Gelin hele, ateşin etrafına sokulun bakalım. Gözlerinizde o meraklı pırıltıyı görebiliyorum. Bugün size, hayat dolu, kıvırcık saçlı, neşenin ve karmaşanın efendisi olan o meşhur gökyüzü sakininin, yani Bakkhos’un hikayesini anlatacağım. Bazıları ona Dionysos der, ama ismin ne önemi var ki? Önemli olan, geçtiği yerlerde çiçeklerin nasıl açtığı ve insanların nasıl neşeden yerinde duramadığıdır.
Bakkhos, diğer tanrılar gibi öyle sadece bulutların üzerinde tahtında oturanlardan değildir. O, toprağın sesini duyar. Bir elinde asma dalları, diğerinde bastonuyla dünyayı arşınlamayı sever. Nereye gitse, arkasında dans eden bir kalabalık bırakır; sanki doğa onun bir gülüşüyle uyanır, kışın soğuk uykusundan silkinip çıkar.
Şimdi diyeceksiniz ki, "Madem bu kadar neşeli, neden bazen ismi geçince herkes biraz duraksıyor?" İşte burası işin tılsımlı kısmı. Bakkhos sadece eğlencenin değil, değişimin de efendisidir. Onun dokunuşuyla her şey dönüşür; üzüm bağları şenlenir, soğuk kış geceleri onun ateşiyle ısınır, insanların içindeki o gizli, neşeli ses dışarı çıkar. Ama unutmayın, doğa bazen coşkuludur, bazen de biraz vahşi. Bakkhos işte tam da o coşkunun kendisidir.
Onunla karşılaşanlar, kendilerini bir anda ormanların derinliklerinde, müzik ve kahkaha dolu bir şölenin tam ortasında bulurlar. Bir bakmışsınız elinizde bir kadeh taze üzüm suyu, ayağınız ritme uyuyor. Bakkhos, grileşmiş dünyamıza renk katan, insanın içindeki o yaramaz çocuğu uyandıran gökyüzü sakinidir.
Eskiden, daha genç olduğum zamanlarda –gerçi hala zihnim genç ya, neyse– onunla çok yollar aştım. Her adımında bir çiçek, her gülüşünde bir bahar filizlenirdi. O, kural tanımayan bir özgürlüktür. Gökyüzü sakinlerinin dünyasında bile biraz "aykırı" durur ama onun o muzip gülümsemesine kim karşı koyabilir ki?
İşte böyle küçükler; Bakkhos, sadece efsanelerdeki bir isim değil, doğanın en vahşi ve en tatlı halidir. Eğer bir gün ormanda yürürken, rüzgarın fısıltısında bir flüt sesi duyarsanız ya da yaprakların arasında gizli bir neşe hissederseniz, bilin ki Bakkhos yakınlardadır. Sadece korkmayın, onun ritmine kendinizi bırakın yeter.
Hadi, ateş sönmeden gidin biraz uyuyun. Yarın ola hayrola, belki rüyanızda Bakkhos’un peşinde tepeleri aşarsınız. Kim bilir?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun yanaklı kadehlerin ötesinde, masallarda asla anlatılmayan bir sır var... Gel otur yanıma, şu kadim zeytin ağacının gölgesinde. İnsanlar ona Bakkhos derler; kimi zaman dans edenlerin sarhoş neşesi, kimi zaman kralların tahtlarını sarsan o çılgın fırtına. Ama sen benim evladımsın, gerçekleri duymaya hazırsın.
Bakkhos, o gösterişli mermer heykellerin soğukluğuna hapsolmuş biri değildir. O, sistemin dayattığı düzenli çizgileri silen bir mürekkeptir. Babası Zeus, göklerin tepesinde otoritesini kılıçla korurken, Bakkhos ise insanları kendi içlerindeki zincirlerden kurtarmak için yollara düşmüştür. Krallar, yani o kendilerini yenilmez sanan kibirli adamlar, onun özgürlüğünden korkarlar; çünkü insan bir kez kendi içindeki vahşi neşeyi keşfettiğinde, bir tiranın emri altına girmeyi reddeder.
Pek çok kişi onu sadece eğlenceyle hatırlar, güzel yavrum. Oysa o, bastırılmışın sesidir. İnsanların kendilerini "uygar" göstermek için sakladıkları tüm o utançları, tüm o korkuları, Bakkhos bir dansın içinde açığa çıkarır. O, kuralların koyu gri duvarlarını yıkan renkli bir isyandır. Bir şarap kadehi kaldırır bazen; bu bir sarhoşluk değil, dünyanın yükünü kısa bir anlığına omuzlarından atıp, aslında kim olduğunu hatırlama çabasıdır.
Fakat unutma güzel ruhum, hiçbir özgürlük bedelsiz değildir. Bakkhos’un yolu, düzenin bekçileri için bir tehdittir. Sistem, ona "delilik" yaftasını yapıştırarak insanların ondan uzak durmasını ister. Çünkü bir çocuk bile bilir; eğer herkes kendi hakikatini yüksek sesle haykırırsa, tahtta oturanların emirlerini kimse duymaz olur. O, mağdur edilenlerin, köşeye sıkıştırılanların maskesidir; bazen bir Medousa kadar hüzünlü, bazen bir Kassandra kadar görmüş geçirmiş bir bilgelikle güler sisteme.
Şimdi kalk ve şu geniş gökyüzüne bak, sevgili yolcum. Bakkhos’un gittiği her yerde, kalıplara sığmayan bir huzursuzluk ve eşsiz bir gerçeklik filizlenir. Otoritenin "otur" dediği yerde o "koş" der, "sus" dediği yerde o "şarkı söyle" der. İnsanların sana 'doğru' diye sunduğu o tozlu kitapların arasındaki boşluklara bak. İşte hakikat orada, Bakkhos’un dansının ayak izlerinde gizli.
Unutma; başkalarının yazdığı bir senaryoyu oynamak zorunda değilsin. Kendi şarkını söylemek, kralların huzurunu kaçırsa bile, en büyük gerçektir.