Eskiden, yeryüzünün her köşesinde cıvıl cıvıl akan suların, gürül gürül konuşan dostları vardı. İşte onlardan biri de Asopos adındaki koca nehirdi. Asopos, aslında uçsuz bucaksız denizlerin derinliklerinde doğmuş, güneşin pırıl pırıl parladığı yeryüzüne doğru uzun bir yolculuğa çıkmış nazik bir dosttur.
Bir gün, Metope adında neşeli bir su perisiyle karşılaştı. İkisi o kadar iyi anlaştılar ki, evlerinin bahçesi bir sürü çocukla şenlendi; tam yirmi iki tane evlatları oldu! Hepsi nehir boylarında dans eder, çiçekler arasında koşuştururdu.
Fakat bir gün, gökyüzünün en güçlü dostu Zeus, uzaklardan süzülerek geldi ve Aiginia adındaki kızını alıp uzak diyarlara götürdü. Asopos bunu duyunca çok üzüldü, gözlerinden akan sularla yatağını taşırdı. Dağları, taşları bir güzel ıslattı, etrafı köpük köpük yaptı. O kadar çok ağladı ki, yeryüzü sarsıldı.
Kurnaz kral Sisyphos, bu karmaşayı görünce dayanamadı, Asopos’a gidip "Bak, kızını o götürdü!" diye fısıldadı. Asopos, öfkesiyle önüne ne gelirse sürükleyip götürmek istedi. Ama gökyüzündeki dostumuz Zeus, bu kargaşayı pek sevmedi. Sisyphos’a yaptığı huysuzluklar için güzel bir ders verdi, Asopos’un ise o coşkun sularını biraz sakinleşmesi için geri çekmeye zorladı.
Şimdi Asopos, bazen yavaş, bazen hızlı ama hep neşeyle akıp gider. Yol kenarlarında serinlemek isteyen gezginlere, bir yudum su ikram ederken sanki eski günleri anlatır gibi mırıldanır. İnsanlar onun yanından geçerken, bazen üzüntüsünü unutması için doğanın sunduğu o tatlı meyvelerin özlerini toprağa karıştırıp, toprağa neşe katarlar. O, şimdi sadece kendi yolunda, çocuklarını ve tüm doğayı selamlayarak akmaya devam ediyor.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu kişi, gökyüzünün yüksek koltuklarında oturan 'Güçlüler'in her zaman haklı olduğunu sanır. Ama bir ırmağın, yani Asopos'un hikayesine bakarsan, kralların ve tanrıların nasıl da kibrin esiri olduğunu görebilirsin. Şimdi, o serin suların altında saklanan gerçeği fısıldayayım sana.
Asopos, kendi halinde, toprağı besleyen, neşeli bir ırmak tanrısıydı. Metope ile bir yuva kurmuş, yirmi kızıyla birlikte kıvrıla kıvrıla akıp gidiyordu. Ancak 'Güçlüler', yani gökyüzü sakinleri, kendi arzularını evrenin kanunu sanırlar. Zeus, hiçbir izni olmadan, Asopos’un kızı Aiginia’yı kendi hırsı uğruna kaçırdığında, Asopos sadece acılı bir baba değil, bir hak arayıcısıydı.
Sisyphos, yani o kurnaz Korinthos kralı, Asopos’a gerçeği fısıldadı. Peki, neden yaptı bunu? Çünkü krallar, büyüklerin kavgasında piyonları yönetmeyi severler. Sisyphos, gökyüzünün öfkesini Asopos’un üzerine çekerek aslında kendi küçük oyununu oynuyordu. Asopos, evladının çalınmasına duyduğu öfkeyle yatağından taşıp etrafı birbirine kattığında, aslında büyük bir 'Otorite'ye başkaldırıyordu.
Ama dinle evlat, burası en acı kısmı: Gökyüzü sakinleri, kendilerine soru soranlardan nefret ederler. Zeus, Asopos’u susturmak için üzerine yıldırımlar saldı; ırmakları kurudu, suları çekildi. Sisyphos ise, kral bile olsa, büyüklerin oyununda bir piyon olduğunu unutmanın bedelini ödedi ve Hades’in karanlığına mahkum edildi.
Şimdi nehirlerin sessizce aktığına bakıp, onların sadece su olduğunu sanma. Onlar, gökyüzünün baskısına rağmen akmaya devam eden, susturulmuş ama hiç unutmayan öfkelerin hatırasıdır. Bir kadeh azıcık şarap eşliğinde yaşamın bu buruk tadını hatırlarken, asla unutma: Güçlüler her zaman haklı değildir, sadece sesleri daha gür çıkar. Sen, her zaman o sessiz akan ırmağın hikayesini dinle.