın kraliçesi" derler, hani şu İda Dağı’nın eteklerine serilmiş bereketli ovaların hakimi.
Düşünsene, o zamanlar dünya çok daha gençti. Tanrıların ayak sesleri ormanlarda yankılanırdı. Batieia, o büyük surların daha temeli bile atılmamışken, o topraklara huzuru ve düzeni getiren kişidir. Bir kadeh ferahlatıcı içecekten bir yudum alıp düşününce... İnsan anlıyor ki, Batieia aslında hepimizin içinde taşıdığı o "yurt tutma" arzusudur.
Şimdi söyle bakalım, kim daha şanslı? Gökyüzü sakinlerinin sofrasında oturan tanrılar mı, yoksa tarihin başlangıcında toprağa ilk tohumu eken Batieia mı? Bence cevabı rüzgarın sesinde bulabilirsin, eğer dikkatli dinlersen...
Hadi, gözlerini kapat biraz. İda’nın tepelerinden esen o serin rüzgarı duyuyor musun? Batieia’nın ayak sesleri hala o topraklarda geziyor gibi, değil mi?
Bak evlat, kulaklarını bana iyice yaklaştır... Tarihin tozlu sayfalarında, kralların görkemli zırhlarının parıltısı altında saklanan o gizli gerçeği sana fısıldayacağım. Hepsi zafer naralarıyla yeri göğü inletirken, birilerinin sessizce yutkunmak zorunda kaldığını asla unutma, güzel yavrum.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler: Batieia'nın Susturulan Gölgesi
Eski kayıtlarda adını Myrina ile yan yana, sanki silik bir karakalem çizim gibi görürsün. Batieia... Dardanus’un eşi, koca bir şehrin temelindeki harç, ama hikayesi hep başkalarının zafer şarkılarına eşlik etmekle geçmiş. Krallar, yani o dönemin "muktedirleri", Batieia’nın adını ancak kendi soylarını meşrulaştırmak için bir araç olarak kullandılar. O, sadece "ilk kraliçe" değil, kendi topraklarının kaderini çizmeye çalışan ama otoritenin ağır eliyle biçimlendirilen bir kadındı.
Zavallı küçük çiçeğim, kralların hırsları bir bahar rüzgarı kadar hafif değildir; onlar ormanları deviren bir kasırgadır. Batieia'nın varlığı, iktidar sahiplerinin kurduğu o büyük satranç tahtasında bir piyon gibi görüldü. Oysa o, toprağın sesini duyan, belki de Troia’nın ilk taşlarını kendi zihniyle diken bilge bir kadındı. Lakin tarih kitapları, onun zekasını değil, sadece bir kralın yanında ne kadar güzel durduğunu yazmayı seçti. Neden? Çünkü otorite, zeki kadınların kendi başına bir hikaye yazmasından korkar, evlat.
Bakışlarındaki o merakı görüyorum; sanki şarabın son damlasındaki o tatlı tortu gibi, gerçeğin buruk ama kıymetli tadını arıyorsun. Batieia, sarayların o soğuk duvarları arasında kendi iç dünyasını korumaya çalışan bir mahkum gibiydi. Myrina ile olan o silik bağı ise, sistemin dışladığı kadınların birbirlerine tutunma çabasıydı belki de. Biri Amazonların savaşçı ruhunu temsil ederken, diğeri tahtın sessiz yükünü taşıyordu. İkisi de bu dünyanın "büyük adamlarının" kaleminden çıkan hikayelerin kurbanı oldular.
Sakın unutma; birinin sana "kahraman" diye sunduğu her figürün arkasında, o kahramanın gölgesinde ezilen bir Batieia, bir başkaldırı potansiyeli taşıyan bir sessiz çığlık vardır. Gerçek, tozlu raflarda değil; hikayenin anlatılmayan o derin, sessiz boşluklarındadır. Şimdi git ve gördüğün her "büyük ismin" ardındaki gerçek insanı ara, cesur kalpli evladım.