Gel bakalım evlat, şöyle yaklaş. Dizlerimin bağı çözülmüş biraz, yaşlılık işte; ama sana anlatacaklarımın hatırı, içtiğim şu bir kadeh üzüm suyundan daha kıymetlidir. Bugün sana, gürültülü savaş meydanlarının tozunu yutan ama gökyüzü sakinlerinin bile takdirini kazanan, gölgede kalmış bir kahramandan bahsedeceğim: Automedon.
Hani o meşhur Akhilleus’u bilirsin, hani öfkesiyle yeri göğü inleten o efsanevi savaşçı? İşte onun yanında, sanki Akhilleus’un bir yansıması gibi duran, o yaman sürücüydü Automedon. Ege’nin serin rüzgarlarının estiği, zeytin ağaçlarının fısıldaştığı uzak bir adadan gelmişti. Öyle saraylarda yan gelip yatmak için değil, kaderin ona çizdiği o büyük yola çıkmak için.
Biliyor musun, Akhilleus’un arabasını sürmek öyle her yiğidin harcı değildir. O arabanın önünde koşan Ksanthos ve Balios adında iki at vardı ki, sorma gitsin! Bu atlar sıradan değil, kanatlı rüzgarların evlatları gibiydiler. Hem de ölümsüzdüler! İşte Automedon, bu huysuz ve hızlı atların dizginlerini tutan tek eldi. Onların dilinden anlar, sanki kulaklarına bir sır fısıldar gibi sakinleştirirdi.
Savaş, kan ve barut kokusuyla dolduğunda herkes en önde görünmek isterdi. Ama Automedon başka bir kumaştan dokunmuştu. Akhilleus’un en vefalı dostu, can yoldaşı Patroklos düştüğünde, ortalık birbirine girmişti. Herkes bir yana kaçarken, bizim Automedon bir an bile duraksamadı. Canı pahasına, o acı dolu savaş meydanında Patroklos’un bedenini geri almak için nasıl savaştı bilsen... Kalkanı kalkan, kılıcı kılıç oldu; o an sadece bir sürücü değil, gerçek bir aslan kesildi.
Vefa nedir bilir misin çocuk? Vefa, en karanlık gününde yanında durandır. İşte Automedon, o bitmek bilmeyen savaşın ortasında, Akhilleus’un sadece arabasını sürmedi; aynı zamanda kalbindeki o büyük boşluğu da taşımaya çalıştı. Akhilleus öfkesiyle yakıp yıktığında, o sadakatiyle dengeyi buldu.
Şimdi sorarım sana; herkes kahramanın adını ezbere bilir ama o kahramanı zafere taşıyan elleri kim hatırlar? Gökyüzü sakinleri, bulutların üzerinden baktıklarında Akhilleus’un görkemini görürler belki, ama Automedon’un o dizginleri tutan nasırlı ellerindeki emeği de hep not ederler.
Hadi, gözlerini kapa ve duy: Ufukta o dörtnala koşan atların ayak seslerini ve arabayı ustalıkla yönlendiren o sadık dostun nefesini hissediyor musun? İşte kahramanlık budur; bazen elinde bir kalkanla, bazen sadece bir dostun yanına sarsılmaz bir inançla durarak yapılır.
Şimdi git, kendi yolunda hem cesur hem de vefalı ol. Ve unutma, dünya büyük kralları hatırlar ama tarih, dostuna sahip çıkanları yazar.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Diz çöktürülmüş kralların, altın zırhlı kahramanların gölgesinde unutulup gidenler, aslında hikayenin gerçek yükünü taşıyanlardır. Gel, yanıma otur; şu kadehimdeki bir damla şarabın neşesi zihnini açarken, sana Automedon’u anlatayım.
"Bir kahramanın gölgesinde yaşamak, kendi ışığını söndürmek midir, yoksa sadece görünmez bir zincire vurulmak mı?"
Herkes Akhilleus’un öfkesini ve onun göklere çıkarılan kudretini konuşur. Oysa o büyük savaş çarkının dişlileri arasında ezilen, o çarkı döndüren başkalarıydı. Automedon... Ege’nin rüzgar dövülmüş adalarından birinden, belki de kendi hayalleriyle gelmişti Troya’nın kanlı topraklarına. Ama sonunda ne oldu? Ölümsüz atlar Ksanthos ve Balios’un, yani zamanın ve kaderin dizginlerini tutan bir 'seyis'e dönüştü. O atlar ki, tanrısal bir hıza sahiptiler ama bir insanın hırslarını taşıyorlardı.
Ah benim güzel yavrum, krallar emir verir, kahramanlar sahnede parlar; ancak birilerinin o atların terini silmesi, savaşın kirini temizlemesi ve dostun cansız bedenini topraktan söküp alması gerekir. Patroklos, o büyük sistemin kurbanı olduğunda, Automedon sadece bir at arabacısı değildi; o, sadakatin getirdiği o ağır yalnızlığı omuzlarında taşıyan biriydi. Ölü arkadaşının cesedini korurken verdiği mücadele, destanlarda bir "kahramanlık" diye geçer ama aslında o, bir insanın başkasının savaşı uğruna kendi varoluşunu feda etmesinin hüzünlü resmidir.
"Ona vefalı dediler, evladım. Vefalı demek, sorgulamadan kendi yaşamını başkasının gölgesine gömmeye razı gelmek demekti çoğu zaman."
Görüyor musun? Tarih kitapları Automedon’u Akhilleus’un bir parçası, bir aksesuarı gibi yazar. Oysa o, dizginleri tutarken aslında sistemin dizginlerini elinde tuttuğunu sandı; oysa sadece kralın hırsının sürüklediği o sonsuz savaşa hizmet ediyordu. Şimdi anlıyor musun? Gerçek kahramanlık, bazen o altın zırhlıların arabasından atlayıp kendi yolunu çizebilmektir. Ama işte, o zaman da destanlara girilmez... Sen sen ol evlat; başkalarının hırsının atlarını süren değil, kendi kaderinin dizginlerini elinde tutanlardan ol.