Thesauros Mythology Ate

Ate

Ate

Ate, insanın aklını çelen ve onu felakete sürükleyen uğursuz bir gaflet tanrıçasıdır. Olympos'tan kovulan bu varlık, Kader'in elinde acı bir oyuncaktır.

Eski Yunan düşüncesinin soyut bir kavramsallaştırması olarak Ate, Eris’in rahminden kopup gelen dişi bir kudret simgesidir. İnsanın dünyayı kavrayışını, iyiyi kötüden süzme yetisini temsil eden akıl, bu tanrısal varlığın gölgesi düştüğünde işlevsizleşir; basiret bağlandığında ise kişi, kendi iradesi dışındaki bir sarmalın içinde hata ve suç labirentlerine sürüklenir. Bu durum, özgür iradeyi bir yanılsamaya dönüştüren, tepeden inme bir tahakkümün birey üzerindeki ilk ve en derin etkisidir.

Çağdaş dillerde karşılığı zor bulunan Ate’yi, Türkçede "gaflet" kelimesiyle çerçevelemek mümkün olsa da, bu sözcük mitin taşıdığı o yıkıcı insanlık dramını tam olarak karşılamaz. İlyada’da Agamemnon, Akhilleus ile yaşadığı çatışmanın ardından, kraliyet otoritesinin üzerinde bir başka boyunduruğun varlığını itiraf eder. Agamemnon’a göre; Zeus, Kader ve karanlıkta yürüyen Erinys’ler, onun aklını çelerek meşruiyetini tartışmalı kılan o yıkıcı kararı almasına yol açmıştır. Kendi eyleminin faili olduğunu reddeden Agamemnon, iktidarın hata yapma lüksünü ve sorumluluktan kaçış mekanizmasını ilahi bir çılgınlıkla meşrulaştırır. Ate, insanın kafasına konup onu kendi ağının içine düşüren, Zeus’un bile iradesine hükmeden, yere değmeyen zarif ama uğursuz ayaklarıyla toplumsal nizamı kökten sarsan bir tahakküm aracıdır.

Tanrısal irade dahi bu yanıltıcı ağa takılmıştır. Zeus, Mykene krallığını Perseus’un torununa vadedip Herakles’e odaklanırken, Hera’nın manipülasyonu sonucu doğan Eurystheus karşısında iradesi boşa düşer; Herakles dahi bu ilahi planın kurbanı olarak bir başkasının emrine girmek zorunda kalır. Zeus, kendi düzeninin sarsılmasından duyduğu öfkeyle Ate’yi Olympos’tan yeryüzüne fırlatır; bu, aslında iktidarın kendi yarattığı "bozucu" gücü, düzenin dışına, yani insanların arasına sürme eylemidir.

Ate, Kader’in elinde bireyin özerkliğini yok eden bir oyuncaktır. Oidipus’un trajedisi, kendi iradesinin dışında örülmüş bir ağın içine çekilmesinden ibarettir. Kserkses ise, Ate’nin yönlendirmesiyle giriştikleri askeri seferlerde, devasa bir imparatorluğun yıkımına neden olan o kaçınılmaz hatayı yapar. Bu süreçte Ate, suç işleyen kişiyi Erinys’lerin yani cezalandırıcı otoritenin pençesine terk eder. İktidarın mekanizması, kendi yarattığı "gaflet" sonucu düşenleri, arınma imkanı bırakmadan ebedi bir çöküşe mahkum eder. Yeraltında dahi bir kurtuluş sunmayan bu düzen, hata yapanı tanrıların lanetiyle damgalar.

Efsaneye göre, Zeus’un yeryüzüne attığı bu belalı varlık, Anadolu’daki bir tepeye, yani Ate Tepesi’ne (Gaflettepe) düşmüştür. İlos’un buraya İlion’u (Troya) kurması, devletin ve yerleşik nizamın başlangıcının, aslında tanrısal bir yanıltma ve tahakküm mirası üzerine inşa edildiğini işaret eder. Troya’nın sonunu hazırlayan tüm felaketler, işte bu tepenin üzerine inşa edilen iktidarın, Kader’in ince ağlarına dolanmasının bir sonucudur.
Silenos
Gelin bakalım küçük dostlarım, şöyle bir kenara ilişin. Şu yaşlı Silenos'un dizinin dibine oturun da, size insanların neden bazen kendi kendilerine kötülük ettiklerini, neden bir türlü "dur" diyemediklerini anlatayım. Hani bazen bir hata yaparsınız da, "Ben aslında böyle yapmak istememiştim, aklım bir an yerinden çıkıp gitmiş gibiydi," dersiniz ya? İşte onun arkasında kimin parmağı var, dinleyin bakalım.

Göklerin hakimi Zeus’un bile başını döndürebilen, Eris’in kızı, o sinsi ve uçarı tanrıça Ate’den bahsediyorum. Bu hanımefendinin ayakları öyle incedir, öyle hafiftir ki, yere bile basmaz. İnsanların omuzlarına konar, sanki yumuşacık bir kuşmuş gibi başlarına tünemişken, aslında zihinlerine kocaman, görünmez bir ağ örer.

Bir insan Ate’nin tuzağına düştüğünde, dünya onun gözünde bulanıklaşır. Artık iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt edemez hale gelir. İnsanlar buna "gaflet" derler, biz ise bazen "akıl tutulması" diyelim. Agamemnon’u bilirsiniz, o koca kral! Akhilleus’un gururunu incitip onu savaş alanından küstürdüğünde, sonradan dönüp dedi ki: "Suç bende değil, Ate aklımı başımdan aldı!" Kendi hatasını, sanki dışarıdan bir el gelmiş de zihnini bulandırmış gibi anlattı. Belki de haklıydı, zira Ate, Zeus'un bile aklını çelmiş biridir. Bir keresinde babamız Zeus’u, krallık sözü verip sonra bambaşka birini tahta oturtarak öyle bir tongaya düşürmüştür ki; Zeus, öfkeyle saçlarından tutup Ate’yi Olympos’tan aşağı, biz fanilerin dünyasına fırlatıp atmıştır.

O günden beri Ate, Anadolu’nun topraklarında, o meşhur Phrygia tepelerinden birinde gezinip durur. Derler ki, Troya’nın kurulduğu o meşhur tepenin üzerine düşmüştür; belki de Troya’nın o hüzünlü sonunun sebebi, daha kurulurken oraya yerleşen bu kadının gölgesidir.

Oidipus’un trajedisini duymuşsunuzdur, o zavallı adamın başına gelenlerin altında da bu sinsi gölge vardır. Ate bir kez insanın zihnine yerleşti mi, Erinys’ler yani öç tanrıçaları hemen kapıda biter. İşlediğiniz o hata, bir kartopu gibi büyür de büyür. İnsan, kendi elleriyle ördüğü o ağın içinde çırpınırken kurtuluşu arar ama Ate o kadar ustadır ki, hata yapmaya devam ettikçe insanı daha derin bir karanlığa iter.

Şimdi anladınız mı küçükler? İnsan sadece kılıçla ya da okla değil, bazen kendi zihninin kıvrımlarında kaybolarak da yenilir. Ate, insanın "ben yaptım" dediği hataların perde arkasındaki o muzip ama zalim yönetmendir. Bu yüzden aklınıza mukayyet olun, zira gökyüzü sakinleri bazen insanlar üzerindeki oyunlarını Ate aracılığıyla oynar.

Eee, hadi bakalım, bu kadar ciddiyet yeter. Şarabımdan bir yudum daha alayım da, size neşeli bir şeyler anlatayım. Hayat, Ate'nin oyunlarına gelmeyecek kadar kısa ve gülmeye değerdir, öyle değil mi?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme