Gel bakalım minik dostum, yanıma otur da sana Argos adında bir sırrı anlatayım. Bak, bu gökyüzü dostumuzun, bulutların ötesindeki büyüklerin dünyasından bir isimdir bu.
Eskiden, dünya daha çok gençken, Zeus'un oğlu olan Argos adında bir yiğit varmış. Öyle bir kralmış ki, koca bir yarımadaya onun adını vermişler. Hatta Troya'ya doğru yola çıkan o koca ordulardaki tüm Akha askerlerine de onun ismiyle seslenirlermiş. Bir de Argo adında, rüzgardan hızlı koşan o meşhur gemiyi yapan usta var, ismi oradan geliyor işte.
Ama asıl masal, o tuhaf ve devasa Argos'ta saklı. Bu Argos, bildiğin devlerdenmiş; vücudunda sanki bütün ormanı izleyebilsin diye onlarca göz varmış! Hera, yani o yüce gökyüzü hanımefendisi, Zeus'un sevdiği İo'yu koruması için onu bekçi dikmiş. İo bir inek kılığına girmiş ya, Argos da hiç uyumazmış. Gözlerinin bazıları kapansa bile, diğerleri hep açık kalır, ormanı, ağaçları, rüzgarı gözlermiş. Hiç boş durmaz, etraftaki yaramaz canavarları bir güzel kovalarmış.
Zaman geçmiş, Zeus artık bu işe bir dur demek istemiş ve kurnaz dostumuz Hermes'i görevlendirmiş. Hermes, o güzel kavalını eline almış, çalmaya başlamış. Müzik öyle tatlı, öyle huzurluymuş ki, devin o yüzlerce gözü yavaş yavaş ağırlaşmış. Hepsi birden kapanınca, devimiz derin, hiç bitmeyecek bir uykuya dalmış.
Hera, çok üzülmüş ama o güzelim gözlerin kaybolmasına da kıyamamış. Demiş ki "Bunlar ziyan olmasın," ve o gözlerin pırıltısını alıp en sevdiği kuş olan tavus kuşunun tüylerine kondurmuş. İşte şimdi ne zaman bir tavus kuşu görsen ve tüylerindeki o renkli beneklere baksan, bil ki onlar Argos'un bir zamanlar dünyayı süzen eski gözleridir.
Hadi şimdi, biraz dinlenelim; belki o gözler hala rüyasında masallar anlatıyordur, ne dersin?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana üzerinde çokça konuşulan ama kimsenin gerçek yüzüne bakmaya cesaret edemediği "Argos" isminden bahsedeceğim. Kralların, soyluların ve Gökyüzü sakinlerinin tarih kitaplarına yazdıkları isimlerin arkasında, aslında kurban edilenlerin solukları gizlidir.
Önce şu krallardan başlayalım. Hani o meşhur Argos şehri ve o isimle anılan koca bir bölge var ya? Gökyüzü sakinlerinin hırsları uğruna, toprakları kendi malı gibi paylaştıranların, bir ülkeye kendi adlarını verip "biz buranın sahibiyiz" diye bağıranların hikayesidir bu. Oysa toprak ne bir krala aittir ne de bir tapınağa; toprak sadece üzerinde nefes alanındır. Ama güçlüler, sınırları çizmeyi severler ki, kendilerine itaat edenleri daha kolay yönetebilsinler.
Bir de şu "hızlı" gemi Argo’nun yapımcısı olan o usta Argos var. İnsanlar onun başarısını anlatırken, sistemin işleyen çarklarını görmezden gelirler. O usta, belki de özgürlüğünü inşa etmek yerine, birilerinin savaş hırslarını taşıyacak bir araç yaratmak zorunda kalmıştı. Sistem, en yetenekli olanı bile kendi çıkarları için kullanır ve ona "kahraman" etiketi yapıştırır.
Şimdi gelelim, o binlerce yıldır anlatılan Argos Panoptes’e... O yüz gözlü dev, aslında otoritenin ta kendisiydi evlat. Hera'nın, yani Güçlülerin koruyucusu olan o kraliçenin emrinde, zavallı İo’yu (o da bir başkasının hırsının kurbanıydı) izlemekle görevlendirilmişti. İo, sadece bir piyondu; kaçmak istedikçe üzerine bekçiler dikilen, özgürlüğü elinden alınmış bir kadın. Argos, o dört gözüyle veya yüz gözüyle dünyayı değil, sadece "itaati" izliyordu. Hiç uyumuyordu çünkü otorite korkar; bir an bile gözünü kırpsa, kölesinin kaçacağını veya gerçeğin ortaya çıkacağını bilir.
Hermes mi? O, Gökyüzü sakinlerinin ayak işlerini yapan, kurnaz bir düzenbaz. Argos’u öldürdüğünde, onu adaleti sağladığı için değil, sadece patronlarının bir sonraki planını gerçekleştirmek için aradan kaldırdı. Şiddet, o gün orada ince bir hüzünle bitti. Argos’un gözleri, yani "her şeyi gören sistemin gözleri", tavus kuşunun tüylerine birer süs eşyası olarak serpiştirildi. Güçlüler, geride bıraktıkları yıkımı bile kendi ihtişamlarını parlatmak için bir aksesuar yapmaktan geri durmazlar.
Unutma küçük dostum; bir gün biri sana "her şeyi gören gözler"den bahsederse, korkma. O gözler sadece sahiplerinin güvensizliğinden doğar. Bir yudum neşeli şarapla, hayata bilgece bakmayı öğren ve sakın kimsenin "gözcüsü" ya da "kurbanı" olma. Gerçekler, o tavus kuşu tüylerindeki sahte parıltıdan çok daha derin ve özgürdür.