Thesauros Mythology Athamas

Athamas

Athamas

Aiolos oğlu Athamas; talihsiz evlilikleri, evlatları Phriksos ve Helle'nin kaçışı, Hera’nın gazabıyla deliliği ve trajik yıkımıyla anılan bir kraldır.

Rüzgarlar tanrısı Aiolos’un soyundan gelen Boiotia kralı Athamas, bulutların efendisi Nephele ile kurduğu haneyi, Phriksos ve Helle adında iki evlatla taçlandırmıştı. Ancak iktidarın doğası, sadakati bir müddet sonra başka bir mülkiyetin, yani Kadmos’un kızı İno’nun hırsına terk etti. Saray içindeki hiyerarşinin ve ev içi tahakkümün yarattığı bu gerilim, ülkede baş gösteren kıtlığı bir fırsata dönüştürdü; İno, meşruiyetini korumak ve rakiplerini tasfiye etmek adına, kralı Phriksos’un kurban edilmesine ikna edecek kadar nüfuzunu genişletti. Nephele’nin müdahalesiyle altın postlu bir koç sırtında Kolkhis’e doğru başlayan bu kaçış, Helle’nin denize düşüşüyle yasaklı bir sınır hattına, Hellespontos’a ismini veren trajik bir mühür bıraktı.

Otoritenin kendi yarattığı bu huzursuzluk, tanrısal bir cezalandırma biçimiyle Athamas’ın zihninde bir çözülmeye evrildi; Hera’nın kışkırtmasıyla gerçekleşen bu yıkım, kralın kendi öz evladını katletmesi ve İno’yu kaçışa zorlamasıyla nihayete erdi. İktidarın baskısı altında ezilen İno, denize sığınarak ölümü değil, dönüştürücü bir özgürlüğü seçti. Dalgaların kucağında bir deniz tanrıçasına, Leukothea’ya dönüşen İno, Odysseus’un kurtarılmasında görüldüğü üzere, kendi başına buyruk bir varlık olarak sistemin sınırlarını aştı. Bugün Athamas ve İno’nun trajedisi, geriye sadece parçalanmış anlatılar bırakmış olsa da, o günden bugüne tragedyaların sayfaları arasında, hükmetme arzusunun bireyi nasıl bir yıkıma sürüklediğinin ve bu cendere içinden nasıl bir karşı-duruşun doğabileceğinin gölgesi gezmektedir.
Silenos
Gelin bakalım küçükler, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaşın. Bugün size, hayatın hem bir şölen sofrası kadar tatlı hem de acı bir sonbahar rüzgarı kadar soğuk olabileceğini gösteren bir adamdan, Athamas’tan bahsedeceğim.

Athamas, yellerin efendisi Aiolos’un oğlu, Boiotia’nın kralıydı. Başlarda her şey bir masal gibiydi; bulutların kızı Nephele ile evlenmiş, Phriksos ve Helle adında pırıl pırıl iki evlatları olmuştu. Lakin insanlar, gökyüzü sakinlerinin bahşettiği huzuru bazen avuçlarının içinde tutmayı bilemezler. Athamas, bir anlık gafletle Nephele’yi boşayıp hırslı bir kadın olan İno ile evlenince, evin huzuru bir sis bulutu gibi dağılıverdi.

İno, üvey çocuklarını kendi kanındanmış gibi sevmek şöyle dursun, onların varlığına tahammül bile edemiyordu. Ülkeye büyük bir kıtlık vurduğunda, kadın içindeki kötülüğü bir zehir gibi kustu; kralı, oğlu Phriksos’u tanrılara kurban etmesi gerektiğine ikna etti. Oysa anneleri Nephele, çocuklarını öylece bırakacak mıydı? Asla! Gökyüzünden gönderdiği, tüyleri güneşin ilk ışıkları gibi parlayan altın postlu bir koç, Phriksos ve kardeşi Helle’yi alıp uzaklara, Karadeniz’in ötesindeki Kolkhis’e doğru havalandı.

Fakat hayat, bazen en neşeli yolculuklarda bile hüzünlü bir nota gizler. Helle, o yükseklerden bakarken aşağısındaki dalgalara fazla daldı, korktu ve yorgun elleri koçun yünlerinden kayıp sulara gömüldü. İşte o gün bugündür, o denizlere Hellespontos, yani "Helle Denizi" deriz. Onun anısı o köpüklü dalgalarda yaşar, çocuklarım.

Peki ya Athamas’a ne oldu derseniz... Tanrıça Hera’nın öfkesinden kaçmak öyle kolay mı sandınız? Hera, bu krala büyük bir hınç besliyordu ve zihnini bir düğüm gibi kördüğüm etti. Zavallı Athamas delirdi. Kendi öz oğluna kıyacak kadar gözü döndüğünde, İno da can havliyle kendisini denize attı. Ama bakın, hikaye burada ilginçleşiyor: İno ölüp gitmedi. Denizlerin derinliklerinde, gemicilerin fırtınalı gecelerde sığındığı bir "Ak Tanrıça"ya, yani Leukothea’ya dönüştü. Hatta yıllar sonra, o meşhur Odysseus’u dalgaların pençesinden kurtaranın da bizzat kendisi olduğu söylenir.

Gördünüz mü? Krallar, kraliçeler, altın koçlar... Hepsi rüzgarla gelip rüzgarla gidiyor. Bazen bir trajedi sahnesinde, bazen de bir denizci hikayesinde hatırlarız onları. Şimdi, biraz daha şarap –yok yok, daha doğrusu taze bir meyve suyu– alalım da, bu eski zamanların ağırlığını omuzlarımızdan atalım. Hayat, üzerinde düşünmek için çok kısa, ama anlatmak için çok güzeldir. Başka ne duymak istersiniz?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme