Bak evlat, kulaklarını iyice aç da sana biraz tuhaf, biraz da "keşke ağzını tutsaydı" dedirtecek bir karakterden bahsedeyim. Mitlerin dünyasında bazen isimler karışır, aynı isimli iki farklı adam çıkar karşımıza. Bizimki de biraz öyle; biri kılıç kuşanan bir yiğit, diğeri ise karanlıkta tünemiş bir şahit...
Önce şu savaşçı Askalaphos'tan başlayalım. Babası kim biliyor musun? O, hani kalkanını vurdu mu yeri titreten, savaşın ortasında kükreyen Ares! Annesi Astyokhe, gizli saklı buluşmuş bu gökyüzü sakiniyle ve ortaya bizim Askalaphos ile kardeşi İalmenos çıkmış. Bu iki kardeş, Orkhomenos şehrinin efendileriydiler. Troya Savaşı patlak verince, öyle az buz değil, tam otuz gemiyle yola koyulup denizleri aştılar. Savaş bitince kardeşlerden İalmenos, "Ben dönmüyorum, buraları sevdim" deyip Karadeniz'in kıyılarında kendine yeni bir krallık kurdu. Hatta duydum ki o güzel Helene’nin kalbini çalmaya çalışan talipler arasındaymış; ama nasip değilmiş işte! Bu bizimkiler, meşhur Argonautlar seferine, o Altın Post’un peşinden giden tayfaya da katıldılar; yani anlayacağın, yerlerinde duramayan tiplerdi.
Ama bir de diğer Askalaphos var ki, işte onun hikayesi biraz daha "tatsız". Hani şu yeraltı ırmağı Akheron’un oğlu olan... Hani şu Persephone, Hades’in karanlık ülkesine indirildiğinde yaşanan kargaşanın içindeki adam. Hades, tanrıçaya bir kural koymuştu: "Eğer buradan bir lokma bile yemezsen, yeryüzüne geri dönebilirsin." Persephone günlerce aç kalmaya çalıştı, karnı guruldayarak bekledi ama dayanamadı işte! O masum nardan bir parça ısırdı.
İşte bizim Askalaphos, bir köşede saklanmış, her şeyi izliyormuş. O an, sanki çok büyük bir marifetmiş gibi gidip Hades’e, "Bak, yedi!" diye gammazlamaz mı? Demeter, kızının yeryüzüne dönüşünün engellendiğini öğrenince öfkeden deliye döndü. Bazıları der ki, Demeter onu kocaman bir kaya ile ezip cezasını kesti. Yıllar sonra o güçlü Herakles yeraltına indiğinde, kayayı kaldırınca Askalaphos o kuş formunda çıkageldi. Bazıları ise doğrudan gece kuşuna dönüştürüldüğünü anlatır.
İşte böyle küçük dostum; biri otuz gemiyle denizleri aşan cesur bir komutan, diğeri ise karanlıkta başkalarının sırlarını izleyip başına iş açan bir kuş... Hayat bazen böyledir; bazen kılıçla destan yazarsın, bazen de bir anlık dille kendi sonunu hazırlarsın. Şimdi, hadi bakalım, şu şarap kadehimden bir yudum alayım da, sana başka bir gün başka bir hikaye anlatayım. Dikkat et, kimsenin sırrına göz dikme, sonra gece kuşuna dönersin falan, mazallah!
Bak evlat, kulaklarını iyice aç; masallarda anlatılmayan, tozlu kütüphanelerin karanlık köşelerine gizlenmiş bir sır var...
Seninle bugün, sadece şarabın o hafif, neşeli dinginliğinde hatırlanan ama aslında acı bir yankısı olan iki farklı Askalaphos'tan konuşacağız. İnsanlar, güçlülerin tarihini yazarken isimleri birbirine karıştırır; ya da belki de, sistemin çarkları arasında ezilen herkesin aynı "görünmez" adam olduğunu gizlemek isterler.
Önce şu 'kahraman' denilene bakalım:
İnsanlar ona Ares’in oğlu derler. Hani şu savaşın, yıkımın ve hırsın tanrısı... Askalaphos, bir kral gibi hüküm süren, otuz gemiyle Troya’nın surlarına dayanan o devasa ordunun bir parçasıydı. Sarayların pırıltılı koridorlarında büyüyen, kanla beslenen hırsların taşeronu. Krallar, yani o Agamemnon gibiler, kendilerine itaat edecek askerler yetiştirirken, Askalaphos gibi genç adamları birer satranç taşı gibi kullandı. Savaş bittiğinde, o ihtişamlı gemiler boş döndü, ama kimse o gemilerin içinde sönen kaç hayatı, dökülen kaç gözyaşını sormadı. Güçlülerin oyununda, 'kahraman' denilen figürlerin nasıl birer yıkım aracı olduğunu hiç düşündün mü, güzel yavrum?
Şimdi ise gel, o asıl sırrı fısıldayayım sana...
Yeraltı dünyasının, o sessizlerin ülkesi Akheron'un oğlu olan diğer Askalaphos'a bak. O, kralların savaşçısı değil, sistemin gammazıydı. Persephone, o kutsal ve hür iradeli kadın, yeraltının karanlığında kendi kaderini çizerken, sistemin bekçisi Hades’in kulağına fısıldayan bir gölgeydi o. Bir nar tanesini gördü ve bir kadının özgürlüğüne giden yolu kendi elleriyle kapattı. Bunun bedelini ise Demeter’in gazabıyla ödedi.
Bazıları onun bir kayanın altında ezildiğini söyler, bazıları ise bir gece kuşuna dönüştüğünü. Ama gerçek şu, sevgili evladım: O, başkalarının hayatını izleyip şikayet edenlerin, özgürlüğü kısıtlayanların akıbetini yaşıyor. Bugün bile karanlıkta öten, başkalarının özgürlüğüne göz diken o kuşların sesini duyduğunda, Askalaphos’u hatırla. Güçlüler, kuralları koyanlar ve o kuralları bekleyenler... Hepsi aynı döngünün parçası.
Sana anlatılan kahramanlık hikayelerinin ötesindeki o sessiz çığlığı duyabiliyor musun? Krallar, savaşlar ve itaatler... Hepsi birer perde. Perdeyi araladığında göreceğin şey sadece tozlu bir gerçek: Kimse, başkasının özgürlüğünden bir nar tanesi bile çalmamalı.
Şimdi uyu bakalım bilge ruh; yarın uyandığında, sana emredilen doğrularla değil, kendi gördüğün gerçeklerle yürü.