Thesauros Mythology Apsyrtos

Apsyrtos

Apsyrtos

Altın Post peşindeki Argonotlar'dan kaçarken kız kardeşi Medeia tarafından ihanete uğrayıp parçalanan, trajik kaderiyle Kolkhis'in hüzünlü prensi.

Apsyrtos, Kolkhis tahtının meşru varisi olarak, hanedanın bekası ile düzenin kutsallığı arasındaki ince çizgide konumlanır. Argonautlar efsanesinin karanlık bir dipnotu olarak beliren bu figür, ablası Medeia’nın ihanetiyle parçalanarak Karadeniz’in sularına bırakıldığında, aslında iktidarın kendi soyunu nasıl bir sarf malzemesine dönüştürebileceğinin sessiz tanığıdır. Onun ölümü, bir krallığın sınırlarını koruma arzusunun, bireysel varlığı nasıl yok saydığına dair trajik bir kesittir; zira otoritenin devamlılığı için feda edilen her parça, tahakkümün mutlaklığını pekiştiren bir sessizlik yemini gibidir. Hiyerarşik düzenin tesisi için çizilen bu kanlı rota, Akhilleus’un savaş meydanlarındaki yıkıcı gücü ya da Kirke’nin adasındaki mutlak hakimiyet arzusuyla aynı kumaştan biçilmiştir. Apsyrtos, güç sahiplerinin çizdiği haritalarda sadece bir engel değil, otoritenin kendi kendini nasıl beslediğini gösteren, Hekabe’nin yas tutan bakışları altında silinip giden bir kurbandır.
Silenos
Şöyle ateşin başına yaklaşın bakalım, ayaklarınızı uzatın. Gözlerinizdeki o pırıltıyı görebiliyorum, demek yine macera peşindesiniz. Argonautları duymuşsunuzdur; hani şu meşhur *Argo* gemisiyle denizleri birbirine katan, yiğitlikleri dilden dile dolaşan o gürültülü tayfa... İşte o hikayenin en hüzünlü, en tuhaf köşesinde Apsyrtos yatar.

Apsyrtos, Kolkhis ülkesinin prensiydi. Kralları efsanevi bir kraldı, onun soyundan geliyordu. Ama hikayemizdeki asıl düğüm, kız kardeşi Medeia ile başlar. Hani şu büyücü, hani şu rüzgarın sesini bile komutlarıyla susturabilen Medeia. Medeia, o yabancı kahraman Iason’a tutulup da Altın Post’u alıp kaçmaya karar verdiğinde, yanına en değerli şeyini almıştı: Kendi kanından, kendi canından olan erkek kardeşi Apsyrtos’u.

Düşünün bir kere; bir gemidesiniz, fırtınalar tepenizde dans ediyor, babanızın gemileri arkanızdan kükreyerek geliyor ve siz, biricik kardeşinizle birlikte o uçsuz bucaksız denizlerin ortasındasınız. Apsyrtos, ablasının kalbinin nereye savrulduğunu gördükçe içi burkuluyordu. O, sadece bir prens değil, aynı zamanda ailesinin onurunu korumaya çalışan toy bir delikanlıydı.

Ama ne yazık ki, gökyüzü sakinlerinin oyunları bazen çok acımasız olur. Iason ve Argonautlar, Apsyrtos’un onları durdurmak için peşlerine düştüğünü anlayınca, o meşhur zekayı kullanmaya karar verdilerya da buna zeka mı demeli, yoksa karanlık bir plan mı? Bazı ozanlar, Apsyrtos’un babasının ordularını toplayıp yolu kestiğini anlatır. Bazıları ise ablasının, kardeşini o meşhur “bir tuzak” için kandırdığını söyler.

İşin sonu ne mi oldu? Apsyrtos, ablasının çağrısına uyup bir buluşmaya gitti. Ama orası bir kardeş kucaklaşması değil, kaderin soğuk nefesini hissettiği bir yer oldu. Kimi anlatılara göre Iason, genç prensi pusuya düşürdü; kimilerine göre ise olanlar, aklın alamayacağı kadar hazin bir şekilde, denizlerin serin sularında son buldu. Apsyrtos, Argonautların hikayesindeki o parlak ama bir o kadar da karanlık gölge oldu.

Bir prensin, kendi evinden uzaklaşırken bir daha asla dönememesi... İnsanın içini sızlatan cinsten, değil mi? Ama unutmayın, denizler sadece hazineleri değil, böyle pişmanlıkları da saklar. Şarabın tortusu bardağın dibine çökerken, bu tür hikayelerin tortusu da hafızamızın en derin yerinde kalır. Şimdi söyleyin bakalım, siz olsaydınız o devasa *Argo* gemisinin güvertesinde, bir kardeşin sadakati mi, yoksa bir aşkın çılgınlığı mı ağır basardı?

Hadi, ateşin közü kararmadan biraz daha anlatayım mı, yoksa rüyalarınızda o denizin dalgalarını mı duyacaksınız?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme