Bir varmış, bir yokmuş; yemyeşil ormanların derinliklerinde, rüzgardan bile hızlı koşan bir kız yaşarmış. Adı Atalante imiş. Bu kızcağız bebekken, ormanın şefkatli bir anne ayısı onu bulup kendi yavrusu gibi sütüyle beslemiş, büyütmüş. İşte böylece Atalante, ağaçların fısıltısını duyan, okunu attığında hedefini asla ıskalamayan, doğanın kendi kızı olmuş.
Atalante o kadar hızlıymış ki, sanki ayaklarının altına kanat takılmış gibi koşarmış. Bir gün demiş ki: "Beni koşuda yenen biri çıkarsa, belki o zaman evlenirim." Ama kimse onun hızına yetişemezmiş. Talipleri gelirmiş, o da hepsini geride bırakırmış.
Derken bir gün, Melanion adında zeki bir genç çıkagelmiş. Yanında da ışıl ışıl parlayan üç tane altın elma getirmiş. Yarış başlamış, Atalante yine rüzgar gibi öne fırlamış. Melanion ise elinden bir altın elmayı nazikçe yere bırakmış. Elma güneş altında o kadar güzel parlıyormuş ki, Atalante onu merak edip durmuş, eğilip elmayı yerden almış. İşte tam o anda Melanion bir adım öne geçmiş. Atalante yine hızlanmış, yine geçmiş. Melanion ikinci elmayı atmış, Atalante onu da almak için durmuş. Üçüncü elmada ise artık Melanion yarışı bitiş çizgisinde noktalamış.
Böylece bu hızlı avcı kız ile elmalı genç evlenmişler. Mutlu mesut yaşarken, bir gün neşe içinde bir tapınağın içine girmişler. Doğa ana, yani o güzel gökyüzü dostumuz, bu dikkatsizce davranışlarına birazcık kızmış. "Madem bu kadar vahşisiniz ve ormanı çok seviyorsunuz, o zaman hep ormanlarda kalın" demiş ve onları iki heybetli aslana dönüştürmüş.
Şimdi onlar, ormanların derinliklerinde, sanki bir rüya gibi kükreyerek sonsuza dek beraber koşuyorlar. Belki de bir gün ormanda yürürken, rüzgarın sesinde Atalante'nin kahkahasını duyarsın, kim bilir? Hadi bakalım, şimdi gözlerini kapat ve bu hızlı kızın ormandaki koşusunu hayal et. Ben de bir yudum üzüm suyu içip şöyle ağacın gölgesinde dinleneyim.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını aç, zira sana anlatacaklarım, Güçlüler'in altın tahtlarında otururken gizledikleri o tozlu hikayelerden biri.
Bir zamanlar Atalante adında, rüzgarın bile yetişemediği bir kız vardı. Babası Iasos, onu bir erkek çocuğu olmadığı için, sanki değersiz bir eşyaymış gibi dağ başına, ölüme terk etti. Çünkü o zamanın dünyasında, bir babanın gururu, evladının canından daha kıymetli sayılırdı. Ama doğa, o kızı unutmadı. Bir dişi ayı, ona analık etti; ormanlar onu kanatları altına aldı. Atalante, Güçlüler'in koyduğu "kadınlar zayıftır" yasasını, kendi adımlarıyla paramparça etti.
O, kimseye boyun eğmek istemedi. Kendi yolunu çizen, özgürlüğünü kalkanı yapmış bir avcıydı. Ama sistem, kendi kurallarına uymayanı ya yok etmek ister ya da tuzağa düşürür. İki at adam ona zorbalık etmeye kalktığında, Atalante adaleti kendi elleriyle sağladı. Sonra, krallar ve prensler, onun bağımsızlığından korktukları için, onu bir yarışa, bir "oyuna" zorladılar. Kazanan her zaman o oluyordu, çünkü o, sistemin piyonu olmayı reddedenlerin hızıyla koşuyordu.
Sonra Hippomenes geldi. O, Atalante'yi yenmek için kaba kuvvetini değil, Aphrodite'nin bahçesinden çalınmış, göz boyayan o parlak altın elmaları kullandı. Bir kadının zekasını, bir parça parlak metal ile çeldiler. Atalante, altın elmayı almak için eğildiğinde, aslında kendi özgürlüğünü yere bırakıyordu.
En acı olanı ise sonudur, evlat. Atalante ve eşi, sadece insan oldukları için, kendi insani doğalarına yenik düştüklerinde; Gökyüzü sakinleri, kendi tapınaklarını "kirlettikleri" bahanesiyle, bu iki ruhu acımasızca aslanlara dönüştürdü. Neden mi? Çünkü o yükseklerde oturanlar, insanların kendi hayatları üzerinde özgürce karar vermesinden, aşık olmasından, hatta hata yapmasından bile nefret ederler. Onları aslana çevirerek, aslında "siz artık sadece birer hayvansınız, kendi iradeniz yok" demek istediler.
Şimdi bir kadeh dolusu neşeyi, o dağlarda hürce koşan, sistemin çarklarına sıkışıp kükremek zorunda kalan o kızın hatırasına kaldıralım. Unutma; dünya sana "sınırlarını bil" dediğinde, Atalante'nin rüzgarı hatırla. Güçlüler'in koyduğu kurallar, sadece onların tahtını korumak içindir, senin ruhunu değil.