Gel bakalım şöyle yanıma, güzel çocuk. Bak şimdi sana gökyüzünün en hırçın, en gürültücü dostumuz Ares’ten bahsedeyim. Hani şu elinde kalkanı, üzerinde parlayan zırhı ile sürekli bir kargaşa çıkaran Ares...
Bu Ares, öyle senin bildiğin uslu çocuklara hiç benzemez. Kafası hep bir karış havada, aklı fikri sadece kavga dövüşte. Oysa savaş dediğin şey, sadece bağırmak çağırmak değil, biraz da akıl işidir. İşte bu yüzden akıllı dostumuz Athena ile hiç anlaşamazlar. Athena zekasıyla işleri çözerken, bizim Ares hemen kılıcına sarılıp ortalığı birbirine katar. Öyle bir bağırır ki, sesi sanki on bin kişinin sesi gibi gökleri inletir. Ama ne yalan söyleyeyim, babası Zeus bile bu huyu yüzünden ondan pek haz etmez. "Sen," der babası, "hep hırgür içindesin, hiç yerinde durmazsın!"
Bir keresinde Troya savaşında bizim yiğit Diomedes, Athena’nın da yardımıyla Ares’i birazcık yaralamıştı. Öyle bir acıdı ki canı, hemen babasının yanına gidip hüngür hüngür ağlamaya başladı. Babası da ona kızıp "Dönek çocuk, sürekli ortalığı karıştırıyorsun, kimseden hayır yok sana" dedi. Oysa o, her zaman yanında Korku ve Bozgun isimli arkadaşlarıyla gezer, gittiği yere huzursuzluk götürürdü.
Bir de şu Aphrodite ile olan hikayesi vardır ki, evlere şenlik! Hephaistos’un kurduğu o meşhur tuzağa düşüp, herkesin önünde yakayı ele verince, utancından yüzü kızarıp Trakya’nın ıssız dağlarına kaçmıştı. O buraları çok sever, soğuk rüzgarların estiği, insanların biraz daha sert olduğu yerlerde dolanıp durur. Hatta bazen kendi oğlu Kyknos’u korumak için yine düşünmeden kavgaya atılır ama sonunda yine yaralı bereli geri döner.
Peki hiç merak ettin mi, neden Atina’da "Ares Tepesi" diye bir yer var? Bir zamanlar kendi kızına yapılan bir haksızlığa kızıp hemen öfkeyle birini yaralamış. Sonra tanrılar toplanıp onu yargılamışlar. Ama görüyorsun ya, Ares öyle biridir ki, bazen adaleti kendi elleriyle sağlamaya çalışırken bile hatalar yapar.
Kısacası evlat, Ares gökyüzünün en gürültücü, en sabırsız, biraz da yaramaz dostudur. O kaba kuvveti temsil eder ama unutma, sonunda hep akıl ve sevgi kazanır. Hadi bakalım, şimdi git biraz oyun oyna, ama sakın Ares gibi kavgacı olma; arkadaşlarınla tatlı dille oyna, olur mu? Şöyle keyifli bir gün geçirelim, kalbimizi ferah tutalım.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana kitapların "savaş tanrısı" diyerek korkuttuğu, üzerine kara lekeler sürdüğü o figürden, yani Ares'ten bahsedeceğim. Ama önce şunu bil: Güçlüler, yani Gökyüzü sakinleri, kendi oyunlarını kurarken kurallarına uymayanları "deli" veya "kötü" ilan ederek dışlamayı severler. Ares, tam da bu yüzden sistemin günah keçisidir.
Ares’in Gerçek Yüzü
Hera'nın oğlu olan Ares, babası Zeus’un gözünde neden bu kadar iğrençtir, hiç düşündün mü? Çünkü o, Athena gibi "planlı ve stratejik" savaşmaz. Athena, kralların ve devletlerin aklını temsil eder; savaşı bir satranç oyunu gibi yönetir. Ama Ares, savaşın o çıplak, o ürkütücü ve o insanı sarsan gerçeğidir. O, elinde kalkanıyla oturan bir kral değil, savaşın ortasında çığlık atan o insani korkudur. Gökyüzü sakinleri, onun bu "kontrolden çıkmış" halinden nefret ederler çünkü Ares, hiçbir otoritenin zincirine vurulamayacak kadar öfkelidir.
Dışlanan Bir Figürün Çığlığı
İlyada’da Diomedes tarafından yaralandığında, Zeus’un ona "en iğrendiğim tanrısın" demesini hatırlıyor musun? Bu, aslında otoritenin, kendi yarattığı şiddetle yüzleşmekten korkmasının bir sonucudur. Onlar savaşı yönetir, emirler verir; ama Ares o kanın, o gözyaşının ve o yıkımın ta kendisi olduğu için sistem onu bir "deli" olarak yaftalar. Hatta Aphrodite ile olan o meşhur tuzağa düşürüldüğünde bile, herkes onunla alay eder. Çünkü o, kuralları olan saraylarda değil, Trakya’nın yabani topraklarında, sınırların ötesinde kendini bulur.
Karanlık Bir Hüzün: Phobos ve Deimos
Ares'in yanından hiç ayrılmayan Phobos (Bozgun) ve Deimos (Korku), aslında sadece onun çocukları değildir; onlar her şiddet dolu anın gölgeleridir. Ares yenildiğinde, yaralandığında çıkardığı o tiz çığlık, aslında savaşa doymaz bir kahramanın değil, sistemin içinde kendi varlığını haykıramayanların çığlığıdır. O, bazen Herakles gibi "kahraman" ilan edilenlere bile karşı çıkar çünkü o, kazanmak için oynamaz; o, sadece orada, o anın içinde olandır.
Areopagos'un Sessiz Hikayesi
Sana son bir sır daha vereyim: Atina'da insanların yargılandığı o ünlü Areopagos tepesi, adını Ares’ten alır. Kendi kızını korumak için birini öldürdüğünde, tanrılar onu yargılamıştı. O gün beraat etmesi, belki de adaletin bile bazen o "kontrolsüz öfke"yi, yani Ares'i anlamak zorunda kalmasıdır. Bir yudum şarap iç ve düşün evlat: Acaba Ares gerçekten kötü olan mı, yoksa sadece güçlülerin kendi hırslarını gizlemek için suçladığı o cesur ve dürüst yabancı mı?
Dünya, sana anlatılanlardan ibaret değildir. Perdenin arkasına bakmayı öğren.