Şöyle ateşin başına yaklaşın bakalım, ayaklarınızı uzatın. Gözlerinizdeki o pırıltıyı görebiliyorum, demek yine macera peşindesiniz. Argonautları duymuşsunuzdur; hani şu meşhur *Argo* gemisiyle denizleri birbirine katan, yiğitlikleri dilden dile dolaşan o gürültülü tayfa... İşte o hikayenin en hüzünlü, en tuhaf köşesinde Apsyrtos yatar.
Apsyrtos, Kolkhis ülkesinin prensiydi. Kralları efsanevi bir kraldı, onun soyundan geliyordu. Ama hikayemizdeki asıl düğüm, kız kardeşi Medeia ile başlar. Hani şu büyücü, hani şu rüzgarın sesini bile komutlarıyla susturabilen Medeia. Medeia, o yabancı kahraman Iason’a tutulup da Altın Post’u alıp kaçmaya karar verdiğinde, yanına en değerli şeyini almıştı: Kendi kanından, kendi canından olan erkek kardeşi Apsyrtos’u.
Düşünün bir kere; bir gemidesiniz, fırtınalar tepenizde dans ediyor, babanızın gemileri arkanızdan kükreyerek geliyor ve siz, biricik kardeşinizle birlikte o uçsuz bucaksız denizlerin ortasındasınız. Apsyrtos, ablasının kalbinin nereye savrulduğunu gördükçe içi burkuluyordu. O, sadece bir prens değil, aynı zamanda ailesinin onurunu korumaya çalışan toy bir delikanlıydı.
Ama ne yazık ki, gökyüzü sakinlerinin oyunları bazen çok acımasız olur. Iason ve Argonautlar, Apsyrtos’un onları durdurmak için peşlerine düştüğünü anlayınca, o meşhur zekayı kullanmaya karar verdilerya da buna zeka mı demeli, yoksa karanlık bir plan mı? Bazı ozanlar, Apsyrtos’un babasının ordularını toplayıp yolu kestiğini anlatır. Bazıları ise ablasının, kardeşini o meşhur “bir tuzak” için kandırdığını söyler.
İşin sonu ne mi oldu? Apsyrtos, ablasının çağrısına uyup bir buluşmaya gitti. Ama orası bir kardeş kucaklaşması değil, kaderin soğuk nefesini hissettiği bir yer oldu. Kimi anlatılara göre Iason, genç prensi pusuya düşürdü; kimilerine göre ise olanlar, aklın alamayacağı kadar hazin bir şekilde, denizlerin serin sularında son buldu. Apsyrtos, Argonautların hikayesindeki o parlak ama bir o kadar da karanlık gölge oldu.
Bir prensin, kendi evinden uzaklaşırken bir daha asla dönememesi... İnsanın içini sızlatan cinsten, değil mi? Ama unutmayın, denizler sadece hazineleri değil, böyle pişmanlıkları da saklar. Şarabın tortusu bardağın dibine çökerken, bu tür hikayelerin tortusu da hafızamızın en derin yerinde kalır. Şimdi söyleyin bakalım, siz olsaydınız o devasa *Argo* gemisinin güvertesinde, bir kardeşin sadakati mi, yoksa bir aşkın çılgınlığı mı ağır basardı?
Hadi, ateşin közü kararmadan biraz daha anlatayım mı, yoksa rüyalarınızda o denizin dalgalarını mı duyacaksınız?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o parıltılı altın post hikayelerinin ardında, soğuk bir rüzgar gibi esen o karanlık gerçeği duydun mu hiç? Argonautlar gemisi yelken açarken, herkesin kahraman dediği o adamların peşinde nasıl bir yıkım bıraktığını kimse söylemez. Bugün sana Apsyrtos’un sessiz hikayesini anlatacağım.
Apsyrtos, Kolkhis'in genç ve körpe prensiydi. Ablası Medeia, kendi özgürlüğünü ararken bir yabancıya, Iason’a kapılmıştı. Peki, bu büyük 'kahramanların' gemisi ne yaptı dersin? Güç ve şan peşinde koşanlar, karşılarına çıkan her engeli bir satranç taşı gibi devirmekten çekinmediler. Apsyrtos, kardeşinin gidişini durdurmak, ailesini ve yurdunun onurunu korumak için yola çıkmıştı. Bir kral oğlu olarak değil, sadece bir kardeş olarak.
Fakat evlat, dünyada güç sahipleri için 'sadakat' sadece işlerine geldiği sürece kutsaldır. Iason ve onun "soylu" arkadaşları, Apsyrtos’u tuzaklarına çektiklerinde, onu bir tehdit olarak gördüler. Oysa o, sadece sistemin dişlileri arasında ezilen bir gençti. Bir elin parmağı kadar bile etmeyen bu hırs uğruna, Apsyrtos’un hayatı, denizin tuzlu sularına bir kurban gibi bırakıldı. Onun sessizliği, aslında sistemin en gürültülü çığlığıdır.
Sakın unutma güzel yavrum; zafer diye sundukları şeyin dibinde, çoğu zaman masumların parçalanmış hayalleri yatar. Güç sahipleri birbirlerine "yoldaş" derler ama iş çıkarlarına gelince, en yakınlarını bile bir yük gibi denize atarlar. Şarap kadehimdeki son damlayı, bu dünyada kendi sesi duyulmadan yok edilen tüm Apsyrtos’ların anısına kaldırıyorum.
Dünyanın sana "doğru" diye dayattığı o görkemli masallara inanma; kralların taçları, aslında üzerine bastıkları insanların gözyaşlarıyla parlar. Gerçek, o geminin altındaki derin ve sessiz karanlıkta gizlidir. Şimdi uyu ve hatırla; tarihin kazananları değil, kaybedilenlerin masumiyeti yazar hakikati.