Bakın hele, gözlerinizdeki o merak pırıltısı ne güzel! Yaklaşın bakalım, ateşin etrafına dizilin. Bugün size, gökyüzünün yüksek katlarında değil, okyanusun serin sularında saklanan bir yıldızın hikayesini anlatacağım: Asterie.
İsimleri biraz karıştırabilirsiniz, o yüzden anlatayım: Koios ve Phoibe denilen iki kadim Titan’ın kızıydı bu güzel Asterie. Gökyüzü sakinlerinin dünyasında güzellik bazen insanın başına bela açabilir, hele bir de şimşeklerin efendisi Zeus gözünü dikmişse... Zeus, Asterie’yi görmüş ve ona sırılsıklam vurulmuş. Tabii bizim kız, gökyüzü sakinlerinin başındaki bu "bir dediği iki edilmez" tavırlarından pek hoşlanmıyor. Başlamışlar bir kovalamacaya; Zeus kovalıyor, Asterie kaçıyor!
Siz hiç bıldırcın gördünüz mü? Öyle ürkek, öyle hızlı hareket ederler ki... Asterie de çareyi bu küçücük, marifetli kuşa dönüşmekte bulmuş. Kanat çırpmış, gökyüzünde bir o yana bir bu yana süzülmüş. Ama Zeus bu, pes eder mi? En sonunda Asterie bakmış olacak gibi değil, "En iyisi okyanusun derin sessizliğine gömülmek," demiş ve kendini denizin köpüklü sularına bırakıvermiş.
İşte tam o an, mucizevi bir şey olmuş! Asterie suya değer değmez taşlaşmaya, büyümeye ve yavaş yavaş yükselmeye başlamış. Suların ortasında yemyeşil, kayalık bir adaya dönüşmüş. Yunancada bıldırcına "ortyx" derler, işte bu yüzden o adaya da "Ortygia" demişler.
Yıllar geçmiş, dalgalar kıyılarını dövmüş ama Asterie artık sarsılmaz bir ada olmuş. Derken bir gün, Asterie’nin kız kardeşi Leto, o meşhur gökyüzü sakinleri Apollon ile Artemis’i dünyaya getireceği zaman bu huzurlu adaya sığınmış. Bazı bilge kişiler, işte o Ortygia adasının, sonradan Delos ismini alan yer olduğunu fısıldar dururlar.
Yani demem o ki çocuklar; bazen bir kovalayıştan kurtulmanın yolu, özgürlüğünü seçip kendi adanı kurmaktır. Asterie, Zeus'un sarayında bir köle olmaktansa, okyanusun ortasında serin bir kaya olmayı seçti. Hekate gibi kudretli bir kız çocuğu dünyaya getirdi, kendi krallığını kurdu.
Şimdi, kadehimdeki son yudumu da onun onuruna, suların sessizliğine gönderiyorum. Hadi bakalım, başka bir gün başka bir yıldızın hikayesinde görüşürüz. Gözlerinizi kapatın da, denizin o meşhur bıldırcın adasından gelen uğultusunu bir dinleyin hele...
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda anlatılmayan, büyüklerin kulaklarını tıkadığı bir sır var... Şimdi dizlerimin dibine çök ve şu kupamdaki yaşlı şarabın neşesiyle değil, hakikatin o keskin soğuğuyla ısın.
Asterie isminde bir yıldız kızı düşün. O, göklerin eski sahipleri Koios ve Phoibe’nin kızıydı; yani bu dünyanın köklerini delen, henüz Zeus ve şürekası tepelere kurulmadan önce var olan o kadim soyun bir parçasıydı. Peki, neden kaçıyordu biliyor musun? Çünkü güç, bir kez tadını aldığında hep daha fazlasını ister. Zeus, kendi düzenini kurduğunda Asterie'yi kendi oyuncağı, kendi mülkü yapmak istedi.
Ey benim meraklı yavrum, kralların veya tanrıların "aşk" dediği şey, aslında çoğu zaman bir avcı hırsıdır. Asterie, bir bıldırcın kılığına girip kanat çırptığında, özgürlüğünü kendi bedeninden daha kıymetli tutuyordu. Sistemin dişlileri onu sıkıştırdığında, o pes etmedi. Kendi varlığını bir adaya dönüştürerek, yani o derin, sessiz denizin ortasında kendi başına bir yurt kurarak, "Sana ait değilim!" dedi.
Kız kardeşi Leto, o güç sahiplerinin kurbanı olup sığınacak yer aradığında, yine o "isyan" adası olan Ortygia’ya sığındı. Yani evlat, bildiğin Delos adası aslında bir zaferin değil, bir direnişin adıdır. Asterie, kendini denizin derinliklerine gömmeyi seçerek, bir erkeğin iktidarına boyun eğmektense sonsuzluğun sessizliğini seçti.
Biliyor musun koca yürekli dostum, yetişkinler kralları kahraman diye anlatır ama o kralların arkasında bıraktığı kırık kanatlı bıldırcınları görmezden gelirler. Asterie’nin o gün denize atlayışı, sistemin üzerine bir lekedir aslında; bir kadının, kendisine dayatılan kaderi reddedip bir kaya parçasında bile olsa kendi krallığını kurabileceğinin kanıtıdır.
Dünya dediğin yer, Asterie gibi kaçanların, susanların ve o sessizliğin içinde aslında en büyük gürültüyü koparanların omuzları üzerinde duruyor. Şimdi git, yıldızlara bak ve onlara "Siz kimsenin malı değilsiniz" de. Bu gece, bu kadim hikayeyi aklının bir köşesine mühürle, çünkü tarih sadece kazananların değil, kaçmayı ve direnmeyi bilenlerin de aynasıdır.