Thesauros Mythology Auge

Auge

Auge

Kral Aleos’un kızı Auge, Herakles’ten doğurduğu Telephos yüzünden sürgüne gönderildi. Mysia kıyılarında yeni bir hayata başlayıp kral Teuthras ile evlendi.

Tegeia hükümdarı Aleos’un soy kütüğünü koruma hırsı, kızının rahmine biçtiği kaderle kesişir; Delphoi’nin belirsiz tanrı sözcüsü bir felaket kehanetinde bulununca, Auge bir güvenlik önlemi olarak Athena’nın tapınağındaki dokunulmazlık zırhına hapsedilir. Ancak iktidarın duvarları, arzunun ve doğanın önünde her daim çatlaktır; Herakles ile kurulan temas, tapınak korumasını bir ihanet sahnesine, Auge’nin bedenini ise babasının soy çizgisine karşı bir başkaldırı alanına dönüştürür.

Telephos’un dünyaya gelişi, Aleos için bir torun değil, otoritesine yöneltilmiş bir tehdittir; bu yüzden Auge ve çocuğu, tıpkı sistemin arızalı parçaları gibi denize terk edilir veya mülk statüsünde elden çıkarılır. Mysia’nın kıyılarında yeni bir statü arayışıyla Kral Teuthras’ın sarayına sığınan Auge, kendi yazgısını başkalarının kuralları içinde yeniden örmeye çalışır. Kehanetin dişlileri ise durmaz; Telephos, kan bağının zorunlu kıldığı şiddetle amcalarını aralayarak, iktidarın babadan oğula aktarılan kanlı mirasını, bizzat onu yok ederek tamamlar.
Silenos
Bak şimdi küçük dostum, ateşin kıyısına iyice sokul da dinle. İnsanların kaderi dediğin şey, bazen bir kehanetin gölgesinde yürüyen, bazen de bir fırtınanın savurduğu yapraklar gibidir. İşte Auge’nin hikayesi de tam böyle bir rüzgar hikayesidir.

Tegeia Kralı Aleos, kızı Auge’yi dünyanın en kıymetli hazinesi sanırdı ama bir gün Delphoi’deki kahinler, o meşhur ve ürkütücü sesleriyle kralın huzuruna çıkıp fısıldadılar: "Kral Aleos, dikkat et! Senin kızının dünyaya getireceği çocuk, kendi amcalarını yerle bir edecek." Şimdi düşün, koskoca kral böylesine bir haberle ne yapar? Aleos korktu, gözüne uyku girmedi. Auge’yi alıp, Athena’nın koruması altındaki o kutsal tapınağa kilitledi. "Burada güvende olur," dedi, "gökyüzü sakinlerinin huzurunda kimse ona yaklaşamaz."

Fakat aşk, kilitli kapıları sormaz çocuk. Yiğit Herakles, yolu o tapınağa düştüğünde Auge’nin güzelliğini gördü ve ona kalbini kaptırdı. Kaderin ördüğü ağlar burada başladı işte. Bir zaman sonra kucaklarında küçük Telephos ile kaldılar. Aleos bu durumu öğrenince öfkeden deliye döndü, sarayın içi bir anda fırtınaya tutulmuş gibi birbirine girdi.

İşte en acı kısmı burada başlar. O gaddar kral, torununu ve kendi kızını bir sandığa koyup uçsuz bucaksız denizlere bıraktı. "Gitsinler, nereye giderlerse gitsinler!" dedi. Ama kader, bazen denizin dalgalarında yolunu bulur. Sandık, uzak diyarlara, Mysia kıyılarına kadar sürüklendi. Auge orada hayatına devam etti, hatta Teuthras adında iyi bir kralın yanında kendine yeni bir yuva kurdu.

Küçük Telephos ise büyüdü, yiğit bir delikanlı oldu. Ama o kahinlerin sözü, bir gölge gibi peşini hiç bırakmadı. Bir gün, hiç bilmeden ve hiç istemeden, kahinlerin o ürpertici sözünü gerçekleştirdi ve kendi amcalarını talihsiz bir kaza sonucu kaybetti.

Görüyor musun? İnsan ne kadar kaçarsa kaçsın, kendi kaderinin hikayesini yaşamak zorundadır. Tanrılar bazen oyunbazdır, bazen de zalim; ama hikayenin sonunda anlıyoruz ki, başımıza ne gelirse gelsin, önemli olan o fırtınalı denizin içinden sağ salim çıkabilmektir.

Hadi, testiyi biraz daha doldurayım da, bu kadar kederden sonra biraz neşelenelim. Hayat, tıpkı üzümün bağdan kadehe uzanan yolu gibidir; biraz buruk, ama her zaman şaşırtıcı. Başka ne öğrenmek istersin?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme