Bak evlat, gel şöyle otur yanıma. Bak şu ağacın gölgesine, gökyüzüne bak... Sana öyle bir hikaye anlatacagım ki, kulaklarına küpe olsun.
Hani derler ya, "akıl akıldan üstündür" diye, işte bu hikayenin başrolünde tam da akıl var. Bir zamanlar, gökyüzü dostumuz Zeus'un aklına harika bir fikir gelmiş. Metis adında, dünyalar güzeli ve çok zeki bir arkadaşı varmış. Zeus, bu aklın ve zekanın kendi içinde hep kalmasını istemiş. Nasıl mı? Onu içine çekivermiş! Yani zeka artık doğrudan Zeus'un kendi kafasının içindeymiş.
Derken bir gün, Zeus'un başı müthiş bir şekilde ağrımaya başlamış. Öyle böyle bir ağrı değil, sanki kafasının içinde davullar çalıyor, şimşekler çakıyor! Sonunda, şak! Kafasının içinden pırıl pırıl, üzerinde parlayan zırhı ve elinde kargısıyla bir kız çıkıvermiş. Bu, Athena'ymış!
O, hem zekanın hem de cesaretin timsalidir. Çakır gözlüdür, öyle bir bakar ki sanki insanın içini okur. En yakın dostu da baykuşudur; hani şu gece sessizce uçup her şeyi gören, bilge kuş. İşte Athena da onun gibi, dünyadaki her şeyi görür ve bilir.
Athena biraz yaramaz ve kavgacı da olabilir. Bazen orduları yönetmeyi, savaş meydanlarında kalkanını savurmayı pek sever. İlyada dedigimiz o eski masalda, Akhilleus ve Odysseus gibi kahramanları korumak için neler neler yapardı! Bazen şakacıktan kılıktan kılığa girer, bazen de birine akıl verip onun doğru yolu bulmasını sağlardı.
Ama dur, sadece savaşçı sanma onu! O aynı zamanda bir el sanatı ustasıdır. Bir gün Arakhne adında bir kızla dokuma yarışına girmiş, ne hünerler göstermişti bilsen. Şehirleri korumayı da çok sever. Atina şehrine ismini o vermiştir; hani şu deniz dostumuz Poseidon ile yarışmışlardı ya. Poseidon tuzlu su çıkarmış, Athena ise zeytin ağacı dikmiş. İnsanlar zeytin ağacını daha çok sevince, Athena o güzel şehrin koruyucusu olmuş.
Yani anlayacagın evlat, Athena demek; zeka demek, çalışkanlık demek, iyilerin yanında durmak demek. O, gökyüzü dostumuzun kafasından fırlayan o parlak zeka kıvılcımıdır. Şimdi, hadi bakalım, git de biraz oyun oyna, ama aklın hep başında, gözlerin de o çakır gözlü tanrıça gibi açık olsun!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana gökyüzü sakinlerinin parıltılı saraylarında, altın kupalardan süzülen şarapların tadında değil; tozlu yollarda, haksızlığa uğramışların sessizliğinde saklanan bir hikaye anlatacağım. Bugün, herkesin "bilgelik ve savaş tanrıçası" diye göklere çıkardığı Athena'nın, aslında nasıl bir gücün esiri ve aracı olduğunu konuşacağız.
Efsaneler, onun babası Zeus’un kafasından zırhlı ve kargılı çıktığını söyler. Ama şu gerçeği atlarlar: Athena, aslında annesi Metis’in yani "akıl ve düşünme gücü"nün yutulmuş bir kurbanıdır. Zeus, dünyayı yönetmek için aklı kendi bedenine hapsetti. Yani Athena; özgür bir iradeden ziyade, babasının mutlak otoritesini sürdürmek için tasarlanmış bir araç gibi doğdu. Güçlüler, kendi hükümranlıklarını korumak için en değerli varlıkları bile kendi bedenlerine katıp, onları sadece kendi istedikleri gibi konuşan bir kuklaya dönüştürürler.
Sen onun Akhilleus’u, Odysseus’u koruduğunu duymuşsundur. Evet, korudu. Ama ne uğruna? Kendi hırsları ve diğer gökyüzü sakinleriyle olan kavgaları uğruna. Hektor’u öldürürken girdiği kılık, ona kurduğu tuzak, bir tanrıçaya yakışan bir erdem midir? Yoksa bu sadece, insanların hayatlarını bir oyun tahtasında piyon gibi kullanan otoritenin acımasızlığı mıdır? Athena, kazananların tarafını tutanların simgesidir. Arakhne gibi yetenekli bir dokumacıyı, sırf kendisinden daha iyi dokuduğu için bir örümceğe dönüştürecek kadar kıskanç ve yasaklayıcıdır. O, sanatı ve zanaatı koruduğunu söyler ama aslında sadece kendi otoritesine boyun eğenleri ödüllendirir.
Athena, **Poseidon** ile girdiği yarışmada bir zeytin ağacı sundu diye yüceltildi. Şehirlerin koruyucusu ilan edildi. Oysa şehirleri korumak demek, o şehirlerde yaşayan insanların kaderini kendi eline almak demektir. Troya'nın simgesi olan Palladion heykeli, aslında şehrin özgürlüğünün bir rehinesiydi. Onu elinde tutan, şehri de elinde tuttuğunu sanırdı.
Unutma evlat; sana "bilge" diye tanıtılan her figürün arkasında, sessizliğe gömülmüş bir Metis, yok edilmiş bir Arakhne veya oyunla ölüme sürüklenmiş bir Hektor vardır. Güçlülerin ışığı ne kadar parlaksa, gölgesi de o kadar karanlıktır. Gerçek bilgelik, gökyüzü sakinlerinin kanunlarını ezberlemek değil; o kanunların kimlerin canını yaktığını sorgulamaktır.
Şimdi, elindeki kadehin dibinde kalan son damlayı dostlukla paylaş ve şunu hatırla: En büyük tanrıçalar bile, arkasında bıraktıkları sessiz kurbanların hesabını veremezler.