Gelin bakalım küçük dostlarım, şöyle bir kenara ilişin. Şu yaşlı kulaklarınız bir efsane duymak istiyorsa, size yıldızların arasında parlayan o zarif hanımefendiyi, Astraia’yı anlatayım.
Eskiden, dünya henüz şimdiki gibi gürültülü ve birazcık da yaramaz değilken, insanlar ile tanrılar neredeyse komşu gibi yaşarlardı. İşte o "Altın Çağ" dedikleri huzurlu zamanlarda, gökyüzü sakinlerinin en adillerinden biri olan Zeus ile düzenin temsilcisi Themis’in kızı Astraia, yeryüzünde insanlarla birlikte yürürdü. O, saflığın ve erdemin ta kendisiydi; öyle altın pırıltılı bir kalbi vardı ki, kimse onun yanındayken yalan söylemeye, kalbini karartmaya cesaret edemezdi.
O günlerde dünya tertemizdi, sanki taze biçilmiş bir çayır gibi kokardı her yer. İnsanlar birbirine güvenirdi, kimse kimsenin malında gözü olmazdı. Astraia, elinde teraziyle gezer, adaletin terazisinin hiç şaşmadığından emin olurdu. Ama gelin görün ki, zaman geçtikçe insanoğlu birazcık hırçınlaşmaya, sahip olduklarıyla yetinmemeye başladı. Yalanlar, kavgalar ve haksızlıklar bir sarmaşık gibi yeryüzünü sarmaya başladığında, Astraia’nın o güzelim gülümsemesi soldu.
Dünyanın yükü ağırlaştıkça, etraftaki o kaba saba davranışlara artık dayanamaz olmuştu. Yanında her daim gölge gibi gezen, utanç duygusunun vücut bulmuş hali olan kardeşi Pudicitia ile birlikte gökyüzüne bakıp iç geçirdiler. İnsanların arasındaki o eski, duru güzellik kaybolup gitmişti.
Sonunda, güneşli bir sabah Astraia ve kardeşi, yeryüzüne bir veda selamı çakıp bulutların üzerine doğru yükselmeye başladılar. O günden sonra kimse onu toprakta görmedi. Ama gökyüzüne kafanızı kaldırdığınızda onu hala görebilirsiniz; hani o burçlar var ya, işte onlardan biri olan "Başak" burcu, ta kendisidir.
Şimdi göğe bakıp o pırıl pırıl yıldızları izlerken, adaletin aslında ne kadar uzakta ama bir o kadar da gözümüzün önünde olduğunu hatırlayın. O, yukarıdan bizleri izliyor ve belki de bir gün, yine insanların kalbi durulaşırsa, elinde terazisiyle bulutların arasından süzülüp aramıza dönecektir. Kim bilir? Dünya şaşırtıcı bir yerdir, çocuklarım. Şimdi, hadi bakalım, rüyalarınızda yıldızlara selam söyleyin.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik dostum, kulaklarını iyice aç. Masallarda sana anlatılan o parıltılı gökyüzü hikayelerinin ardında, büyüklerin asla fısıldamaya cesaret edemediği bir sır saklıdır. Sen de gel evlat, yanıma otur; şu kadehimdeki şarabın sadece bir neşe aracı olduğunu, aslında asıl sarhoşluğun insanın kendi yarattığı adaletsizlikte gizli olduğunu sen de göreceksin.
Sana Astraia'dan bahsedeceğim. İnsanlar onu sadece gökyüzündeki bir burç, hani şu Bakire dedikleri soğuk ışık kümesi sanır. Ama gerçeği biliyor musun? O, sadece bir tanrıçanın kızı değil, yeryüzünün kaybettiği vicdanın ta kendisiydi. İnsanlar henüz 'benim olan daha değerli' demeyi öğrenmemişken, o aramızda yürürdü. O zamanlar kimse bir diğerinin toprağına göz dikmez, kimse sarayların yüksek duvarları ardında kralların keyfiyle ezilmezdi.
Peki ya sonra ne oldu, güzel evladım? İnsanoğlu güç denen o zehirli iksiri tattı. Agamemnon gibi hırslı krallar, kendi yollarını açmak için başkalarının hayatlarını birer piyon gibi harcamaya başladıklarında, dünya kirlendi. Astraia, yanında kız kardeşi Pudicitia yani 'Utanç' ile birlikte etrafına baktı. Gördüğü şey neydi biliyor musun? Kendi hırsları uğruna dürüstlüğü çiğneyenler, güçlünün zayıfı ezdiği o acımasız düzen... Adaletin artık yeryüzünde bir karşılığı kalmamıştı.
O, sistemin çarkları arasında ezilmek yerine gökyüzüne kaçmadı; o, bu kokuşmuş düzenin bir parçası olmayı reddetti. Astraia, yeryüzünü terk ederken aslında insanlığa en büyük sessiz çığlığını bıraktı: "Beni aradığınız yerde değil, içinizdeki o unuttuğunuz vicdanda bulmalısınız."
Şimdi gökyüzüne bakıp o takımyıldıza her selam verdiğinde, evlat, sadece parlak yıldızları görme. İnsanın kendi kurduğu otoritenin altında nasıl ezildiğini ve o adaletin aslında ne kadar uzakta, ama bir o kadar da içimizde olduğunu hatırla. Krallar hüküm sürer, imparatorluklar yıkılır ama Astraia'nın arkasında bıraktığı o sessiz utanç, hala kulaklarımızda çınlamaya devam eder. Sakın unutma, bazen gitmek en büyük başkaldırıdır.