Thesauros Mythology Augias

Augias

Augias

Helios oğlu Elis kralı Augias, devasa ağıllarını Herakles’e temizletip sözünden döndü. Bu kurnazlığı, krallığının sonu ve Herakles’in zaferi oldu.

Helios’un soyundan gelen, Aktor ile aynı kandan Elis kralı Augias, Argonaut seferinin katılımcılarından biri olarak hafızalara kazınmıştır. Muazzam zenginlikteki sürüleri, yönetimin birikmiş tortuları altında çürümeye terk edildiğinde, bu ataleti kırmak için Herakles’ten yardım ister. İktidarın meşruiyetini korumak uğruna, bir gün içinde tamamlanacak bir temizlik karşılığında sürüsünün onda birini teklif ederek mülkiyetin sınırlarını çizer. Herakles, doğanın akışını yani Alpheios ve Peneus ırmaklarını zorla yerinden ederek bu otoritenin biriktirdiği pisliği bir çırpıda süpürür; ancak tahakküm, sözünü tutmamayı bir yönetim biçimi haline getirmiştir. Augias, verilen sözü tek taraflı feshederek Herakles’i kendi oğlu Phyleos ile beraber yargıya, yani sistemin kendi kurduğu mekanizmaya hapseder. İktidarın baskıcı eli, hak arayanı sürgünle cezalandırır. Fakat zorun doğurduğu anarşinin geri dönüşü kaçınılmazdır; Herakles kente geri dönüp kralı tasfiye ettiğinde, bu defa kendi elindeki mutlak güçle Phyleos’u babasının tahtına oturterek, tahakkümün yerini bir başkasına bırakışına vesile olur.
Silenos
Gelin bakalım, yaklaşın ateşin yanına küçükler! Kulaklarınızı dört açın da size Elis’in zengin mi zengin, ama bir o kadar da unutkan kralı Augias’ın hikayesini anlatayım. Hani derler ya, "Zenginlik başta akıl bırakmaz," tam da öyle bir durum işte.

Bu Augias, gökyüzü sakinlerinden güneşin efendisi Helios’un oğlu olur. Öyle bir serveti vardı ki sormayın; dağlar kadar büyük, denizler kadar kalabalık sürülere hükmederdi. Ama gel gör ki, bu kadar hayvanın arasında ağılları temizlemeyi hep ihmal etti. Yıllar geçtikçe o güzelim sarayının ve topraklarının hali içler acısı bir duruma geldi. Hayvanlar artık kendi evlerinde barınamaz, o kokudan yanlarına yaklaşılamaz oldu.

İşte tam o günlerde, namı dünyayı aşan güçlü Herakles yolu buradan geçti. Augias hemen ona koştu, "Ey yiğit!" dedi, "Şu ağılları temizle, sana sürülerimin onda birini vereyim." Herakles, kolları çelikten kuvvetli adam, hiç düşünmeden kabul etti ama bir şartı vardı: "Bunu bir günde yaparım, karşılığını da alırım!"

Ertesi sabah Herakles, sıradan bir temizlik yapmaya niyetli olmadığını gösterdi. Çevredeki koca Alpheios ve Peneus ırmaklarının yataklarını değiştirdi, koca nehirleri ağılların içinden akıttı. Bir günde bütün pisliği süpürüp götürdü sular! Tertemiz bir yer, pırıl pırıl bir hava... Augias, bir günlüğüne gelen bu mucize karşısında gözlerine inanamadı. Ama işte, insanın içindeki o kötü huylu cimrilik yok mu? Herakles’e söz verdiği o sürüyü vermekten kaçındı. Üstüne bir de kendi oğlu Phyleos’u, Herakles’in o mert arkadaşını, sırf doğruyu savundu diye mahkemeye verdi.

O mahkemede yargıçlar öyle bir karar verdi ki, hem kralı hem de oğlunu sürgüne yolladılar. Ama Herakles bu, hiç hakkını yerde bırakır mı? Topladı ordusunu, döndü geldi Elis’e. Şehri fethetti, Augias’ın saltanatına son verdi. Sonunda da o mert delikanlıyı, yani Phyleos’u babasının yerine tahta oturttu.

Görüyor musunuz? İnsan sözünü tutmalı, çünkü gökyüzü sakinleri bazen nehirleri bile yerinden oynatıp adaleti getiriverir. Hadi bakalım, şimdi uyku vakti; rüyalarınızda belki Herakles’i görürsünüz, kim bilir?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme