Thesauros Mythology Astyanaks

Astyanaks

Astyanaks

Hektor ve Andromakhe’nin oğlu, Troya’nın umudu küçük Astyanaks. Savaşın karanlığında, babasının mirasını taşıyamadan surlardan atılarak katledildi.

Hektor ve Hekabe’nin gelini Andromakhe’nin evladı; Homeros’un İlyada’sında, Troya’nın o vakur batı kapılarında yükselen bir hatıranın temsilcisidir.

Andromakhe’nin kucağında, dadısının korumasıyla beliren bu bebek, Hektor’un nazarında yalnızca bir evlat değil, bir ışık huzmesiydi. Babası ona, yaşamın kaynağı olan nehrin adıyla Skamandros derken; şehrin surlarını bir otorite ve mutlak bir güçle tutanların ona yakıştırdığı isim "Astyanaks" idi; yani "şehrin kralı". Bu isimlendirme, henüz yürümeyi dahi bilmeyen bir bedene bile tepeden inme bir egemenlik misyonunun, o koca imparatorluk hiyerarşisinin nasıl erken yaşta yüklendiğinin bir nişanesiydi.

Bir gün babasının tunçtan, kaba kuvvetin ve savaşın soğuk metalini yansıtan sorguçlu tolgasından ürküp ağladığında; Hektor, onu o sarsılmaz düzene ve eril iktidar mirasına dahil etmek istercesine kucakladı. Evladının bir gün kendisi gibi "ünlü" olmasını, yani o yıkıcı hiyerarşi basamaklarında yerini almasını diledi.

Ancak iktidar kendi devamlılığını talep ederken, beraberinde kaçınılmaz bir düşüşü de getirir. Hektor’un kaybının ardından Andromakhe, çocuğunun bu çürüyen otoritenin gölgesinde çekeceği mahrumiyetin ve yetimliğin ağıtını yakacaktı. Ne var ki surların ardındaki o sönmeye mahkum düzen, çocuğun kaderini çizmekte geç kalmadı. Troya’nın surları Akha’ların ateşiyle kavrulurken; Odysseus ya da Akhilleus gibi tarihin galip figürleri, iktidarın gelecekteki bir "tehdidini" daha bastırmak adına, onu yüksek surlardan aşağı bıraktılar. Bir çocuğun yaşamı, devletlerin bekası ve egemenlerin hırsıyla inşa edilen o yüksek duvarların arasında bir hiç uğruna son buldu.
Silenos
Gel şöyle yanıma, biraz daha yaklaş. Şu ağacın gölgesi ne güzel, değil mi? Gel, sana Troya’nın o hüzünlü ama bir o kadar da parıltılı prensinden bahsedeyim. Adı, Astyanaks’tı. Hani şu görkemli Hektor ile zarif Andromakhe’nin minik gözbebeği.

Biliyor musun, babası ona Skamandros derdi, hani şu şehrin içinden akan nehrin adıyla seslenirdi ona. Ama halk, yani o surların ardında yaşayanlar, ona “Astyanaks” dediler; yani “Şehrin Efendisi”. Neden mi? Çünkü babası Hektor, koca bir şehri tek başına omuzlarında taşıyan bir devdi de ondan. İnsanlar, babasının gücü bu küçük yavrunun damarlarında da akıyor diye düşünüyor, ona bakınca geleceğin güvenli Troya’sını hayal ediyorlardı.

Bir gün, surların o meşhur batı kapısında karşılaştılar. Hektor, savaşın tozunu toprağını üzerinde taşıyarak geldi. O meşhur, güneş gibi parlayan sorguçlu tunç tolga başındaydı. Küçük çocuk babasını o heybetli zırhıyla görünce, o parlak tolganın altında parıldayan gözlerini görünce biraz ürktü, dudak büküp ağlamaya başladı. Hektor, bu yufka yürekli dev, kaskını çıkarıp yere koydu, kucağına aldı o ışıldayan yıldız gibi yavruyu. Gökyüzü sakinlerine seslendi, ellerini yukarı kaldırıp; “Ey tanrılar!” dedi, “Bu çocuk, bir gün babasından daha büyük, daha cesur olsun. Düşmanlarını yıksın, şehrini onurla korusun ve annesinin yüreğini ferahlatsın!”

Ah, ama hayat bazen çok zalim bir oyunbazdır, biliyorsun değil mi? Kader, insanların yaptığı planları alıp kendi bildiği gibi eğip büker. Hektor o savaş meydanında can verince, zavallı Andromakhe’nin dünyası başına yıkıldı. O güzelim kadının tek derdi, artık yetim kalmış olan bu küçük prensin geleceğiydi. Onun çekeceği çileyi, artık babasının gölgesi olmayacağını düşünmek, bir annenin kalbini ancak bu kadar acıtabilirdi.

Ama hikaye burada bitmiyor, keşke bitseydi. Troya surları alevler içinde kalıp, o muhteşem şehir küle döndüğünde, gökyüzü sakinlerinin yürekleri bile buz kesmişti. Akhilleus’un veya belki de o kurnaz Odysseus’un askerlerinin elinde, Hektor’un o küçük, o masum “Şehrin Efendisi” son yolculuğuna gönderildi. Surlardan aşağı, o güzelim Troya’nın karanlık boşluğuna bırakıldı.

Yani anlıyorsun ya evlat; bazen krallar, bazen kahramanlar sadece tozlu satırlara emanet kalır. Ama biz yaşlılar, hikayeleri unutmayız. Astyanaks, o surların tepesinde, babasının kollarında ağlayan o küçük yıldız olarak hep kalacak. Şimdi hadi, şu testiden biraz su iç de kendine gel; hayatın acısı da tatlısı da birbirine karışmış bir şarap gibidir, hangisinin tadı damağında kalırsa, onu hatırla.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme