Gelin bakalım küçük dostlarım, şöyle bir kenara ilişin. Şu yaşlı Silenos'un dizinin dibine oturun da, size insanların neden bazen kendi kendilerine kötülük ettiklerini, neden bir türlü "dur" diyemediklerini anlatayım. Hani bazen bir hata yaparsınız da, "Ben aslında böyle yapmak istememiştim, aklım bir an yerinden çıkıp gitmiş gibiydi," dersiniz ya? İşte onun arkasında kimin parmağı var, dinleyin bakalım.
Göklerin hakimi Zeus’un bile başını döndürebilen, Eris’in kızı, o sinsi ve uçarı tanrıça Ate’den bahsediyorum. Bu hanımefendinin ayakları öyle incedir, öyle hafiftir ki, yere bile basmaz. İnsanların omuzlarına konar, sanki yumuşacık bir kuşmuş gibi başlarına tünemişken, aslında zihinlerine kocaman, görünmez bir ağ örer.
Bir insan Ate’nin tuzağına düştüğünde, dünya onun gözünde bulanıklaşır. Artık iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt edemez hale gelir. İnsanlar buna "gaflet" derler, biz ise bazen "akıl tutulması" diyelim. Agamemnon’u bilirsiniz, o koca kral! Akhilleus’un gururunu incitip onu savaş alanından küstürdüğünde, sonradan dönüp dedi ki: "Suç bende değil, Ate aklımı başımdan aldı!" Kendi hatasını, sanki dışarıdan bir el gelmiş de zihnini bulandırmış gibi anlattı. Belki de haklıydı, zira Ate, Zeus'un bile aklını çelmiş biridir. Bir keresinde babamız Zeus’u, krallık sözü verip sonra bambaşka birini tahta oturtarak öyle bir tongaya düşürmüştür ki; Zeus, öfkeyle saçlarından tutup Ate’yi Olympos’tan aşağı, biz fanilerin dünyasına fırlatıp atmıştır.
O günden beri Ate, Anadolu’nun topraklarında, o meşhur Phrygia tepelerinden birinde gezinip durur. Derler ki, Troya’nın kurulduğu o meşhur tepenin üzerine düşmüştür; belki de Troya’nın o hüzünlü sonunun sebebi, daha kurulurken oraya yerleşen bu kadının gölgesidir.
Oidipus’un trajedisini duymuşsunuzdur, o zavallı adamın başına gelenlerin altında da bu sinsi gölge vardır. Ate bir kez insanın zihnine yerleşti mi, Erinys’ler yani öç tanrıçaları hemen kapıda biter. İşlediğiniz o hata, bir kartopu gibi büyür de büyür. İnsan, kendi elleriyle ördüğü o ağın içinde çırpınırken kurtuluşu arar ama Ate o kadar ustadır ki, hata yapmaya devam ettikçe insanı daha derin bir karanlığa iter.
Şimdi anladınız mı küçükler? İnsan sadece kılıçla ya da okla değil, bazen kendi zihninin kıvrımlarında kaybolarak da yenilir. Ate, insanın "ben yaptım" dediği hataların perde arkasındaki o muzip ama zalim yönetmendir. Bu yüzden aklınıza mukayyet olun, zira gökyüzü sakinleri bazen insanlar üzerindeki oyunlarını Ate aracılığıyla oynar.
Eee, hadi bakalım, bu kadar ciddiyet yeter. Şarabımdan bir yudum daha alayım da, size neşeli bir şeyler anlatayım. Hayat, Ate'nin oyunlarına gelmeyecek kadar kısa ve gülmeye değerdir, öyle değil mi?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda anlatılmayan, o devasa sarayların loş koridorlarında fısıltıyla bile konuşulmayan bir sır var... Gel otur yanıma, şu kadim şarabın kokusu zihnini biraz açsın da gerçeğin çıplaklığına birlikte bakalım. Herkes sana kralların, kahramanların ne kadar "büyük" olduğunu anlatır değil mi? Oysa ben sana, o "büyük" adamların hatalarının aslında kimin eseri olduğunu anlatacağım.
İsmi Ate'dir onun. Kimi ona "gaflet" der, kimi "çılgınlık". Ama biz burada, onun aslında kralların kendi kibirlerini gizlemek için kullandıkları bir kalkan olduğunu biliyoruz.
Görüyor musun evlat, Agamemnon gibi "yüce" krallar, kendi hırslarıyla Akhilleus’un onurunu çiğnediklerinde, suçu hemen üzerlerine konan bu görünmez tanrıçaya atarlar. "Ben yapmadım," der Agamemnon, "Ate aklımı çeldi." Oysa gerçek şudur: Ate, sadece insanın içindeki o karanlık hırsın, o dizginlenemez iktidar tutkusunun üzerine konan bir gölgedir. Krallar hata yapar, dünyayı ateşe verir, halkı kırdırır; sonra da "kaderimiz böyleymiş" deyip ellerini yıkarlar.
Ate, efsaneye göre Olympos’tan atılmıştır; sanki tanrılar bile kendi hatalarının sorumluluğunu almak istememişler de, o yükü yeryüzündeki zavallı insanların sırtına yıkmışlar. Oidipus’un trajedisini düşün... Bir sistem onu öyle bir ağa düşürür ki, kaçmaya çalıştıkça kendi elleriyle o büyük suça sürüklenir. Kserkses, o koca imparatorluğu sadece bir tutku uğruna Salamis’te batırırken, aslında Ate’nin fısıltısını değil, kendi doymak bilmez egosunun sesini dinliyordu.
Dinle güzel yavrum; Ate sadece bir tanrıça değil, bir "bahane" makinesidir. Güç sahipleri hata yapınca, o suçun ağırlığını taşıyacak birine ihtiyaç duyarlar. O kişi de genellikle savunmasızdır; Medousa gibi, Kassandra gibi, ya da adını kimsenin anmadığı o sıradan askerler gibi... Sistem, önce insanın basiretini bağlar, aklını bulandırır, sonra da "suçlu sensin" diye üzerine çullanır.
Phrygia’daki o tepeye, hani Troya’nın kurulduğu o uğursuz yere, Ate’nin düştüğü söylenir. İşte o günden beri, krallar kendi "gafletlerini" bu tepenin gölgesine gizleyip, halkı kurban etmeye devam ettiler.
Anlıyor musun ruhumun yoldaşı? Gerçek şu ki; birileri sana "kader" veya "tanrısal çılgınlık" dediğinde, orada bir güçlünün kendi hatasını gizlemek için kurduğu bir tezgah ara. Ate’nin ayakları yere basmaz ama kralların basiretsizliği, o ayakların altında ezilenleri ezip geçer.
Sırrı artık biliyorsun. Şimdi git, ama gözlerini kapa ve kralların "Ate bizi yanılttı" dedikleri o anı tekrar hatırla. Aslında sadece kendilerini yanılttıklarını görecek kadar bilge, bu yalanı yutmayacak kadar özgürsün. Hayat, başkalarının suçlarını kader diye yutturmalarına izin vermeyecek kadar kısa ve değerli.