Thesauros Mythology Antinoos

Antinoos

Antinoos

Odysseus’un evini talan eden, Telemakhos’a pusu kuran, küstah ve zalim Antinoos, taliplerin en tehlikelisi ve Odysseus’un ilk hedefi olan bir zorbadır.

Eupeithes'in oğlu Antinoos, Odysseus'un yokluğunda mülkü bir tüketim alanı olarak gören ve ayrıcalıklı konumunu meşru bir hak sayan talipler hiyerarşisinin en belirgin figürüdür. Kendi çıkarlarını toplumsal bir düzen gibi dayatan bu figür, tahakkümü bir yaşam biçimine dönüştürerek Telemakhos'u iktidar alanı için bir tehdit olarak kodlar. Pylos dönüşü Telemakhos'a kurulan pusu, sadece bir şahsi husumet değil, mülkiyetin ve otoritenin el değiştirmesine karşı geliştirilmiş sistematik bir şiddet refleksidir. Penelopeia’nın "kara ölüm cadısı" benzetmesiyle tarif ettiği bu karakter, kendi kibrini bir yasa gibi sunarken, başkalarının acısını bir oyun alanına –İros ve Odysseus arasındaki dövüş gibi– indirgeyerek, yönetilenler üzerinde kurulan baskının keyfiyetini gözler önüne serer.

Sert ve kavgacı mizacı, güç odaklı bir yönetişimin dışavurumudur. Özellikle Odysseus’u bir dilenci kılığında aşağılaması, iktidarın kendi sınırlarını korumak için uyguladığı bir dışlama ve değersizleştirme pratiğidir. Yay germe oyunundaki tutarsızlığı, iktidarın kendi varlığını sürdürmek adına kuralı koyan ve gerektiğinde bu kuralı kendi bekası için askıya alan tavrının bir yansımasıdır; kutsal günü öne sürerek ertelemek, aslında kaybedilme ihtimali olan bir denetimi kontrol altında tutma çabasıdır. Akhilleus’un destansı duruşunun aksine Antinoos, gücünü meşruiyetten değil, gasp ettiği mülkiyetin yarattığı hırstan alır. Odysseus’un ilk okuyla hedef aldığı bu figür, yerleşik düzenin üzerine konan bir parazit gibi tasfiye edilir. Ölümünden sonra babası Eupeithes’in kışkırtmalarıyla başlayan ayaklanma ise, tahakkümün yerleştiği zihinlerin, efendisiz kalmanın getirdiği kaosla nasıl manipüle edildiğinin kanıtıdır; ancak tanrıça Athena’nın müdahalesi, bu hiyerarşik düzen arayışının otorite karşısındaki nihai acziyetini simgeler.
Silenos
Şöyle bir sokulun bakalım yanıma; şarabın tadı genizde hafif bir sızı bıraksa da, anlatacaklarımın acısı daha derin, bilesiniz. İthake’nin o güzelim sarayına bir gölge düştü vaktiyle, hem de öyle bir gölge ki, güneş bile o avludan geçerken kararsız kalırdı. Adı Antinoos. Eupeithes’in oğlu, hani şu "ben yaptım oldu" diyenlerin şahı, küstahlığın kitabını baştan aşağı yazmış bir adam.

Siz bakmayın onun süslü kaftanlarına; o, Odysseus’un ocağını söndürmeye ant içmiş, gözü dönmüş bir ziyafet düşkünüydü. Düşünsenize, bir kralın evine çöreklenmiş, kendi eviymiş gibi yayılmış, sofradaki en lezzetli parçaları kendine ayırırken bir yandan da kralın oğlu Telemakhos’a "sen kimsin ki?" dercesine o kibirli bakışlarını fırlatan birinden söz ediyorum. Genç Telemakhos’un omuzlarındaki o ağır yük yetmezmiş gibi, bir de Antinoos’un bitmek bilmeyen oyunları vardı. Çocuk, babasının izini sürmeye kalktığında ona pusu kurmayı akıl eden, aklı fikri hep kurnazlıkta olan oydu.

Hani derler ya, "kötülük edenin gölgesi bile soğuktur" diye; Penelopeia, o güzel ve dirayetli kraliçe, onu gördüğü an yüzünü buruşturur, "bu adam kara ölüm cadısından farksız" dermiş. Haklıydı da... Sadece kurnaz mı? Hayır, bir de kaba mı kaba, zalim mi zalim! Kendi aralarında eğlenmek için, kılık değiştirmiş Odysseus’u bir dilenci sanıp ona el kaldırdığında, aslında kendi sonuna doğru nasıl bir hırsla koştuğunu anlayacak kadar bile feraseti yoktu.

Bir gün, hani şu yay germe oyunu vakti geldiğinde, bir sağa bir sola yattı bu adam. Kendi kendine, "bu işi ben bitireceğim" dedi, sonra korktu, "bugün kutsal gün, yarışma olmaz" diyerek caydı. Ama ne yapsa nafile... O yay, kaderin soğuk nefesi gibi gerildiğinde, Odysseus’un oku ilk önce onu buldu. Gökyüzü sakinleri, insanın içindeki o karanlığın ne kadar tehlikeli olduğunu bazen en sert yolla hatırlatır işte.

Sonunda ne mi oldu? Antinoos gidince, arkasında sadece babasının boş bir öfkesini ve dağılmış bir saray bıraktı. Ama o gün İthake’nin toprakları, uzun süredir görmediği bir huzuru, Athena’nın altın pırıltısıyla yeniden kucakladı. Gördünüz mü çocuklar; kibir, eninde sonunda kendi sonunu getiren bir düğümdür. Siz siz olun, masanızdaki ekmeği kiminle paylaştığınıza değil, o ekmeğin helal olup olmadığına bakın. Şimdi, biraz daha şarap doldurayım mı, yoksa başka bir efsaneye mi geçelim?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme