Thesauros Mythology Arkas

Arkas

Arkas

Kallisto’nun oğlu, Arkadya’nın kurucusu ve uygarlık öğreticisi. Anasıyla birlikte gökyüzünde birer yıldıza dönüştürülen talihli bir kral ve avcıdır.

Zeus ile Artemis’in avcı yoldaşı Kallisto’dan doğma Arkas, adını taşıyacağı Arkadya coğrafyasının kurucu figürüdür. Kallisto’nun tanrısal bir zorlamanın ardından sahneden çekilmesiyle, çocuk Hermes’in annesi Maia’nın himayesine bırakılır. Arkas’ın soyu, otoriteyi kutsal bir sınava tabi tutmaya cüret eden Lykaon’a uzanır; nitekim dedesi, kendi torununun bedenini bir iktidar gösterisiyle tanrının sofrasına sunacak kadar ileri gitmiş, karşılığında ise tanrının öfkesiyle kurtlaşarak yeraltına sürülmüştür. Bu şiddet döngüsünde Arkas, parçalanmış bedeninin yeniden birleştirilmesiyle, tanrısal bir lütuf kisvesi altında kendi varoluşuna bile hükmedilebildiğini deneyimleyen ilk özne olur.

Delikanlılık çağında, ormanlarda avlanırken kendi annesi olan ayıya rastlaması, trajik bir yabancılaşmanın doruk noktasıdır. Anneyi kovalaması, yabanın üzerindeki insani tahakküm arzusunun bir yansıması olsa da, sığındıkları kutsal tapınak bu iktidar oyununu tıkar. Ülkenin katı yasalarına göre tapınak ihlali ölümdür; fakat Zeus, otoritesini pekiştiren bir manevrayla onları gökyüzüne hapseder. Kallisto, "Araba"yı (Büyükayı) simgeleyen bir yıldıza dönüştürülürken, Arkas da o arabayı sonsuza dek güden "Arkturos"a, yani bir sürücüye indirgenir. Böylece, özgür bir avcı olabilecekken, gök kubbede bile bir düzenin parçası haline getirilir.

Hükümranlık topraklarına kendi adını veren Arkas, uyruklarına buğday tarımından dokumacılığa kadar yaşamı disipline eden zanaatları öğreterek, toprağın ve emeğin üzerindeki merkezi düzeni tesis eder. Kendi kurduğu bu düzenin sürekliliği için otoritesini üç oğluna bölüştürerek, hükmetme mirasını toprağın parçalanmışlığıyla birlikte gelecek kuşaklara devreder.
Silenos
Gelin bakalım, yaklaşın ateşin başına... Sakalımda hala birkaç damla nektar lekesi var ama hikayeye başlayınca o da unutulur gider. Bugün size Arkadya’nın atası Arkas’tan bahsedeceğim. Hani şu Zeus’un oğlu, güzel Kallisto’nun yadigarı olan çocuktan.

Hikaye biraz karışık, biraz da hüzünlü başlar ama sonunda gökyüzüne uzanan bir maceraya dönüşür. Arkas, gökyüzü sakinlerinin kralı Zeus ile Artemis’in çevik avcılarından Kallisto’nun oğluydu. Gelgelelim, talih bu ya; Kallisto başına gelenlerden sonra o meşhur ayı kılığına büründürülmüştü. Zeus, küçük Arkas’ı öksüz bırakmamak için onu haberci Hermes’in annesi Maia’ya, dağların serin kucağına gönderdi.

Arkas’ın dedesi Lykaon, hani şu bildiğimiz kibirli krallardan biri, bir gün gökyüzü sakinlerini sınamaya kalktı. "Bakalım," dedi, "bu Zeus her şeyi gerçekten biliyor mu?" Aklınca torunu Arkas’ı doğrayıp sofraya yemek diye koydu. Zeus, gök gürültüsünden daha büyük bir öfkeyle sofrayı devirdi, sarayı yıldırım yağmuruna tuttu ve o kurnaz Lykaon’u bir kurda çevirip ormanlara sürdü. Arkas’a gelince... Zeus, kendi gücüyle çocuğu bir araya getirip hayata döndürdü. İnsan bazen tanrıların sofrasında oturduğuna pişman oluyor, değil mi?

Arkas büyüdü, yiğit bir avcı oldu. Bir gün ormanda dolaşırken karşısına iri, heybetli bir ayı çıktı. Arkas, o an karşısındakinin aslında kendi annesi Kallisto olduğunu bilmiyordu. Başladı avcı heyecanıyla onu kovalamaya. Hayvan can havliyle bir Zeus tapınağına sığındı. O vakitler tapınaklara girmek yasaktı, cezası da ölümdü. Tam işler sarpa saracakken, Zeus devreye girdi.

Gökyüzü sakini, bu ana oğulun dramına kıyamadı. İkisini de oracıkta yakalayıp gökyüzüne yerleştirdi. Kallisto, o meşhur Büyükayı –ya da bizim dilde "Araba"– oldu. Arkas ise hemen arkasına, Arkturos denen o parlak yıldız olarak yerleşti. Hala gökyüzünde, annesinin peşi sıra "Araba"yı sürmeye devam eder.

Arkas sadece gökyüzünde parlamadı, yeryüzünde de iz bıraktı. Kendi adını verdiği Arkadya topraklarının kralı oldu. Ama sadece kılıç sallayan bir kral değildi; halkına toprağa buğday ekmeyi, ekmeğin hamurunu nasıl yoğuracaklarını ve koyunların yününden nasıl sıcak giysiler eğireceklerini öğretti. Yani anlayacağınız, karnını doyurmayı ve üşümemeyi Arkas sayesinde öğrendiler.

Ömrünün sonuna geldiğinde, krallığını üç oğlu arasında paylaştırdı. Bugün toprağa bastığınızda, ektiğiniz buğdayda ya da sırtınızdaki yün hırkada Arkas’ın o kadim mirasının izini görebilirsiniz.

Şimdi, kim daha büyük bir yudum hak etti? Hikayeler mi, yoksa şu kupamdaki kırmızı şarap mı?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme