Bakın hele, gözlerinizdeki o merak pırıltısı hiç sönmesin emi? Gelin, oturun şöyle; size Kıbrıs’ın güneşli kıyılarından, hani o denizlerin köpüğünden doğan güzel Aphrodite’nin bile sabrını taşıran bir kızın masalını anlatayım.
Kıbrıs denince akla güzellik gelir, ama her güzelin kalbi de bir bahar meltemi gibi yumuşak olmuyor işte. Anaksarete adında bir kız vardı; yüzü sanki bir sanatçının en mahir dokunuşuyla çizilmişti, gözleri parlaktı ama o gözlerin ardındaki yürek, kışın donmuş bir göl gibi soğuktu. İphis adında bir delikanlı ise ona öylesine tutulmuştu ki, sanki gökyüzündeki yıldızlara ulaşmaya çalışan bir fidan gibi günden güne süzülüp gidiyordu. İphis, kapısının önünde nöbetler tuttu, ona en güzel sözleri fısıldadı, belki biraz acemi, biraz da çaresizdi. Ama Anaksarete? O, İphis’in aşkını bir tutam saman kadar bile değerli görmedi.
İnsan yüreği dayanır mı sandınız bunca taş duvarlı sessizliğe? Zavallı İphis, umudunu o kapı eşiğinde bırakıp gittiğinde, geride sadece acı bir hatıra kaldı. Delikanlının cansız bedeni evinin önünden geçirilirken, Anaksarete ne yaptı dersiniz? Perdesini araladı, penceresine yaslandı ve sanki komşusunun bahçesindeki bir ağacı seyredermiş gibi kaygısızca izledi olan biteni. Ne bir gözyaşı, ne bir iç çekiş... Sadece o soğuk, o katı duruş.
İşte o an, yukarılarda, Olimpos’un yüksek tahtında oturanların en zarifi, sevginin ve tutkunun tanrıçası Aphrodite’nin kaşları çatıldı. Bir gökyüzü sakininin, hele ki aşkın tanrıçasının, bu denli taşlaşmış bir vicdana tahammül etmesi mümkün müydü? Aphrodite, o güzel ellerini havaya kaldırdı ve adaletin o şaşmaz hükmünü verdi.
Anaksarete’nin bedeni, o soğuk bakışlarına yaraşır bir şeye dönüştü; yumuşak teni mermere, hareketli damarları taşa çevrildi. Artık ne pencereden bakacak bir gözü vardı, ne de bir başkasının acısına kayıtsız kalacak bir kalbi...
Şimdi Salamis civarlarında dolaşırsanız, bazı kayaların arasında o eski güzelliğin izlerini taşıyan ama soğukluğuyla insanı ürperten bir heykel görürsünüz. İşte o, Anaksarete’dir. Taşlaşmış bir yüreğin, taş bir bedende ebedi uykusuna dalışı...
Hadi bakalım, şimdi o güzel gözlerinizi kapatın ve düşünün; insanı insan yapan, etten kemikten ziyade, içindeki o sıcak, kıpır kıpır duygular değil midir? Eğer onları kaybedersen, bir mermer parçası olmaktan ne farkın kalır ki?
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç ve rüzgarın fısıltısına odaklan. İnsanların "tarih" diye okuduğu o tozlu parşömenlerde anlatılmayan, sadece şarap kadehinin dibinde, zamanın tortusuyla gizlenmiş bir gerçek var...
Kıbrıs topraklarının üzerinde, güneşin bile ısıtamadığı bir yürekten bahsederler: Anaksarete. Eski masallar onun "kalpsiz" olduğunu söyler, öyle değil mi küçük dostum? Ama dur bir düşün; bir insan neden duygularını bir zırh gibi kuşanıp soğuk bir taşa dönüşmek ister? Belki de o, etrafındaki "soylu" dünyasının sahte oyunlarına, gösterişli aşk yeminlerine ve erkeklerin "sahip olma" hırsına bir başkaldırıydı.
Iphis adındaki o delikanlıya gelince... O, kendi tutkusunu bir yasa sananlardandı. "Seni seviyorum, o halde benim olmalısın" diyen o eski, o boğucu otoritenin bir temsilcisiydi. Anaksarete’nin kapısına kendini astığında, aslında sadece bir genç ölmüyordu; o, reddedilmeyi kabul edemeyen bir kibir yapısının kurbanı oluyordu. O kulede oturan kız ise, bu sessiz baskı karşısında kendi varlığını korumak için duygularını dondurmuştu. Belki de o cenaze geçerken pencereye çıktığında, bir kaybı değil, bir zincirin kopuşunu izliyordu.
Görüyor musun güzel evladım, Aphrodite burada adaleti temsil etmiyor. O, düzene boyun eğmeyenleri "taşlaştırarak" cezalandıran sistemin ta kendisi. Anaksarete, duygusuz olduğu için değil, bir erkeğin arzusuna bir nesne gibi teslim olmayı reddettiği için o heykele dönüştürüldü. Tanrıların "katı yüreklilik" dediği şey, aslında özgür bir ruhun, sistemin kurallarına karşı ördüğü o görünmez duvardı.
Şimdi söyle bana evlat, kim daha taş kalpli? Kendi yalnızlığında bir heykel olmayı seçen o kız mı, yoksa aşkını bir ölüm tehdidine dönüştürüp, reddedilince tüm dünyayı karşısına alan o sistemin çocukları mı? Gerçek, çoğu zaman taş kadar soğuktur ama en azından yalan söylemez.