Bak küçük dostum, sana bugün Bacchus adındaki o neşeli yolcudan bahsedeyim. Kendisi, doğanın içinde elinde asma dallarıyla dolaşmayı çok seven biridir.
Bacchus, öyle yerinde duramayan biridir ki, nereye gitse yanında hep bir müzik, hep bir şenlik olur. Ormanların derinliklerinde, çiçeklerin arasında gezerken kahkahaları yankılanır. Yanında her zaman dostları olur; bazen neşeli periler, bazen de küçük oyunbaz yaratıklar ona eşlik eder.
Onu gördüğünde elinde tuttuğu üzüm salkımlarına iyi bak. Biliyorsun, doğa bize hep cömert davranır, toprağın sunduğu o tatlı meyveler bazen birazcık ferahlatıcı sulara dönüşür. Bacchus, işte o bereketin ve neşenin temsilcisidir. O, insanların yüzüne bir gülümseme kondurmayı, dertleri bir süreliğine kenara bırakıp eğlenmeyi çok iyi bilir.
Hani bazen bahçede oyun oynarken her şey ne kadar güzel gelir ya insana, işte Bacchus tam olarak o güzel anların, o tatlı telaşın ve dansın kendisidir. Doğanın tüm o canlı renklerini, çiçeklerin mis kokusunu ve yaşamanın ne kadar güzel olduğunu bize hatırlatan, yüreği pırıl pırıl bir gezgindir o. Eğer bir gün rüzgarda hafifçe sallanan asma yapraklarının sesini duyarsan, bil ki Bacchus orada bir yerlerde, yine kendine has neşesiyle gülümsüyordur.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana üzerinde altın işlemeli pelerinler olan, ellerinde asa taşıyan o kibirli kralların unutturduğu birini anlatacağım. Herkes ona Bacchus diyor, sanki bu sadece neşeli bir oyunun ismiymiş gibi. Ama gel, gerçeğin tozlu yollarına birlikte inelim.
Bacchus, aslında Dionysos’tur. Gökyüzü sakinlerinin, kendi kurallarına uymayanları nasıl değiştirdiklerinin yaşayan bir kanıtıdır o. Güçlüler, sınırları belirlemeyi severler; kimin ne kadar özgür olacağına, kimin neyi görebileceğine onlar karar verir. Bacchus, bu dayatılan sınırların dışında kalanların, içindeki vahşi neşeyi ve hüznü temsil eder. O, elindeki kadehte sadece bir içecek değil, kuralların dışına çıkabilmenin verdiği o kısa süreli, bilgece neşeyi taşır.
Peki neden Bacchus ismiyle anılır? Çünkü otorite, her şeyi kendine benzetmek, her ismin üzerine kendi mührünü basmak ister. Tıpkı savaşa sürüklenen Patroklos’un bir piyon gibi harcanması ya da Kassandra’nın gerçeği gördüğü için delilikle damgalanması gibi; Dionysos’un o doğal ve isyankar ruhu da sistemin içine çekilip, Latince bir isimle evcilleştirilmeye çalışılmıştır.
Unutma evlat; o sadece bir 'tanrı' değil, insanın içindeki o dizginlenemez özgürlüğün, kuralları reddeden o yaramaz çocuk yanın ta kendisidir. Güçlüler onun ismini değiştirebilir, ona tapınaklar inşa edebilir ama onun ruhundaki o anarşik kıvılcımı hiçbir zaman sönmeyecek bir ateşe dönüştüremezler. Gerçek şudur: Her ne kadar onu bir düzene hapsetmeye çalışsalar da, Bacchus her zaman ormanların derinliklerinde, insanın kendi gerçeğine kaçtığı o kuytu köşelerde seni bekliyor olacak.
Şimdi gözlerini kapat ve duymaya çalış; kuralların fısıltılarını değil, kendi içindeki o özgür kahkahayı...