Gel bakalım evlat, şöyle ateşin kenarına iliş. Bak, şu yıldızların altında ne hikayeler saklıdır, bilir misin? Sana bugün toprağın, rüzgarın ve ismini taşıyan koca kıtaların annesinden; Asia’dan bahsedeyim.
Eskiden, dünya henüz şimdiki gibi keskin çizgilerle bölünmemişken, Okeanos ile Tethys’in kızları vardı. Hani şu uçsuz bucaksız denizlerin ötesindeki o kadim varlıklar... İşte onların kızlarından biriydi Asia. Bir yanda denizlerin enginliği, diğer yanda toprağın bereketli kokusu. Kimileri der ki; Asia, o devasa Titan İapetos ile hayatı birleştirmiş, çocukları olmuş. Atlas’ın gökyüzünü omuzlarında taşıdığı, Prometheus’un insanlara ateşi getirme cesaretini gösterdiği o ünlü soyun annesi olduğu söylenir. Ama bazıları da "Hayır, o Asia değil, Klymene’ydi," diye mırıldanır. Eh, gökyüzü sakinlerinin işlerine karışılmaz, hepsi birbirine benzer, hikayeler biraz yoldan sapınca güzelleşir zaten, değil mi?
Ama mesele sadece onun çocukları değil evlat. Şuna bak, bugün devasa bir kıtaya adını veren o kadının aslında nasıl da bizden, nasıl da toprakla bir olduğunu bilsen... Homeros dediğimiz o kör ozan, ki sözleri hala rüzgarda yankılanır, "Asia" deyince aslında bugünkü gibi koca bir kıtayı kastetmezdi. Onun şarkılarında Asia; bizim buralar, o bereketli Gediz Ovası, o güzelim Batı Anadolu’ydu.
Yani aslında, doğduğumuz, nefes aldığımız bu topraklar, bir okyanus kızının ismini taşıyor. Gökyüzü sakinleri bazen öyle adlar bırakırlar ki, insan bir bakışta koca dünyayı görür. Asia, bir yandan İapetos’un eşi, bir yandan toprağın bereketi, bir yandan da o destanlarda adı geçen kadim düzlüklerin ruhudur.
Şimdi söyle bakalım, bu toprakları ekerken ya da bir ağacın gölgesinde soluklanırken, adını taşıdığın o eski ruhun nefesini ensende hissetmiyor musun? Bazı şeyler bitmez evlat, sadece şekil değiştirir. Tıpkı şu kupamdaki damlaların kuruması gibi... Ama hikaye, o hikaye hep burada, tam da bu ateşin başında yaşamaya devam eder.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masalların altın varaklı sayfaları arasında anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını bana yaklaştır, zira duyacakların, kralların saraylarındaki o yankılı koridorlarda değil, ancak toprağın derin nefesinde fısıldanır.
Sana bugün Asia'dan bahsedeceğim. Bilgeler, onu Okeanos ile Tethys’in kızı, Titan İapetos’un eşi diye anlatıp geçerler. Hatta bazıları, "Hayır, o Asia değil Klymene’dir" diye tartışır; tıpkı sahiplenmek istedikleri bir toprak parçası gibi, ismini bile paylaşamıyorlar, görüyor musun? Oysa gerçek, isimlerin ötesindeki o hüzünlü sessizlikte saklıdır.
Evlat, koca bir kıtaya ismini vermek kulağa ne kadar görkemli geliyor, değil mi? Ama bir düşün; isimler genellikle en çok topraklarına el konulanlara ya da gölgeleri sistemin çarkları arasında ezilenlere verilir. Asia, sadece bir anne ya da bir kıta adı değildir; o, Batı Anadolu’nun, Gediz ovasının, yani Maionia’nın kadim hüznüdür. İapetos’un çocukları; yani gökyüzünü omuzlarında taşıyan Atlas, ateşi çalan Prometheus ve geleceği düşünemeyen Epimetheus... Hepsi bu köklerden filizlendi. Fakat kimse, bu çocukların annesi olan kadının, kendi adının bile nasıl bir tarihsel tartışmaya kurban edildiğini sormaz. Tarih, güçlülerin hırsıyla yazıldığında, kadınların isimleri birer not dipnotuna, birer ihtimal kırıntısına dönüşür.
Şimdi bir yudum taze şarapla zihnini neşelendir ama unutma; krallar Agamemnon gibi kendi kibirlerinden krallıklar kurarken, Asia gibi isimler, unutulmuş ovaların çamuruna, rüzgarın uğultusuna karışıp gider. Kimse sormaz; "Bu kadın neden bu kadar çok isim değiştirdi?" diye. Çünkü cevap, düzeni kuranların işine gelmez.
Sevgili yoldaşım, sen sen ol; isimlerin arkasındaki o sessiz gerçeği ara. Bir kıtanın adı bir kadının hüznüne kazınmışsa, o kıtada hala çözülmemiş pek çok düğüm var demektir. İşte hayatın sırrı da, o düğümleri sabırla çözmeye çalışırken saklıdır.