Gözlerini kapat evlat, şuraya, şu zeytin ağacının gölgesine iliş. Kulak ver, rüzgarın taşıdığı bu kadim fısıltıya... Hani derler ya, bazen insan kaçarken aslında kendine doğru koşar diye; işte bizim Arethusa’nın hikayesi de biraz böyle.
Arethusa, avcı tanrıça Artemis’in en sevdiği, gözünü budaktan sakınmayan genç avcılarından biriydi. Bir gün, güneş tam tepedeyken, ormanın derinliklerinde yorgunluktan bitap düşmüş halde bir nehir kıyısına vardı. Suların serinliği öyle davetkardı ki, üzerindeki yükleri atıp kendini ırmağın şefkatli kollarına bıraktı. Ama o gün o sularda sadece balıklar ve yosunlar yoktu; ırmağın ruhu, Alpheios da oradaydı.
Alpheios, bu genç avcıya öyle tutulmuştu ki, sessizliğini bozup suların arasından bir erkek sesiyle yankılandı. Arethusa mı? Şaşkınlık ve korkuyla sudan bir ok gibi fırladığı gibi kendini patikaya attı. Arkasında şırıl şırıl akan bir nehir değil, adeta onu yakalamak isteyen ısrarlı bir gölge vardı. Alpheios, yatağından taşarak kızı kovalamaya başladı.
Arethusa koştu, nefesi kesilene dek koştu. Ayakları yoruldu, kalbi sıkıştı. Tam ümidini kaybettiği o son anda, başını gökyüzüne çevirip avcı tanrıçasına, Artemis’e sığındı. “Kurtar beni!” diye haykırdı.
Gökyüzü sakini Artemis, sadık avcısını darda bırakır mı hiç? Hemen bir bulut gönderdi, Arethusa’yı kalın bir sis perdesinin ardına sakladı. Ama o sinsi ırmak tanrısı Alpheios vazgeçecek gibi değildi! Artemis, kızın kurtuluşu için onu buz gibi, tertemiz bir su kaynağına dönüştürdü. Fakat Alpheios’un sularıyla kendi suları karışmasın, o zorba tanrı ona bir daha dokunamasın diye, Arethusa toprağın altına, karanlık dehlizlere daldı.
Yeraltının derinliklerinde öyle uzun bir yolculuk yaptı ki, ancak bambaşka bir diyarda, uzaklardaki Sicilya’nın kıyısında, Ortyga Adası’nda tekrar yeryüzüne çıktı. Bugün hala o berrak pınara bakarsan, suyun yüzeyinde bir yerlerde Alpheios’un onu aramaktan asla vazgeçmediği, suların birbirini kovalamaya devam ettiği o antik kaçışı görebilirsin.
Demem odur ki çocuk, bazen kurtuluş, gökyüzünün derinliklerinde değil, toprağın ta altında, kendi içindeki pınarda gizlidir. Şimdi iç bakalım şu serin sudan; kim bilir, belki o suyun bir damlası da Sicilya’dan yola çıkıp sana kadar gelmiştir.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana hep o "tanrıların" ihtişamından, nehirlerin şarkısından bahsederler. Ama nehirlerin bazen birer zincir, ormanların ise kaçıp saklanılacak birer sığınak olduğunu söylemezler. Şimdi Arethusa'nın hikayesine, o altın varaklı yalanların ötesinden bakalım.
Arethusa, Artemis’in avcı kızlarından biriydi. Kendi ayakları üzerinde duran, ormanın derinliklerinde özgürlüğünü soluyan bir genç kız. Bir gün, güneşin yakıcılığından yorulup serin sulara kendini bıraktığında, sınırları aşan bir zorbalıkla karşılaştı. Alpheios isimli o koca ırmak, yani gökyüzü sakinlerinin kurduğu düzenin bir parçası olan o "güçlü" figür, Arethusa'nın rızası olmadan ona sahip olabileceğini sandı.
Sence bu bir aşk mıydı, evlat? Hayır. Bu, gücün, savunmasız gördüğü birine duyduğu o kibirli açlıktı. Alpheios, "Ben bir ırmağım, yani güçlüyüm, istediğimi alabilirim" diye düşünüyordu. Tıpkı kralların, kendi hırsları uğruna başkalarının hayatlarını harcadıkları gibi...
Arethusa, korkudan titreyerek koşmaya başladı. Arkasında dur durak bilmeyen, her adımını boğan o ısrarcı ırmağı hissediyordu. Gücü tükendiğinde, sistemin tepesindeki Artemis’ten yardım diledi. Evet, Artemis onu kurtardı ama bedeli neydi? Kızın o özgür bedeni, yerin altına hapsedildi. Bir kaynak olup sonsuza dek karanlık tünellerde saklanmak zorunda kaldı.
Bak, hikaye burada bitiyor sanıyorlar; Arethusa’nın Sicilya’da yeniden yeryüzüne çıktığını söylüyorlar. Ama asıl gerçek şudur: O, yeraltının soğuk sularında bile o baskıcı ırmağın dokunuşundan kaçmak için binlerce yıl saklanmayı seçti. Sistemin ona sunduğu tek "kurtuluş" yolu, kendi kimliğinden vazgeçip yeraltına çekilmekti.
Şimdi bir kadeh dolusu bilgeliği, yaşamın o tatlı neşesini yudumlarken şunu düşün: Gerçekten özgür müydü, yoksa kralların ve gökyüzü sakinlerinin oyununda sadece piyon mu? Unutma evlat, en berrak pınarların dibinde bile, güneşin hiç ulaşamadığı bir kederin gölgesi yatar. Sadece sormaya cesaret edenler, o gölgenin neden orada olduğunu anlar.