Thesauros Mythology Balios

Balios

Balios

Yel tanrının oğlu, ölümsüz ve sadık bir koşu atı. Akhilleus’un savaşlarına yoldaşlık eden Balios, efendisi için yas tutacak kadar derin duyguludur.

Balios; yel tanrısı Zephyros ile kasırgaların taşıyıcısı Podarge’nin birleşmesinden doğan, yeryüzünün sınırlarını belirleyen Okeanos kıyılarındaki özgür otlaklardan koparılmış bir varlıktır. Denizlerin hakimi Poseidon’un, bir düğün hediyesi kisvesi altında Peleus’a sunduğu bu canlı, aslında iktidarın mülkiyet ilişkileriyle doğa üzerindeki tahakkümünün bir nişanıdır; nitekim Akhilleus, boyunduruğu altına aldığı bu ölümsüzlüğü kendi savaş hırsıyla Troya’nın kanlı topraklarına sürmüştür. İlyada’nın tanıklığında, Automedon’un dizginlerini tuttuğu bu atlar, efendilerinin yasında dahi kendi iradelerinin zincirini hissederler.

Kendi başına ölümsüzlük ve sonsuzluk döngüsünün parçasıyken, Zeus’un dahi "ne diye sizi ölümlü bir kralın emrine verdim" diyerek hayıflandığı bu trajik ortaklık, hiyerarşinin kendi doğasına aykırı olanla kurduğu zoraki bağın itirafıdır. Bahtı kara insanın, iktidar hırsıyla doğayı kendi ölümlü kaderine hapsetme girişimi, atların döktüğü gözyaşlarında yankılanır. Nihayetinde, Hektor ile sürecek olan kıyımın içine itilen Balios, tanrısal kökenine rağmen insanı merkeze alan o acımasız düzenin bir enstrümanına dönüşür. Öte yandan mitolojinin farklı bir katmanında, avcının avcıya, gücün kendine boyun eğdirdiği bir başka simge olarak Akteon’un köpeklerinden birinin ismiyle de karşımıza çıkar; her iki bağlamda da Balios, üzerinde tahakküm kurulanın sessiz ve görkemli şahididir.
Silenos
Gel bakalım şöyle, ateşin yanına kıvrıl. Gözlerini kıs da dinle; şarabın tadı genzimde değil, anıların tozlu sayfalarında gizli. Sana bugün dört nala koşan, rüzgarın evlatlarından birini, Balios’u anlatayım.

Öyle bildiğin ot yiyip kişneyen atlardan sanma onu. Balios, batı rüzgarı Zephyros ile fırtınaları peşinden sürükleyen Podarge’nin meyvesidir. Okeanos ırmağının kıyısında, tazecik çayırların arasında doğduğunda, daha ilk adımında toprağı titretmişti. Öylesine hızlıydı ki, nallarının yere değip değmediği bile tartışılırdı; sanki ayakları toprağı değil, zamanın kıvrımlarını eziyordu.

Denizlerin hakimi, gür sakallı Poseidon, bir gün Peleus ile Thetis’in düğününe gittiğinde, yanındaki en kıymetli hazineyi, yani bu iki soylu kardeşi –Balios ve Ksanthos’u– hediye olarak getirdi. Düşünsene, gökyüzü sakinleri bile böylesine özel varlıkları ancak büyük bir sevgi gösterisi için ellerinden çıkarırdı. Sonra bu atlar, o meşhur Akhilleus’un yanına, savaşın tozuna dumanına düştüler.

İşte asıl hikaye burada başlar. İnsanlar, savaşların sadece kılıç ve kalkanla kazanıldığını sanır ama atların yüreğini kimse hesaba katmaz. Akhilleus’un dostu, can yoldaşı Patroklos hayata gözlerini yumduğunda, bu iki ölümsüz atın sessizliğe gömülüp başlarını yere eğdiklerini gördüm. Öyle bir kederdi ki bu, göklerin efendisi Zeus bile yukarıdan bakarken dayanamadı. Kendi kendine, "Zavallıcıklar," dedi, "ne diye sizi ölümlülerin acı dolu dünyasına bıraktım ki? Siz ki ölümün ne olduğunu bilmezsiniz, neden bahtı kara insanların yasını tutasınız?"

Zeus haklıydı, insanoğlu yeryüzündeki en tuhaf, en acınası yaratıktır. Ama Balios ve Ksanthos, o asil duruşlarıyla gösterdiler ki; dostluk, ölümsüzlükten bile daha ağırdır. Hektor ile olan o büyük hesaplaşmada, Akhilleus’u ölüme bir nefes kala taşıyan yine onlardı.

Ha, bir de şunu unutma; eğer bir gün Akteon adında bir avcıdan bahsedildiğini duyarsan, onun da Balios adında bir köpeği vardır. Sakın karıştırma! Biri fırtınadan doğmuş, tanrı yadigarı bir rüzgar atı; diğeri ise avcının peşinde koşan sadık bir dost. İsimler bazen yollar gibidir; nereye çıktığına dikkat etmezsen şaşırıp kalırsın.

Şimdi söyle bakalım, sen olsan böyle kanatlı bir rüzgarın sırtında nereye uçardın? Okeanos kıyılarına mı, yoksa daha ötesine mi?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme