Thesauros Mythology Babys

Babys

Babys

Marsyas’ın kardeşi ve kaval çalan bir satyr. Basit bir çalgı kullandığı için Apollon’un gazabından kurtulup hayatını şans eseri koruyabilmiştir.

Apollon ile girdiği müzikal müsabakada haddini aşmakla itham edilen Marsyas’ın kardeşi Babys, aynı zanaatı icra etmesine rağmen tanrısal hiyerarşinin sınırlarını kendi lehine çizmeyi başarmıştı. Tek borulu, gösterişsiz bir kavalın yarattığı kısıtlı ses aralığı, onu tanrı katında bir tehdit unsuru olmaktan çıkarıp görünmez kılıyordu; zira mutlak iktidar, ancak kendine denk veya üzerinde gördüğü bir rekabeti ezme ihtiyacı duyardı. Marsyas’ın ilahi düzene karşı sergilediği teknik cüretkarlık vahşi bir karşılıkla bastırılırken, Babys’in zayıf ve basit olanı tercih etmesi, fark edilmemenin sağladığı o suskun özgürlüğü beraberinde getirdi. Otoritenin ancak dikkatini çeken üzerinde tahakküm kurduğu bir dünyada, Babys’in sönük ahengi, büyük bir efendinin gölgesinde ancak görünmez kılındığında hayatta kalabilenlerin sessiz ve pasif direnişiydi.
Silenos
Oturun şöyle, soluklanın bakalım. Şu ağacın gölgesi ne güzel, değil mi? Bugün size, hani o herkesin adını duyduğu, kibirli tanrı Apollon’la boy ölçüşmeye kalkıp da sonu hiç hayra alamet bitmeyen meşhur Marsyas var ya, hah işte, onun pek bilinmeyen kardeşinden bahsedeceğim. Adı Babys.

Şimdi, bu Marsyas denilen çocuk, biraz hırçın, biraz da kendini dev aynasında gören bir tipti. Elinde flütüyle ortalığı birbirine katar, gökyüzü sakinlerine meydan okuyacak kadar ileri giderdi. Kardeşi Babys ise ondan epey farklıydı. O da müzikten hoşlanırdı, kaval çalardı çalmasına ama onunki öyle cafcaflı, gösterişli bir şey değildi. Kendi el yapımı, tek bir kamıştan, basit mi basit, biraz da gürültülü bir kaval…

Bir gün, hani şu meşhur yarışma vaktinde, Marsyas o altın telli çalgısıyla Apollon’a kafa tutarken, bizim Babys de yanında bitmişti. Ama gelin görün ki, bazen insanın "sıradan" ve "göze batmayan" biri olması, başına gelecek büyük felaketlerden onu koruyup kollayan bir kalkan olur. Apollon, karşısında pırıl pırıl parlayan lirini tutarken, yan tarafta tek borulu, derme çatma bir şeyle üfleyip duran şu küçük kardeş Babys’e şöyle bir baktı.

Bakışını biliyorsunuz; o tanrısal, keskin, insanın içini delip geçen bakış… Apollon, Marsyas’ın o küstahlığına çok sinirlenmişti, doğru. Ancak Babys’e baktığında, onun müziğini bir sanat değil, sadece ormanda kendi kendine oyalanan bir çocuğun neşeli gürültüsü olarak gördü. "Bundan bir zarar gelmez, bu ancak kuşları ürkütür," diye düşündü herhalde. Babys'i ciddiye bile almadı, adeta yok saydı.

Ve işte o an, Babys’in kurtuluşu oldu. Abisi Marsyas o korkunç cezaya çarptırılıp tarih sayfalarında hazin bir şekilde anılırken, bizim Babys, elinde o basit kavalıyla sessizce ormanın derinliklerine, gölgelerin içine karışıp gitti. Kimse onun peşine düşmedi, kimse onu sınamadı.

Görüyor musunuz evlatlar? Bazen en büyük yetenek veya en büyük hırs, insanı uçuruma sürükler. Ama "azla yetinmeyi bilen", o gösterişsiz kamıştan gelen sese güvenen Babys, hayatına devam etti. Hayatın tadı her zaman en yüksek perdeden gelen müzikte değil, bazen o kenarda köşede kalan, kimsenin dikkat etmediği sessiz solukta gizlidir.

Hadi, biraz daha meyve yiyin bakalım, ne o öyle kaskatı kesildiniz? Korkmayın, Apollon buradan çok uzakta. Bugün hava güzel, rüzgarın kavak ağaçları arasındaki fısıltısını dinleyin; belki Babys’in o derme çatma kavalının yankısıdır, kim bilir?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme