Gelin bakalım, yaklaşın ateşin yanına küçükler! Kulaklarınızı dört açın da size Elis’in zengin mi zengin, ama bir o kadar da unutkan kralı Augias’ın hikayesini anlatayım. Hani derler ya, "Zenginlik başta akıl bırakmaz," tam da öyle bir durum işte.
Bu Augias, gökyüzü sakinlerinden güneşin efendisi Helios’un oğlu olur. Öyle bir serveti vardı ki sormayın; dağlar kadar büyük, denizler kadar kalabalık sürülere hükmederdi. Ama gel gör ki, bu kadar hayvanın arasında ağılları temizlemeyi hep ihmal etti. Yıllar geçtikçe o güzelim sarayının ve topraklarının hali içler acısı bir duruma geldi. Hayvanlar artık kendi evlerinde barınamaz, o kokudan yanlarına yaklaşılamaz oldu.
İşte tam o günlerde, namı dünyayı aşan güçlü Herakles yolu buradan geçti. Augias hemen ona koştu, "Ey yiğit!" dedi, "Şu ağılları temizle, sana sürülerimin onda birini vereyim." Herakles, kolları çelikten kuvvetli adam, hiç düşünmeden kabul etti ama bir şartı vardı: "Bunu bir günde yaparım, karşılığını da alırım!"
Ertesi sabah Herakles, sıradan bir temizlik yapmaya niyetli olmadığını gösterdi. Çevredeki koca Alpheios ve Peneus ırmaklarının yataklarını değiştirdi, koca nehirleri ağılların içinden akıttı. Bir günde bütün pisliği süpürüp götürdü sular! Tertemiz bir yer, pırıl pırıl bir hava... Augias, bir günlüğüne gelen bu mucize karşısında gözlerine inanamadı. Ama işte, insanın içindeki o kötü huylu cimrilik yok mu? Herakles’e söz verdiği o sürüyü vermekten kaçındı. Üstüne bir de kendi oğlu Phyleos’u, Herakles’in o mert arkadaşını, sırf doğruyu savundu diye mahkemeye verdi.
O mahkemede yargıçlar öyle bir karar verdi ki, hem kralı hem de oğlunu sürgüne yolladılar. Ama Herakles bu, hiç hakkını yerde bırakır mı? Topladı ordusunu, döndü geldi Elis’e. Şehri fethetti, Augias’ın saltanatına son verdi. Sonunda da o mert delikanlıyı, yani Phyleos’u babasının yerine tahta oturttu.
Görüyor musunuz? İnsan sözünü tutmalı, çünkü gökyüzü sakinleri bazen nehirleri bile yerinden oynatıp adaleti getiriverir. Hadi bakalım, şimdi uyku vakti; rüyalarınızda belki Herakles’i görürsünüz, kim bilir?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun yanaklı dostum, masalların yaldızlı tozunun altında, kralların gürültülü zafer çığlıklarının susturduğu ince bir inilti gizlidir. Kulak ver, zira tarih, sadece galip gelenlerin kendi seslerini duyurabildiği bir tiyatrodur.
Güneşin oğlu olduğunu iddia eden Augias’ı duymuşsundur; Elis’in krallık tahtında oturan, sürüleri ufuk çizgisini aşan o görkemli adam... İnsanlar onun "tanrısal" mirasını anlatır ama ben sana gerçeği fısıldayayım: Zenginlik, sadece birikmiş bir kirdir. Augias’ın ağılları, o meşhur ahırları, aslında onun kendi vicdanının yansımasıydı. Yıllarca süren ihmalkarlık, biriktirdiği her şeyin kokusuyla birbirine karıştı. O, halkının emeğini kendi tahtının altına saklamıştı ama kendi yarattığı pislikte boğulmayı tercih ediyordu.
Sonra Herakles geldi, hani şu herkesin "kurtarıcı" diye tapındığı kahraman. Bilmezsin ey küçük yolcu, kahramanlık bazen sadece başka bir gücün emrine girmektir. Herakles, bir kralın hırsını temizlemek için nehirlerin yatağını değiştirdi. Akarsuların özgür doğasını, bir adamın mülkünü aklamak için köleleştirdi. İşte bu, tarihin ilk büyük çevre suçlarından biridir; doğanın düzeni, bir kralın "temizlik" takıntısı için bozuldu.
Peki ya sözler, ah o yeminler? Augias, gücünün sarhoşluğuyla (bu, en kötü şaraptan bile daha tehlikelidir evlat, zihni bulandırır ve insanın onurunu çürütür) verdiği sözü tutmadı. Çünkü krallar için anlaşmalar, sadece kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece kutsaldır. Kendi oğlu Phyleos, babasının yalanına karşı çıkıp adaleti savunduğunda ne oldu sanırsın? Augias, öz evladını bile mahkemeye verdi. Güç, kendi kanından olana bile sırt çevirecek kadar kördür.
Herakles’in dönüp o şehri yerle bir etmesi, kılıçların soğuk dansıyla gelen bir sondu. Ancak düşün; bir kralı devirmekle adalet gelir mi? Yoksa sadece oturan mı değişir? Herakles, Phyleos'u babasının yerine oturtarak aslında sadece tacın sahibini değiştirdi. Sistem, aynı çarkı başka bir isimle döndürmeye devam etti.
Şimdi şunu hatırla minik gezgin: Bir gün biri çıkıp senin temizliğini yapacağını, hayatındaki pislikleri nehirlerle akıtıp götüreceğini söylerse, önce onun elindeki kılıca değil, nehirleri nereye yönlendirdiğine bak. Krallar değişir, kahramanlar gelir geçer; ama "ahırlar" daima birinin sırtına yüklenir. Gerçek, hiçbir zaman sarayların içindeki o altın parıltıda değildir; gerçek, nehrin yatağını değiştiren o yorgun suların sessiz haykırışındadır.