Oturun şöyle, soluklanın bakalım. Şu ağacın gölgesi ne güzel, değil mi? Bugün size, hani o herkesin adını duyduğu, kibirli tanrı Apollon’la boy ölçüşmeye kalkıp da sonu hiç hayra alamet bitmeyen meşhur Marsyas var ya, hah işte, onun pek bilinmeyen kardeşinden bahsedeceğim. Adı Babys.
Şimdi, bu Marsyas denilen çocuk, biraz hırçın, biraz da kendini dev aynasında gören bir tipti. Elinde flütüyle ortalığı birbirine katar, gökyüzü sakinlerine meydan okuyacak kadar ileri giderdi. Kardeşi Babys ise ondan epey farklıydı. O da müzikten hoşlanırdı, kaval çalardı çalmasına ama onunki öyle cafcaflı, gösterişli bir şey değildi. Kendi el yapımı, tek bir kamıştan, basit mi basit, biraz da gürültülü bir kaval…
Bir gün, hani şu meşhur yarışma vaktinde, Marsyas o altın telli çalgısıyla Apollon’a kafa tutarken, bizim Babys de yanında bitmişti. Ama gelin görün ki, bazen insanın "sıradan" ve "göze batmayan" biri olması, başına gelecek büyük felaketlerden onu koruyup kollayan bir kalkan olur. Apollon, karşısında pırıl pırıl parlayan lirini tutarken, yan tarafta tek borulu, derme çatma bir şeyle üfleyip duran şu küçük kardeş Babys’e şöyle bir baktı.
Bakışını biliyorsunuz; o tanrısal, keskin, insanın içini delip geçen bakış… Apollon, Marsyas’ın o küstahlığına çok sinirlenmişti, doğru. Ancak Babys’e baktığında, onun müziğini bir sanat değil, sadece ormanda kendi kendine oyalanan bir çocuğun neşeli gürültüsü olarak gördü. "Bundan bir zarar gelmez, bu ancak kuşları ürkütür," diye düşündü herhalde. Babys'i ciddiye bile almadı, adeta yok saydı.
Ve işte o an, Babys’in kurtuluşu oldu. Abisi Marsyas o korkunç cezaya çarptırılıp tarih sayfalarında hazin bir şekilde anılırken, bizim Babys, elinde o basit kavalıyla sessizce ormanın derinliklerine, gölgelerin içine karışıp gitti. Kimse onun peşine düşmedi, kimse onu sınamadı.
Görüyor musunuz evlatlar? Bazen en büyük yetenek veya en büyük hırs, insanı uçuruma sürükler. Ama "azla yetinmeyi bilen", o gösterişsiz kamıştan gelen sese güvenen Babys, hayatına devam etti. Hayatın tadı her zaman en yüksek perdeden gelen müzikte değil, bazen o kenarda köşede kalan, kimsenin dikkat etmediği sessiz solukta gizlidir.
Hadi, biraz daha meyve yiyin bakalım, ne o öyle kaskatı kesildiniz? Korkmayın, Apollon buradan çok uzakta. Bugün hava güzel, rüzgarın kavak ağaçları arasındaki fısıltısını dinleyin; belki Babys’in o derme çatma kavalının yankısıdır, kim bilir?
Bak evlat, masalların tozlu raflarında unutulmuş, oysa kulaklarını toprağa dayarsan hala yankısını duyabileceğin bir sır var: Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler.
Kadehimi neşeyle dolduran o hafif, buruk şarabın gölgesinde otururken, sana Marsyas’ın kardeşinden, Babys’ten bahsetmek isterim. Herkes Marsyas’ın o meşhur, acı dolu sonunu bilir; Apollon’un kibrine kurban gidişini... Oysa Babys, o ilkel, tek borulu kavalını çalarak gölgelerde sessizce dururdu.
Görüyor musun evlat, otorite dediğin şey, parıltılı ve karmaşık olanı kıskanır; kendini dev aynasında gören bir tanrı, ancak kendi sanatının aynası olanı tehdit olarak algılar. Marsyas’ın sanatı bir isyandı, bir çığlıktı; bu yüzden o kibriyle meşhur Apollon, onu sistemin çarklarında yok etti. Peki, ya bizim küçük Babys? O, sistemin gözünde sadece "yetersiz" olandı. Onun basitliği, onun kibrin radarına girmeyen o alçakgönüllü ezgisi, aslında onun tek kurtuluşuydu.
Prensip şudur: Güç, kendi standartlarını dayatır. Eğer o standartların dışında kalacak kadar "sıradan" ya da "ilkel" görünürsen, tanrılar seni görmezden gelirler. Marsyas, mükemmel olduğu için yok edildi; Babys ise sadece kendi olduğu, kimsenin oyununa dahil olamayacak kadar "eksik" bulunduğu için hayatta kaldı.
Söyle bana güzel evlat, mükemmel olup ateşte yanmak mı daha büyük bir talih, yoksa ilkel bir kavalın sesinde kaybolup otoritenin kör noktasına gizlenmek mi? Bazı krallar ve tanrılar, başkalarının hayatlarını kendi zaferleri için birer nota gibi kullanırlar. Ama Babys, o tek borulu kavalıyla, onların senfonisinden kendi başına çıkmayı başaran yegane bilgeydi.
Unutma; bazen görünmez olmak, kralın sarayında parlamaktan çok daha güvenli bir özgürlüktür. Şimdi, kavallar susar ve gerçekler gün yüzüne çıkar; gerisi sadece gürültüdür.