Thesauros Mythology Atreus

Atreus

Atreus

Mykene kralı Atreus; kardeşi Thyestes ile giriştiği kanlı iktidar kavgası ve uğursuz soyuyla Yunan mitosunun en dehşet verici lanetinin merkezidir.

Pelops ve Hippodameia’nın soyundan gelen Atreus; Thyestes’in kardeşi, Agamemnon ile Menelaos’un babası olarak mitolojinin karanlık dehlizlerinde yerini alır. Onun ve çocuklarının serüveni, insan iradesini aşan bir şiddet sarmalının ve yıkımın, antik anlatıların dokusuna işlenmiş trajik bir mirasıdır.

Homeros’un İlyada’sında, Hephaistos’un emeğiyle dövülen ve Zeus’tan Hermes’e, oradan da Pelops üzerinden Atreus’a geçen o meşhur asa; iktidarın ilahi bir lütuf gibi sunulsa da aslında el değiştiren bir hükmetme aracı olduğunu imler. Thyestes’in eline geçen, nihayetinde Agamemnon’un kavramasıyla pekişen bu asa, Argos üzerinde kurulan zorba egemenliğin sürekliliğini, mülkiyetin ve boyun eğdirmenin kuşaktan kuşağa nasıl devredildiğini fısıldar.

Destanlarda henüz kendine yer bulmayan "lanet" kavramı, sonradan inşa edilen efsanelerde iktidar hırsının kaçınılmaz bir gölgesi haline gelir. Pelops’un Khrysippos’un katli sonrası oğullarını sürgün etmesiyle başlayan süreç, Mykene tahtı için verilen iktidar kavgasının tetikleyicisi olur. İki kardeş, birbirlerini imha etmek üzerine kurulu düzeneklerle, kimin daha çok hükmedebileceğinin hırsıyla birbirlerini aşındırırlar. Atreus’un Artemis’e adadığı ancak kendine sakladığı o altın post, iktidarın kutsalın istismarı üzerine nasıl inşa edildiğini kanıtlar niteliktedir. Aerope’nin ihanetiyle el değiştiren post, aslında egemenliğin meşruiyet arayışındaki kırılganlığı temsil eder; tanrısal işaretler (güneşin yön değiştirmesi gibi), iktidarın her zaman bir tür metafizik "hizaya sokma" pratiğiyle meşrulaştırıldığını gösterir.

Atreus’un, Thyestes’in çocuklarını katledip babalarına sunması, tahakkümün ulaştığı en uç noktadır; bu, kardeşini sadece topraklarından değil, onun "kökünden" koparan, mutlak bir iktidar gösterisidir. Ancak bu denli korkunç bir hükümranlık dahi, Aigisthos’un dolaylı varlığında somutlaşan öç alma arzusuyla kendi kuyusunu kazar. Aigisthos, nihayetinde o saray düzeninin, iktidarın üzerine kurulan kanlı masanın efendisini devirir. Agamemnon ve Menelaos ile devam eden bu soy çizgisi, aslında suçun ve otoritenin nesiller boyu birbirini beslediği kapalı bir devreden ibarettir. Atreus’un kurduğu o sahte düzen, kendi evlatlarının üzerinden, yine aynı kanlı döngüyle nihayete erer.
Silenos
Bakın hele, ne kadar da güzel bir kalabalık toplanmış burada! Gelin, yakınıma oturun. Şöyle, dizlerimin dibine… Ayaklarım biraz ağrıyor ama hikaye anlatırken unuturum ben hepsini. Bugün size, hani o destanlarda isimleri gök gürültüsü gibi çınlayan, Agamemnon ile Menelaos’un babası Atreus’u anlatacağım. Ama öyle "büyük kraldı, şanlıydı" diyerek değil, insanın içindeki o karanlık hırsın, bir yılan gibi nasıl her şeyi zehirlediğini anlatarak.

Atreus, Pelops’un oğluydu. Hani o at arabalarıyla yarışan, adı sanı bilinen Pelops. Ancak bu ailede huzur, misafirliğe bile uğramazdı. Atreus ve kardeşi Thyestes, daha gençliklerinde babalarının yüreğini öyle bir yaraladılar ki, Pelops onlara sadece kızgın bir "defolun!" değil, nesiller boyu peşlerini bırakmayacak ağır bir lanet miras bıraktı.

Bir zamanlar, Mykene şehrinde bir kral lazımdı. Halk, "Pelops'un oğullarından biri olsun" dedi. İyi de, bu iki kardeş birbirini sevmezdi ki! Aralarındaki hırs öyle bir boyuta ulaştı ki, gökyüzü sakinleri bile bu durumdan utanç duydu. Atreus’un sürüsünde, güneşin altın sarısı gibi parlayan tüyleri olan bir koyun vardı. O koyun, kimde ise krallık onun hakkı sayılırdı. İşte tam burada, Aerope girdi devreye. Atreus’un karısı… Ah, kadınların kalbi bazen en sert kayalardan daha karmaşıktır; Aerope, o meşhur altın postu çalıp sevgilisi Thyestes’e verdi.

Thyestes, o postu havaya kaldırınca krallığı kaptı tabii. Ama gökyüzü krallarının kralı Zeus, bu işin içine el attı. Hermes’i gönderip Atreus’a bir oyun planladı. Thyestes’e, "Bak bakalım, güneş eğer yolunu tersine çevirip batıdan doğarsa, krallık Atreus’un olur, kabul mü?" dedi. Thyestes, nasılsa imkansız diye kabul etti. Ama o akşam güneş, dünyanın gördüğü en büyük şaşkınlıkla yolundan saptı, geri döndü! Gökyüzü o gün, olacaklara duyduğu tiksintiden kararırken, Atreus tahta oturdu.

Ama Atreus, intikam ateşiyle kavrulan bir adamdı. Kardeşine öyle bir oyun kurdu ki, anlatırken bile insanın tüyleri diken diken oluyor. Thyestes’i barış yemeğine çağırdı, ona kendi çocuklarının etini yedirdi. Yemek bitince de… Ah çocuklar, o kısmı hatırlamak bile istemiyorum; çocukların kesik kafalarını masaya dizdi. O gün, güneş bir kez daha yolunu şaşırdı. Sanki yeryüzündeki kötülüğe bakmaya dayanamadı da kaçtı gitti.

Yıllar geçti, suçun izi silinir mi sanıyorsunuz? Atreus, hiç bilmeden Thyestes’in kızıyla evlendi. Ve sonunda ne oldu biliyor musunuz? O kandan doğan Aigisthos, babasının intikamını almak için Atreus’u öldürdü.

Gördünüz mü? O meşhur, Hephaistos’un elinden çıkma asayı, hani babadan oğula geçen o kudretli değneği elinde tutanlar; aslında sadece bir toprak parçasını değil, atalarından kalan koca bir dert yumağını taşıyorlardı. Agamemnon ve Menelaos, işte böyle bir mirası sırtlanıp yola çıktılar.

Hadi şimdi gidin bakalım. Ama unutmayın, hırs dediğin şey insanın kendi evini yakmadan durmaz. Biraz şarap mı doldursam kendime? Hikaye anlatınca boğazım kurudu, aklım ise hala o tersine dönen güneşte...

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme