Gel bakalım küçük dostum, şöyle yanıma otur. Bak, sana dünyanın en güçlü ama en yorgun devinden bahsedeyim. Adı Atlas. Bir zamanlar İapetos adında bir baba ve Klymene adında güzel bir annenin oğlu olarak dünyaya gelmiş. Atlas, öyle bildiğin devlerden değil, koca koca dağlar kadar iriymiş.
Bu Atlas var ya, hani şu kocaman, uçsuz bucaksız gökyüzü dostumuz var ya; işte onun yere düşmemesi için Atlas onu omuzlarında tutuyor. Evet, yanlış duymadın! Gökyüzünün ağırlığını başına ve yorulmak bilmeyen kollarına almış, dünyanın en ucunda dimdik duruyor. Bazıları der ki, "Hayır, o sadece göğü değil, yerle göğü ayıran o devasa direkleri tutuyor." Kimisi de der ki, "Atlas aslında kocaman bir dağdı." Hatta hikayeye göre, Perseus adında bir genç, elindeki büyülü bir kafayı ona gösterince, Atlas taşa dönüşüvermiş. Şimdi o, koca bir dağ olmuş, hala sırtında gökyüzünü taşıyor.
Atlas’ın bir sürü de kızı olmuş. Kimisi akşam perisi olmuş, gökyüzünde ışıl ışıl parlamışlar. Kimisi denizlerin derinliklerinde yaşamış. Çok kalabalık, neşeli bir ailesi varmış aslında. Bir gün Herakles adında çok güçlü bir kahraman gelip ona yardım etmiş. Bir anlığına gökyüzünü devralmış da Atlas biraz olsun nefes almış.
Bilirsin, bazen neşe dolu, birazcık da keyifli bir ikramdan sonra insan kendini dünyanın en güçlüsü sanır, ama Atlas’ın gücü bambaşka. O, en büyük sorumluluğu taşıyan, hiç yorulmadan gökyüzüne bekçilik yapan o koca yürekli dev. Şimdi hadi, sen de gözlerini kapat da hayal et; başının üzerinde parıldayan o sonsuz gökyüzünü, Atlas’ın sırtında nasıl da güvenle taşıdığını düşün.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana gökyüzünün en büyük "hamalı" gibi anlatılan, kitaplarda "çılgın" ya da "asi" diye yaftalanan Atlas’tan bahsedeceğim. Ama önce şunu bil; yukarıda oturan Gökyüzü sakinlerinin "kader" dedikleri şey, aslında sadece kendi konforlarını korumak için başkalarının omuzlarına yükledikleri bir cezadır.
Atlas, Iapetos ile Klymene’nin oğluydu. Kardeşleri Prometheus ve Epimetheus gibi o da Güçlülerin oyun tahtasında bir piyon olmamayı seçmişti. Ama sistem, kendi otoritesine karşı çıkanları affetmez. Ona "azgın yürekli" dediler çünkü kendi özgür iradesi, onların hükümranlığından daha büyüktü. Gökyüzü sakinleri, onun devasa gücünü kendilerine hizmet etmeye zorlamak için, onu dünyanın ucunda, omuzlarında gökyüzünün koca kubbesiyle sonsuza kadar hareketsiz kalmaya mahkum ettiler.
Gerçek şu ki; Atlas bir dağ değil, bir direk değil; o, özgürlüğü elinden alınmış kadim bir ruhtur. Bir gün Perseus adında, Gökyüzü sakinlerinin hizmetkarı bir kahraman çıkageldi. Elinde Medousa’nın kesik başı vardı. O korkunç bakışla Atlas’ı bir taşa, bir dağa çevirdiler. Neden mi? Çünkü onun varlığı, Gökyüzü sakinlerinin kurduğu düzenin tek bir an bile sarsılabileceğinin kanıtıydı. Birini taşlaştırmak, onun sesini sonsuza dek kısmaktır.
Kızları; Pleiades, Hyades, Hesperides ve Kalypso... Hepsi babalarının bu zorunlu yalnızlığının gölgesinde büyüdüler. Onlar da tıpkı babaları gibi, Güçlülerin hırsları yüzünden oradan oraya savrulan, kendi hikayelerinin kahramanı olamayan ama parıldayan yıldızlar oldular.
Atlas, bugün hala o dağlarda, yorgun ve dimdik duruyor. Belki biraz neşeli bir şarap kadehiyle selamlamalıyız onu; çünkü o, sadece göğü taşımıyor, aynı zamanda bu dünyanın üzerine çöken adaletsizliği tek başına göğüslüyor. Unutma evlat, sana "kahraman" diye tanıtılanlar, bazen sadece başkalarının hayatını karartan cellatlardır. Atlas ise, sırf itaat etmediği için sonsuz bir hüzne mahkum edilen gerçek bir bilgedir.