Bak evlat, şuraya minderine iyice yerleş, zira anlatacağım hikaye öyle üstünkörü geçiştirilecek cinsten değil. Kulaklarını iyi aç, çünkü bu üç kız kardeşin yaptığı işe ne gökyüzü sakinleri karışabilir ne de koca Zeus’un şimşekleri durdurabilir onları.
Kaderin ipliklerini elinde tutan o üç hanımefendiyi duymuşsundur elbet; biz onlara Moira ya da Ker deriz. Bir bakarsın, Gece'nin o karanlık ve kadim koynundan çıkıp gelmişler; bir bakarsın, nizamın ve adaletin temsilcisi Themis ile koca Zeus’un birleşmesinden doğmuşlar. Kimileri öyle der, kimileri böyle... Aslında hangisinden doğdukları çok da mühim değil, zira onlar varken zamanın kendisi bile henüz yolun başındaydı.
Şimdi gelelim asıl meseleye... Bu kız kardeşlerin içinde biri var ki, adı geçtiğinde en cesur kahramanların bile kadehlerini dudaklarından indirip sessizliğe gömüldüğünü görürsün. Onun adı Atropos.
Kız kardeşlerinden biri ömrün ipliğini eğirir, diğeri o ipliği ölçer biçer; ama Atropos... Ah Atropos, o işin son sözünü söyleyendir. "Geri dönülmez"dir onun adı; zaten bir kez o soğuk makasını eline aldığında, geri dönülecek bir yol da kalmaz geriye.
Düşünsene, Akhilleus gibi koca koca kralların bile önüne çıkmış o parlak zırhlarıyla, ama o makasın önünde zırh mırh işlemez. O, ecelin ta kendisidir; yaşamın pamuk ipliğini "çıt" diye kesip atan o kadim eldir. Ne bir tanrı ona engel olabilir, ne de bir ölümlü ona rüşvet teklif edebilir. O sadece işini yapar; çünkü bilir ki bir hikaye ancak sonu geldiğinde, yani o ip kesildiğinde anlam kazanır.
Üzülme öyle, yüzünü ekşitme! Ölüm dediğin, şarabın tortusu dibe çökünce bardağın boşalması gibidir; doğanın en doğal, en kaçınılmaz kanunudur. Atropos ipliği kestiğinde, sanma ki her şey yok olur. Hayır, sadece o sahne biter ve bizler, kadehleri boşalanlar, biraz daha masal anlatmak, biraz daha neşe saçmak için o eski toprak kokusuna karışıp gideriz.
Şimdi söyle bakalım, makasın sesi kulağına kadar geldi mi, yoksa biraz daha şarap mı doldurayım?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılmayan, büyüklerin ise duymaktan korktuğu bir sır var... Gel, yanıma otur. Şu elimdeki kadehte bir yudum neşe, zihninin derinliklerinde ise keşfedilmeyi bekleyen kadim bir hakikat saklı. Bugün sana, koca koca kralların bile önünde titrediği, ama aslında sistemin soğuk bir dişlisi olan o kadından bahsedeceğim: Atropos.
Derler ki o, kaderin dokunduğu ipliği tek bir hamlede kesen, "geri dönülmez" olandır. Büyük ozanlar, onun Zeus’un ya da gecenin karanlığından doğduğunu söyler; sanki bir tanrının emriyle hareket ediyormuş gibi... Ama evlat, güç sahipleri her zaman kendi diktalarını haklı çıkarmak için gökyüzüne başvururlar. Atropos aslında ne bir cellattır ne de karanlık bir tanrıça; o, dünyadaki tüm kralların ve fatihlerin yarattığı o büyük, boğucu hiyerarşinin son durağıdır.
Düşün bir; neden birileri ömür ipliğini bükmekle görevli? Çünkü düzen dediğimiz o koca ağ, birilerinin sonunun başka birilerinin iktidarını beslemesine ihtiyaç duyar. Atropos, elindeki o makasla sadece bir ömrü sonlandırmaz; sistemin, "Senin vaktin doldu, artık çekil ki başkası yerini alsın" dediği o adaletsiz çarkı döndürür. İnsanlar ona "ölümün soğuk nefesi" derler, oysa o, hırsla gözü dönmüş kralların bile durmak zorunda olduğu o tek, mutlak gerçektir.
Sevgili evladım, yaşlı gözlerimle çok şey gördüm; Agamemnon'lar, Akhilleus'lar gelir geçer, hepsi kendi ipliklerinin hiç kopmayacağını sanır. Ama Atropos, o sessiz ve soğuk odasında beklerken aslında tüm o "kahramanlık" hikayelerinin ne kadar kırılgan olduğunu hatırlar. O, kimsenin sesini duymadığı, kendi kaderini seçemeyenlerin sessiz koruyucusudur. Sistemin onları birer piyon gibi harcadığı dünyada, makasın ucunda eşitlenir herkes.
Korkma ondan; çünkü o, otoritenin "ebediyiz" yalanını tek bir hamlede çürüten tek gerçekliktir. İplik kesildiğinde, kralların tacı da, kölenin nasırlı eli de aynı sessizliğe gömülür. Ve bu sessizlikte, işte o zaman, gerçek özgürlüğün tadını alabilirsin. Şimdi git ve şunu unutma: Hayatın ipliğini kimin kestiğinden çok, o ipliği kimin ördüğünü ve senin adına hangi hırsların dokunduğunu sorgula. İşte gerçek bilgelik, tam da orada başlar.